Kabul edilen yeni seçim kanunuyla ilgili bir değerlendirme yapmıştım önceki yazımda.

Meclis genel kuruluna gelir ve kabul edilir demiştim. Öyle de oldu. Çünkü AKP ne istiyorsa MHP ve BBP her teklife evet diyor. Hatta BBP lideri Destici baraj oranı ve artık oyların büyük partiye verilmesi maddelerine itiraz etmesine rağmen EVET oyu vereceğini açıkladı. Muhtemelen partisi seçime girmeyecek ve AKP listelerinden aday gösterilecekler diğer küçük partiler gibi. Küçük derken onları küçümsediğim anlaşılmasın, oy oranları açısından öyle söylüyorum. Siyasetin matematiği farklıdır. Keser hep sana yontsa da bazen ağaç senin üstüne devrilebilir. Siyasette her zaman 1+1=2 olmaz. İktidarlar seçim sistemiyle oynamaya başlamışlarsa kaybetme telaşı başlamış demektir. Bu telaş iktidar partisinde kaynamalara sebebiyet verdiği gibi, bazı iş adamlarının ve parti içindeki kliklerin güç mücadelesini de aleni hale getirir. Nitekim AKP kurucu üyelerinden bazıları partilerini terk ettikleri gibi, açık ve sert muhalefetleriyle AKP'nin karşısında konumlanmaya başlamışlardır. İş insanı ve AKP'nin kurucu isimlerinden, eski devrimci Ethem Sancak'ın; "Biz ABD'nin desteğiyle iktidar olduk." açıklaması ve istifası, partideki çatlağın boyutunu göstermesi açısından önemlidir. Sancak; "Ben Tayyip Erdoğan'ın neferiyim." dese de cepheyi terk etmiş görünmektedir. Bu sadece bir itiraf mıdır, yoksa AKP'yi özellikle dış politikada yeniden dizayn etme çabası mıdır diye sormak gerekir. Ahmet Davutoğlu'nun, Ali Babacan'ın, Mustafa Yeneroğlu'nun,Turan Çömez'in açıklamaları da uykuları kaçıracak niteliktedir. AKP ve dahi hiçbir iktidar bu nedenle koltuğu bırakmak istemez. İktidara aday partiler "devr-i sabık yaratmayacağız." dese de kimse rahatlık içinde olamaz. Ve liderler ne kadar güçlü olurlarsa olsunlar, gemi su almaya başladığında farelerin kaçışına engel olamazlar. Çünkü ilkelerin ve davanın yerini, menfaatlar ve rant almaya başlayınca bu durum kaçınılmaz olur. Peki muhalefet partilerinde durum nasıldır acaba diye sorduğumuzda, orada da köşe kapmaca oyunlarına rağbetin arttığını görüyoruz. Kongrelerdeki güç yarışı, seçimler yaklaştıkça milletvekili listelerinde yer bulma, ön alma mücadelesine dönüşür. Fakat yeni seçim yasasının getirdiği bazı sıkıntılar nedeniyle özelikle MİLLET İTTİFAKI bileşenlerinde bir takım kıpırdanmalar veya yeniden muhakemeler de gözle görülür hale gelmiştir. Zaten yeni yasanın amaçladığı da muhalefet blokunu parçalamak ve ittifakta kaos yaratmak, seçimi kazanmalarına engel olmaktı. İYİ Parti'deki gelişmeleri bu perspektiften değerlendirmemiz gerekir diye düşünüyorum. Hem iller, hem de bazı ilçe teşkilatlarında yaşanan geçimsizlikler ve itiş kakışın başka bir nedeni olamaz. Zannediyorum ki; İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener'in GİK' te yaptığı değişiklik ve düzenlemelerin sebebi de budur. İl il değerlendirmek istemiyorum ama bu değişikliklerin, siyasi yelpazede kendini merkez sağa ve liberal demokrat bir konuma yerleştirmeye çalışan İYİ Parti'nin vitrin fotoğrafını değiştirme çabası olduğunu düşünüyorum. Sonu iyi mi olur, kötü mü olur bunu halkımız sandıkta oylarıyla belirleyecektir. Ama farklı düşüncelere sahip altı partiyi el ele seçime götürebilmenin ve sandıktan başarıyla çıkabilmenin başka bir yolunun da olmadığını düşünüyorum. Sabır, iyi niyet, samimiyet ve hoşgörü şu dönemde sadece bir tercih değil, aynı zamanda mecburiyettir.