Yeni Eğitim Öğretim Yılı kronikleşmiş sorunlarla başladı. Bir çok okulda bazı derslerin kitapları yetiştirilemedi. Hala atanma bekleyen binlerce öğretmen var. Yasaklara rağmen velilere büyük külfet getiren ama öğrencilerden istenen yardımcı kaynak kitaplar konusu gündemde.
Öğrenci servislerinin denetimi ayrı bir sorun. İdareci tercihlerinde sendikal hegemonya hala egemen. Devasa bir Bakanlığın sorunları da büyük oluyor. Ama açıkça itiraf etmeliyim ki;Sayın Ziya Selçuk´un Milli Eğitim Bakanı olarak atandığı günden beri içim ferah! Cumhuriyet tarihimizde o makama layık olarak kabul ettiğim birkaç isimden birisi de o. Doğru bildiklerini virgülsüz söyleyebilen,eleştirilerini maskesiz dile getirebilen bir akademisyen. Çağdaş düşünceli ve rasyonalist, öğretmenlere değer veren bir eğitimci ve yüreği sevgi dolu bir aydın.Yerli ve milli. Ülkemizin ve çocuklarımızın geleceği için bir umut . Bırakırlar mı o makamda bilemem. Ama uzun yıllar kalsın isterim.Çünkü bize ait değerler ile çağdaş eğitimi harmanlayarak bu güzel ülkenin ufkunu açabilecek projeleri olduğunu biliyorum.
Sayın Bakanım,en başta saçma sapan sınav sistemini değiştirerek, milyonlarca çocuğun psikolojik travmalarla umutsuzluğa sürüklenmesine engel olmanızı bekliyorum. Allah´ın farklı özelliklerle yarattığı çocukları bir yarış atı gibi aynı kulvarda koşturma, mutlaka kazanması için de acımasız ve adaletsiz bir yarışa zorlama ilkelliğinin eğitim olmadığını siz benden daha iyi biliyorsunuz. Özel dersaneler bu çağ dışı sistemin zakkum çiçekleridir. Eğer bunlar bir ihtiyaç haline gelmişse devletin okulları felç olmuş,eğitim ve öğretim iflas etmiş demektir. Yıllarca, üç yılda bir yapılan genel teftişlerde müfettişler Bakanlığa iletsin diye sistemle ilgili eleştiri ve önerilerimi korkusuzca dile getirip raporlara geçirmiştim. Değişen hiçbir şey olmadı.Çünkü öğretmenler önemsenmiyordu. Oysa siz önce öğretmen diyorsunuz.Öğretmenlerin eğitim sistemimizle ilgili görüş ve önerilerini rapor haline getirip 24 Kasım Öğretmenler Gününde medyada paylaşacağım diyorsunuz.Ne güzel ve ne kadar akılcı bir yaklaşım.Bence bu yaklaşımınız bile bir devrimdir sayın Bakanım.
Sayın Cumhurbaşkanımız Fetö ihanetinde asıl kaynağın dersaneler olduğunu farkedince kararını verdi ve dersaneleri kapattı. Gerekçelerimiz farklı olsa da uygulama doğru olmuştur.Zaten dersaneler kapanmasaydı bir süre sonra okullara gerek kalmayacaktı.Çünkü Üniversitenin yolu dersaneden geçiyordu. Soru şu: Dersanelerdeki öğretmenler daha yetkinse, okullarda görev yapan öğretmenler niçin yetersizdi? Bu öğretmenler Üniversitelerden nasıl mezun olabiliyor, nasıl diploma alabiliyordu? Öğretmenlik donanımı yetersizse niçin atanıyor ve teftişlere rağmen görevine nasıl devam edebiliyordu? Hizmet içi eğitim kursları gelişmiş ülke normları ve standartlarında mıydı?
Bu sorular zamanında önemsenip, tedbirler zamanında alınsaydı sayın Cumhurbaşkanımız bugün çıkıp; ?Maalesef eğitim alanında başarılı olamadık.? itirafında bulunur muydu? Cumhuriyet kurulurken yapılacak çok iş vardı. Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk önceliği Milli Eğitime vermişti. O yıllarda herkes öğretmen olamıyordu. Bu meslek için sağlam karakterli, yüksek vasıflı, fedakarlık yapabilecek ve mesleğine aşkla bağlı olabilecek gençler seçiliyordu. Köy Enstitüleri nasıl başarılı oldu, hiç düşündünüz mü? Ben söyleyeyim: Öğretmenleri çok kaliteliydi de ondan.Üstelik Türk devriminin idealist öncüleriydi onlar. Maalesef sonraları o ruhu kaybetti öğretmenler.
Peki nasıl başaracağız? Ben yıllardır; ?Önce öğretmenler bozuldu,sonra öğrenciler koptu.Öğretim kör topal devam ediyor ama eğitim dibe vurdu.? Diyordum. Sayın Ziya Selçuk da ; ?Milli Eğitimde başarılı olmak istiyorsak işe öğretmen yetiştiren okullardan başlamalıyız. Kaliteli eğitim için önce kaliteli öğretmen.? Diyor. Anladınız mı heyecanımı?
Sayın Bakan´ımı tanıyorum, görüşlerini biliyorum, düşüncelerini hayata geçirmek için canla başla çalışacağına da inanıyorum. Yeter ki ,din baronları,sendika ağaları,ideoloji bezirganları ve siyaset cambazları gölge etmesinler. Ahmet Acaroğlu