SECCADE İZİ
Sonbaharın dallarından ayırdığı sarı, kırmızı, yer yer yeşil yaprakların hışırtısı arasında Figen kaldırımdan yürüyerek okula gitti.
Lisede ilk günüydü. Bir sürü öğrenciyle tanıştı. Üst sınıflardan abileri, ablaları yanına gelerek ona adını sordular.
İçlerinden bazıları:
?Biz senin okula alışmana uyum sağlamana yardım edebiliriz, okulu ve öğretmenlerini daha kısa sürede tanımanı sağlayabiliriz,?
Dediler. Bu durum Figen´in hoşuna gitti. Çok sosyal bir yönü vardı kolay arkadaşlık kuruyor, insanlarla kolay kaynaşıyordu. Annesinin çok da hoşlandığı bir durum değildi bu, zaman zaman kendisini uyarma gereği doğuran durumlara neden oluyordu.
Ailesinin maddi durumu iyiydi Figen, ne istese hemen yerine getiriliyordu. Sömestr tatili yaklaşmış, notlarının iyi olmasından dolayı ailesinin onu ödüllendireceğini bildiğinden, isteyeceği şeyin planını da yapmıştı.
Son sınıftaki ablalarından olan Nilay, bir gün Figen´ e:
?Tatilde bize gelir misin? çok iyi vakit geçiririz, benim ailemi seversin ve senin eksik olan yanını tamamlayacak sohbetler yaparız. Benim annem sofudur sana dinimiz konusunda eksik kaldığın konularda aydınlatıcı kitaplar da önerir birlikte okur, üzerinde tartışırız,?
Dedi.
Teneffüslerde hep Figen´i bulur ona cennet, cehennem ve öbür dünya diye addettiği hikayeler anlatırdı. Bunlara şaşırdığını görünce de:
?Senin dinimizle ilgili hiç bilgin yok, halbuki sen çok özel bir ruha sahipsin, kendini yetiştirsen, yeterince ibadete versen evliya bile olabilirsin,?
Dedi.
Bunu günlerce uykusuz kaldığı geceler boyu düşündü ve haklı olabileceğine karar verdi. Karnesini aldığı gün babası:
?Söyle bakalım kızım nasıl bir ödül istersin??
Dedi.
?İzin verirseniz sömestr tatilimi arkadaşım Nilay´ larda geçirmek istiyorum. Beni davet etti, birlikte iyi vakit geçireceğiz ve çok kitap okuyacağız.?
Ertesi gün, küçük bir valiz hazırladı, içine sevdiği giysilerini, takılarını ufak tefek makyaj malzemelerini koydu. Sanıyordu ki; iki arkadaş giyinip, kuşanıp çarşı pazar dolaşacak parklarda kitap okuyacak, hoşça vakit geçireceklerdi.
Öyle olmadı? Nilay´ın ailesi tutucu bir aileydi. Kızlarının gezip tozmasına izin vermedikleri gibi sürekli ibadet etmesini, dini içerikli kitaplar okumasını istiyorlardı. Fazlasıyla ibadete yönelmiş bu aile Figen´i önce şaşırttı. Sonra farkında olmadan öylesine içine aldı ki Kur´an okumayı öğrendi akşam üzerleri toplanıp kadınlarla ilahiler okudu, dini sohbetler yaptı, öbür dünyaya dair hikayelerden konuştu.
Namaz da öğrenmiş beş vakit kılmaya da başlamıştı. Başını örtmek istedi. Annesi:
? Kızım tabi ki yapmak istediğin şeye saygı duyarım ama bizim aile batılı değerlere ve çağdaşlığa bakışımızı yansıtan tarzın gerektirdiği şekilde yaşamını sürdürüyor. Örtünmek dini nedenlere bağlı, Kur´an´ın bir emri olduğu dile getiriliyor. Gelenekçi bir yapıdaki ortamlarda dünyaya gelen, arkadaşın Nilay gibi ve yaşamını yine aynı ortamda sürdüren insanlara bunu anlatmak zor. Biliyorum, yıkılması en zor olan şeyler insanların süregelen gelenekleridir. Burada yanlış olan bir şeyde de inat etmenin mantığı yok. Çünkü bu, Allah´ın indirdiği Kur´an´la çelişiyor. İlk cümlesi neydi hatırla, ?oku ?diyordu Kur´an öyle değil mi kızım? ?
Figen´in yargılayıcı bakışlarla bakan gözleri fal taşı gibi açıldı. Annesine;
?Ben hem derslerime çalışıyor, hem dinimi öğreniyor, hem de dünya edebiyatından örnekler okuyorum. Ama sen beni anlamıyorsun, ibadet etmeme karışıyorsun. Beni rahat bırak, günaha giriyorsun,?
Dedi.
Daha da ileri giden düşüncelerle annesinin kötü olduğunu yüksek sesle onun yüzüne haykırdı.Giderek artan dine olan ilgisi çevresindeki insanların da değişmesine sebep oldu. Tamamen din ve ibadet temalı toplantılara katılıyor, orada tanıştığı insanlarla görüşüyordu. Liseyi bitirir bitirmez başını önce siyah bir yazmayla sıkı sıkı örttü, üstüne de omuzlarına kadar inen baş örtüsünü bağladı. O günden sonra saçını babasının dahi görmemesine özen gösterdi. Abdest alırken bile sağ elini başörtüsün altından başının dörtte birini mest ederek, ıslatıp sıvazladı. Etekleri uzun elbiseler giymeğe başladı. Üzerine de kaftanı andıran uzun bir yelek giydi.
Üniversite sınavına girdi Yüksek Okul Muhasebe ve Vergi Uygulamaları bölümünü kazandı. İki yıl okuduğu bu okuldan mezun olduktan sonra. Bir yıl boyunca bir markette kasiyer olarak çalıştı. Daha sonraları odasına kapandı sürekli ibadet etti. Her vaktin namazını iki defa kıldı. Annesi kızının günden güne kendini dış dünyaya kapamasına çok üzüldüğü bir gün:
?Kızım, namaz kılmanı ibadet etmeni anlıyorum da dış dünyayla ilişkini kesmeni arkadaşlarından kendini soyutlamanı anlamıyorum. Ayrıca her vaktin namazını gereğinden fazla kılıyorsun, buna anlam veremiyorum,? dedi.
Figen, perdeleri kapalı odasında, seccadesini yere sermiş, başındaki namaz örtüsünü düzelterek annesine acıyan gözlerle baktı.
?Anne, ben senin anlamanı beklemiyorum, şunu bilmeni istiyorum. Benim kıldığım o fazladan namazlar sizin için. Allahtan sizin günahlarınızı affetmesini dilemek için. Çünkü siz kötüsünüz namaz kılmıyorsunuz ve sen başını örtmüyorsun, başımı örttüğüm için de bana kızıyorsun. Kötüsün sen,? dedi.
?Kızım öyle şey olur mu! Her insan kendi yaptıklarından sorumludur bu Allah katında da yaşadığımız bu dünyada da böyle. Sana başını örttüğün için değil, kendini her şeyden soyutlayıp tamamen içine kapandığın, dış dünyayla ilişiğini kestiğin için, biraz ara ver dışarı çık insanlarla görüş arkadaşlarınla bir araya gel diyoruz. Sen ise tüm insanların kötü olduğunu düşünüyorsun. Son zamanlarda aşırı derece sinirli ve saçmalayan biri oldun. İmamları ve sofuları yüceltiyor diğer insanları kötü ve günahkar görüyorsun. Ev kadınlığını yüceltip, kariyer yapan kadınları aşağılıyorsun. Yüksek sesle konuşmayı erdem sayıyorsun. Sanırım bu nedenle de bize karşı da sesini yükseltiyor bağırarak konuşuyorsun. Hatalarınla duygusal bir bağ kuruyorsun ve böylece kendi hayatını bataklığa çevirdiğini farketmiyorsun. İşe girme çabalarında hep karşındaki insanları suçladın. Çalıştığın yerde ise mesaine sıklıkla ara verip namaz kılmandan dolayı işten çıkarılmandan ve başına gelenlerden kendine katkı sağlamak yerine hep diğer insanları suçladın. Okulunu bitirdikten sonra hiç bir başarı sağlayamadığın halde sürekli hatalarınla övündün. Hep kendini haklı gördün,? dedi.
Öyle dolmuştu ki annesi içini boşaltmak Figen´i sarsıp kendine getirmek istedi. Ve devam etti.
?Beyninin neredeyse yüzde yetmişini dinle doldurdun. Bu yüzden diğer şeylere yer kalmadı, beni bu yüzden anlamıyorsun. Bu yüzden senin zihniyetinle ilgili söylediğim her şeyi, dinine saldırı sayıyorsun,? dedi.
Figen birden üstünü başını paralamaya başladı sonra annesinin üzerine atladı ki bunu daha önce de birçok defa yapmıştı. Annesine olmadık hakaretler etti, gözleri yuvalarından fırlamış bir halde yumruk yaptığı ellerini annesine savurdu. Annesi Figen´i kontrol edemiyordu. Zembeleği boşalmış saat gibi kendi çevresinde döne döne yumruklarını savurmaya devam ediyordu. Kadıncağızın acı çığlıklarını komşusu duydu, kapılarını açtığında gördükleri karşısında dehşete düşerek polise haber verdi.
Polisler gelip Figen´i götürdüler annesi ve babası da onlarla birlikte gitti. Yapılan muayene ve değerlendirme sonucunda;
Polis vazife ve selahiyet kanunu´na göre, ?? Bir kurumda tedavi, eğitim ve ıslahı için kanunlarla ve bu Kanunun uygulamasını gösteren tüzükte belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirlerin yerine getirilmesi amacıyla, aile ve toplum için tehlike teşkil ettiği görüşüne varıldı.
Anne ve babasının ifadeleri dinlendi. Figen´in bir ?Psikososyal kriz? içinde olduğu psikiyatrik tedavi ve acil psikiyatrik yardım alması gerektiği, davranışının evin düzenini tamamıyla bozmuş olduğu, bu haliyle kendisini kabul edip destekleyenleri kendinden uzaklaştırdığını, bu yaşam biçimiyle Figen´in psişik yapısının dağıldığını, karmakarışık bir hale soktuğunu söylemeleri üzerine; Figen, zorunlu tedavi altına alınma sebebiyle Hastaneye gönderildi.
Hastaneye getirildiği gün oldukça dengesiz ve hırçın, bir halde çevresine bakınarak yüksek sesle bağırdı ;
? Burası erkek dolu, kadınlarla erkekleri aynı yere tıkmışsınız pis günahkarlar, cehennemde yanacaksınız. Ben burada nasıl yaşarım. Daha elime erkek eli değmedi, kocamdan başkasıyla aynı yerde yaşayamam. Beni burada tutamazsınız, annem yalan söylüyor onu ben dövmedim . O kendi kendine vurdu, bana iftira ediyor. Hakim beye de söyledim. Çünkü benim namaz kılmamı Kur´an okumamı istemiyor. Benim Evliya olacağımı biliyor ve bunu engellemek için beni buraya tıktırdı. Göreceksiniz ben bu akşam evliya olup uçacağım sonra buradaki yokluğumdan siz sorumlu olacaksınız. İyisi mi siz beni bırakın gideyim. Sorumluluk benim olsun,? dedi.
Hastane görevlilerini ikna edeceğini sanarak, ileri geri konuşmaları uzunca bir süre devam etti. Doktorunun söylemesiyle iki hasta bakıcı, kollarından tutarak koridordaki sandalyeye oturttular. Figen çenesini sıkı kapamış başını sürekli kaçırıyor, bacaklarını sağa sola savurarak ilacı içmemek için direniyordu. Hemşirelerden biri zorla ilacı içirdi. Sonra da iki hastane görevlisi koltuk altlarından tutarak kaldırdıkları gibi tedavi ve gözlem odasına götürdüler. Hemşire de peşlerinden gelerek Figen´e iğnesini yaptı. Figen sakinleşmiş haliyle bile söylenmeyi sürdürdü. Hemşire eline aldığı bir kağıttan Figen´e, burada kaldığı süre içinde uyması gereken kuralları okudu. Figen:
?Sizler göreceksiniz, hadsizler, hepinizden şikayetçi olacağım. Hemşire bozuntuları. Kendini doktor sanan o adama da, gününü göstereceğim, evliyalardan yardım isteyeceğim, zaten onlar şu an buradalar olup biteni gözlüyorlar, benden başkasına görünmüyorlar tabi çünkü bende yarı evliya sayılırım,? dedi.
Doktoru Çağrı bey yanına gelip:
?Hadi Figen hanım, bunları sonra konuşuruz, şimdi odanı gösterecekler, lütfen burada bir takım kurallar olduğunu unutma sana anlattığım şekilde tedavinin sorunsuz tamamlanması için bize yardımcı ol ki bir an evvel buradan çıkabilesin,? dedi.
Figen, başörtüsünü düzeltip, üzerindeki kaftan yeleğini çekiştire, çekiştire bedenine sardı, başını yere eğerek hafifçe salladı. Kalacağı odada biri daha vardı. Depresyon teşhisiyle hastaneye yatmış bir kadıncağız. Günlerdir banyo yapmamış kokusu odaya sinmiş. Figen girmemek için direndi. Hemşire :
?Bu oda da kalmayı reddedersen seni yatağa bağlamak zorunda kalacağız,? dedi.
Ertesi gün olduğunda sakinleşmiş bir halde hastaların televizyon seyrettiği salona geçti. Genç hastalardan biri elinde kumanda kimseye söz hakkı tanımıyor ve sürekli kendi dilediği kanalları geziyordu. Figen yerinden kalktı, gidip elinden kumandayı aldı.
?Sen kimsin lan? Elinde kumanda herkesi sindirmişsin, bana bak senin aklını alırım. Benim istediğim kanal seyredilecek burada? ?dedi. Ve evlilik programlarından birinin olduğu kanalı açtı.?
Günler geçti. Figen, hırçın tavırlarını sürdürdü, özellikle akşam yemeklerini beğenmediğinde sesini yükselterek bağırıp çağırdı. Bir gün, bir anda Eline aldığı yemek tabağını götürüp servisi yapan hastane görevlisine, elinde salladığı plastik kaşığı tehditkar bir tavırla sallayarak.
?Bu yemeği sen ye bakalım, bulaşık suyu bu terbiyesiz. Neden bize bu yemekleri yediyorsun içine kattığın zehirle bizi yavaş yavaş öldürdüğünü anlamadığımı mı sanıyorsun. Buradan çıktığımda gidip şikayet edeceğim bu kötü yemekleri, bize bu kötü adam, zorla yediriyor içine de ilaç katıyor diyeceğim,? dedi.
Diğer hastalar tedirgin oldu bu sebeple de her gün hastabakıcı yemeklerini odasına götürdü ve yemeğini yemezse odasından çıkamayacağını söyledi.
Figen evden getirttiği kitaplarını okumayı burada da sürdürdü. Zamanın büyük bir çoğunluğunu da yine namaz kılarak geçirdi. Her namazdan sonra odasından çıkıp doktorların görüşme odasına gitti, oradaki aynaya baktı. Hastanede bir orada bir de herkesin televizyon izlediği salonda ayna vardı. O, başkalarının görmesini istemediği için doktorların odasındaki aynayı tercih etti. Bu anlaşılabilir bir şeydi fakat oda arkadaşının anlamadığı bir şey vardı. Dayanamayıp sordu:
?Figen, neden her namaz sonrası gidip aynaya bakıyorsun??
?Kimseye söyleme! Alnıma seccade izi çıktı mı diye bakıyorum. Sofular bana, eğer bir gün namaz kılmaktan alnımda seccade izi olursa, işte o zaman evleneceğimi söyledi,? dedi.
Oda arkadaşı şaşkın, birazda eğlenceli bulduğu bu durum karşısında sorularını alaycı ifadelerle, kahkahalardan çıkan melodiler eşliğinde sürdürdü.
? Seccade izi çıkınca kiminle evleneceksin, seni alacak biri var mı ki?? dedi.
? Evet var. Doktorum Çağrı bey, o beni tanıyor hastalığımı biliyor ve her gün beni odasına çağırıp dinliyor. Benim iyi olmamı istiyor, bazen de beni diğer hocalarına gösteriyor onların karşısına çıkarıp, onların da beni tanımaları için sorular soruyor,? dedi.
Bir gün yeni gelen erkek hastalardan biri, Gazete sormak için kapısını çaldı. O anda baş örtüsünü çıkarmış saçını tarayan Figen´i gördü. Yanlış odanın kapısını çaldığını anlayarak oradan hızla uzaklaştı. Diğer koridorda bulunan kendi odasına gitti kapısını kapattı. Onun arkasından Figen, avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı, bir yandan baş örtüsünü bağladı, bir yandan ayağına terliğini giydi. Hışımla koridorda ilerlerken ağza alınmayacak küfürler etti, tehditler savurdu.
Diğer hastalar ne olduğunu anlamadıklarından Figen´e sordular:
?Ne olacak o şerefsiz var ya, hani psikolojisi bozukmuş ta kendini bıçaklamış, yaralı haline bakmadan şerefsiz benim odamın kapısını açtı. Benim saçımı gördü, onu öldüreceğim. Benim saçımı kocamdan başkası göremez, odama erkek sinek bile giremez. O namussuzun cezası verilmeli, bulun onu bana çabuk bulun diyorum. Nerede o hemşire bozuntusu gelsin de görsün burada neler olduğunu bizin namusumuzun nasıl hiçe sayıldığını anlasın,? dedi. Bu atak oldukça uzun sürdü.
İçirilen haplar, yapılan iğneler Figen´i sakinleştiremedi. Bu nedenle de belli psikiyatrik rahatsızlıklar için güvenli ve etkili bir tıbbi tedavi yöntemi olan ?Beyine elektrik uyarımı?, ?elektroşok tedavisi? denilen Elektrokonvülsif Tedavi EKT´nin en etkili tedavi olacağı kanısına varıldı. Figen´in durumunda ilaçlara yanıt yetersizdi. EKT haftada 3 seans olarak uygulandı. Genel uygulamada bir kür 7 seanstan oluştu. Tedavi odasında sedyede yatan Figen´ne öncelikle kas gevşemesi ve uyku sağlayan anestezi ilaçları verildi. Daha sonra alnına yerleştirilen iki elektrottan birkaç saniye süre ile elektrik akımı verildi. Bu akım ile beyinde ritmik bir elektrik aktivitesi oluştu ve beyin kimyasalları salgılandı. İşlem yaklaşık bir dakika sürdü, Figen´in anestezi altında kaldığı süre yaklaşık beş dakikaydı. EKT İşleminin bitmesi sonrasında tedavi ekibi yaklaşık 15 dakika süreyle Figen´in tamamen uyanması sırasında yanında bulundu.
Hastaneye gelişinin beşinci haftasında Figen, insanları kötü görmüyor, öfke nöbetlerine tutulmuyordu. Normalleşmiş olarak hastaneden taburcu edileceği gün, doktoru ailesiyle görüştü.
Doktor Çağrı bey:
? Figen, Şizofren. Şizofreni hayat boyu süren ama doğru tedavi uygulandığında kontrol altına alınabilen ciddi bir ruhsal hastalık. Şizofreni hastaları gerçeklerle teması kaybetmiş insanlardır, kafalarının içindeki sesleri duyabilirler, başkalarının onlara zarar vermeye çalıştığını düşünebilirler. Figen´de bu durum mevcuttu ve yine tetikleyici herhangi bir sebeple bu durum geri gelebilir ve onu tekrar buraya getirmek zorunda kalabilirsiniz,? dedi.
Figen, o gün odasındaki eşyalarını topladı, hastanede konuştuğu birkaç kişiye veda ederek onu almaya gelen ailesiyle oradan ayrıldı. 07.04.2018 / Nurcan BaLIBEY