Toplum bilimi demek olan sosyoloji, toplum ve insanın etkileşimini incelemektedir

Toplum bilimi demek olan sosyoloji, toplum ve insanın etkileşimini incelemektedir. Öznesi insan, insanın meydana getirdiği toplumu insan davranışlarını esas alarak incelemektir.  Başlığımızda sunduğumuz incinebilirlik kavramının içinde kimler var? Sosyoloji bunu şöylece sıralamakta; kadınlar, çocuklar, yaşlılar, farklı ırk mensubu olanlar, farklı etnik gruba üye olanlar, engelliler, yoksullar vs. bu grupta olan toplum fertleri ve katmanlarını yüksek incinebilirlik kategorisinde değerlendirmektedir. İncinebilirlik ne demek bir bakalım isterseniz. Sonra yolumuza devam ederiz. İncinmek kişinin vücudunda kırılma, burkulma, çarpma, sıkışma, vurma sonucu acı, ağrı hissetmesi yahut birinin herhangi bir davranışı, sözü yüzünden incinmesi olarak veriyor sözlük anlamı bize incinmeyi. İnciniyor olmak hassasiyetin ve korunmaya muhtaç olmanın bir geri bildirimidir aslında! Sosyoloji bu bağlamda güçsüzün güçlendirilmesi, eşitsizliğin giderilmesi için kültürel, ekonomik ve siyasal unsurları göz önünde bulundurarak çözüm üretmeye çabalar. Biz; incinebilir grup içinde başı çeken kadını inceleyeceğiz. Çünkü kadının incinmesi, maduriyeti çocuğun maduriyeti anlamına geliyor aynı zamanda ve toplumun yarısının atıl hale gelmesine sebebiyet veriyor. İncinmenin zıddı güçlendirmedir. Güçlendirme nasıl ve ne şekilde yapılmalıdır? İnsani, Kültürel, politik, ekonomik, toplumsal cinsiyet kavramının içeriğinin farklılaştırılması ile mi? Son günlerde çok tartışılan yine kız çocuğu ve kadın eksenli konu gündemi epey meşgul etti. Küçük yaşta evlen(diril) me! Evliliğin amacı yurt, yuva kurmak meşru olanı gerçekleştirmektir. Ne yazık ki burada bile kız evlendirilirken toplum hafızasında var olan düşünce ? Koca baksın, biz kurtulalım sorumluluktan?; işte bu düşünce ve vicdan iflasıdır. Cinsiyet üzerinden eşitsizlik burada başlıyor zaten. Eğitim, iş, kendini ifade edebilme hak ve yetisinin önüne bu zihniyet kabus gibi çöküyor. Ailesinde herhangi bir eşya gibi görülen kız evlat hiç koca evinde adam yerine konulur mu? Kıymetlendirilen kıymet bulur. Biz bunu anlamak zorundayız. Yetmiyor hayatının her hangi bir evresinde miras alacağı zaman da bu kabus kadının peşini bırakmıyor. Çoğu zaman yine eşitsizlik hatta tamamen mirastan mahrumiyeti yine kadın yaşıyor. Bu her ne kadar Anayasal  Hükümlerle kadınlar, erkeklerle eşit miras ve mülkiyet hakkına sahiptir denilse de,  kanuna bağlanmışsa da toplum nezdinde pek de öyle değildir.  ? Günümüzde kadınların karşı çıktıkları ve mücadele etmek zorunda kaldıkları birçok sorun, kadın ve erkek kimlikleri ve rolleri konusunda toplum ve kültür tarafından belirlenmiş ön kabuller ve kalıp yargılarla, başka bir deyişle toplumsal cinsiyetle ilişkilidir.?(Berktay:2009/16) Biz buna çalışan kadının kendi çalıştığının da gasp edildiğini ifade ederek bir eşitsizliğe daha dikkat çekmek istiyoruz. Toplumda bu algı da son derece hastalıklıdır. Halbuki; şahsi mülkiyet hakkı hem dinin hem hukukun öngördüğü bir haktır. Emek kutsaldır. Emeğin sömürülmesi zulümdür.  Şu ana kadar kısaca başlıklarını vermeye çalıştığım bazı sorunlarımızın (yara) sağlam zeminde çözüme ulaşması bugün gelinen noktaya rağmen uzun süreceğe benziyor. O zaman kadınların ve erkeklerin insaf ölçüsünde bir dönüşüm ile bunu gerçekleştirme yolunu seçmeleri akılcı olacaktır. Anne- babaların da aynı yolu tercih etmeleri elbette kaçınılmazdır. Yoksa kuru kuruya yazılan kanunlar, kitaplar, satırlar beş para etmiyor. Anlayış değişmeli, eşitsizliğin ne olduğu iyice kavranmalı, Ekonomik, eğitim, kültür, siyasi ve insani yaptırımlar için ciddi adımlar atılmaya devam edilmelidir. Yoksa biz bu türküyü söyleye söyleye sona gideriz. Şiddet türküsü sazı titretmeye devam eder. ?Sessiz ve itaatkar? olmak ? iyi huylu? olmakla özdeşleştirildikçe yaramız kanamaya devam edecektir. Bu öldüren sükuta kahrediyoruz!