Şu eski Sandalcılar Mahallesi… Tekirdağ sahilinin o en can alıcı bitiş noktası. Eski otogarın tam karşısı.

Hani şöyle baksan, dünyanın neresinde olsa üzerine saray yapsan manzarasıyla ziyaretçi rekoru kıracak, turizm broşürlerine kapak olacak cinsten bir kupon arazi.

İşte tam orası, bizim Karayolları Şube Şefliği’nin bulunduğu yer…

Karayolları Genel Müdürlüğü denilen yapının sorumluluğunda yollar var bu şehirde. Genelde o devasa ana arterler, o yolların bağlandığı kavşaklar ve ortadaki refüjler.

Bakıyorsun… Her biri bakımsızlıktan adeta birer harabe, adeta birer açık hava hurdalığı! Çöpler dağ olmuş, yabani otlar almış başını Amazon ormanları gibi gitmiş ya da sararmış kurumuş otlar. Kavşak değil, sanki terk edilmiş arkeolojik kazı alanı!

Ne bir utanma var, ne bir sıkılma…

Siz bu Tekirdağ’ı sabahtan akşama kadar ibriklerle gülsuyuyla yıkasanız ne yazar? Şehrin girişleri, misafiri karşıladığın o ilk vitrin rezalet içindeyse, gerisinin zerre kadar kıymeti kalmıyor. Misafiri kapıda çöple karşılıyorsan, salondaki halının ne önemi var?

Ve acı olan ne biliyor musunuz? Bu bugünün sorunu değil. Yıllardır böyle, kronik bir Tekirdağ klasiği…

O koltuklarda, o ballı makamlarda oturanlarda bunu dert eden tek bir Allah’ın kulu yok. O makamların bağlı olduğu mülki amirliklerde yaprak kımıldamıyor. Ülkeyi ve şehri yöneten siyasi kadrolarda ise en ufak bir kıpırtı, bir refleks, bir reaksiyon belirtisi bile yok. Adeta kolektif bir boş vermişlik simülasyonu izliyoruz.

Yahu insanın midesi bulanır, en fazla gider doktora, yazar bir reçete, alır ilacını düzelir. Ben bu şehrin girişlerinden her geçtiğimde midem bulanıyor ama ne çare ki bu umursamazlığın ilacını bir türlü bulamıyorum!

Bak, o makamda oturan güzel kardeşim, sayın Karayolları Şefi…

Tekirdağ senin keyfe keder, "bugün git yarın gel" mantığıyla, canının istediği gibi yöneteceğin bir kasaba değildir. Burası Trakya’nın gözbebeğidir.

Eğer yapamıyorsan, eğer bütçen yetmiyorsa, gücün el vermiyorsa gurur yapmayacaksın; gideceksin ilgili belediyeden destek isteyeceksin. "Aman muhalif belediye, aman siyasiler bana kızar, koltuğumdan olurum" diye korkup tir tir titriyorsan da, o zaman cesaretini toplayıp o arkana sığındığın siyasilerle konuşacaksın. Diyeceksin ki: "Gelin bu işe bir çare üretin, maskemizi düşürmeyin."

Bu halka hizmet için o koltukta oturuyorsan; benim şehrimi temiz tutmak, o kavşağı, o yolu, o refüjü pırıl pırıl yapmak zorundasın! Görevin bu.

Çünkü burası, senin o vizyonsuzluğuna terk edilecek bir ahır değildir; burası medeniyetin beşiği Tekirdağ’dır!