Masal Şehri Prague, Çek Cumhuriyeti, Avrupa, Gezi, Kültür
Masal Şehri Prag;
Altın Kent;
Şehirlerin Anası;
Avrupa´nın Kalbi;
Guiness Rekorlar Kitabında;
UNESCO tarih mirası listesinde;
Barok ve Gotik Mimarisi;
Franz Kafka´nın yaşadığı ev ve ilk yazdığı Kitap Şato;
Prag Kalesi;
Aziz Vitus Katedrali?..
Bunlar gibi birçok sayabileceğim nedenlerle içimde durduramadığım gezi sevgisiyle, yeni yerleri keşfetme merakımla, kalbimin sesini dinleyip kendimi Prag´ da buldum. Sadece okumakla resimlere bakmakla yetinmek olmaz yerinde gidip görmeyi tercih ettim ve 14. Yüzyıla yolculuğa çıktım.
Şehrin bugünkü dokusunda 9. Yüzyılda başlandığı söylense de asıl gelişimi 13. Ve 14. Yüzyıllar arasında gösteren Prag Şehri nice İmparatorluklar, Dünya Savaşları, Komünizm, yönetimsel sorunlar çekmiş olsa da 1993 yılında Çekoslovakya´dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş ve 2004 yılında tam olarak Avrupa Birliği üyeliğini tamamlamış.
İngilizce kaynaklarda ?Prague castle? diye geçtiği için bizlerde Prag kalesi olarak çevirmemize rağmen doğru tabir değildir. Orijinal adı ?Prazsky Hrad? , hrad kelimesi Slav dillerinde yüksek noktaya kurulmuş, çevresi surlarla çevrili, yönetim merkezi anlamı taşıyor.
7,3 hektar alan üzerine kurulmuş, birçok yönetim binası, saraylar, katedral ve bahçelerden oluşan bu kompleks yapı, Avrupa´da en geniş alana inşa edilmiş yönetim merkezi olarak kayıtlara geçmiştir. Yönetimin Habsburg Hanedanlığı (sonradan Avusturya-Macaristan imparatorluğu olarak adlandırılır) döneminde Viyana´ya geçmesiyle ihtişamını kaybeden Prag kalesindeki saray yapıları, birinci dünya savaşı sonunda tamamen harap olmuş, yağmalanmış ve sonunda şehrin varoş semti düşük gelirli halkın yerleşim bölgesi olarak kullanılmıştır. Şu anki haline daha çok komünist dönem sonunda Unesco kültür mirası listesine girmesiyle beraber yapılan restorasyon çalışmalarıyla getirilmiştir.
Öğlen Saat 12:00´a doğru Prag şatosuna ulaştık. Cumartesi günü gittiğim için inanılmaz bir kalabalık ile karşılaştım. Diğer ülkelerden gelen tur şirketleride vardı. Şato´nun girişinde nöbet tutan askerlerin törenle nöbet devir teslim törenlerine şahit oldum. Aynı Anıtkabirde ki gibi büyük bir titizlikle görevlerini yerine getirdiler.
Nöbet devir teslimi bittikten sonra kalabalık azalmaya başladı. Şatoya sol taraftaki girişten güvenlik sebebiyle X-Raylerden geçiyorsunuz. Kaleye girdiğinizde ilk karşınıza çıkacak olan Kraliyet Sarayıdır. Prag Kalesindeki en önemli yapılardan biri olan Kraliyet sarayının geçmişi 11. Yüzyıla dayanıyor. 9. YY´da Prens Borivoj tarafından ahşap bir bina olarak yaptırılan saray, takip eden yüzyıllar boyunca çeşitli Handenalıklar tarafından restorasyon ve eklemelerle büyütülmüş, geliştirilmiş ve bugünkü ihtişamına kavuşmuş.
Kalenin içine yolunuza devam ettiğinizde sizi kendisine hayran bırakacak olan devasa yapısıyla Aziz Vitus Katedrali ile karşılaşıyorsunuz. 1344 yılında Saray kilisesi olarak inşa edilmiş. Yapımı 450 sene süren bu görkemli Gotik yapıya 18. ve 19. Yüzyılda eklemeler yapılmış.
İnşa edildiği günden beri Kraliyet Hanedanlarının ana kilisesi olan, taç giyme törenlerinin düzenlendiği, hatta Kraliyet Ailesi üyelerinin mezarlarının da yer aldığı Aziz Vitus Katedrali görkemli, insanı derinden etkileyen iç mimarisi, freskleri ve vitrayları ile dikkat çekiyor.
Kilisede mutlaka görmeniz gereken detaylarda var tabi ki:
Alt kısmı Gotik tarzda başlayıp üstü Rönesans stili bitirilen Güney Kulesi,
Duvarlarında İsa´nın Çilesi´nin betimlendiği ve binlerce değerli taşla süslü olan Aziz Vaclav Şapeli,
Kraliyet Ailesi üyelerinin mezarı olan Kraliyet Kriptası,
Yine Kraliyet Ailesi üyelerinin dini törenleri dinlediği Kraliyet Şapeli,
Tarihi 1549 yılına uzanan, ülkedeki en büyük çan olan Sigismund Çanı,
Pencerelerini ülkenin en önemli ressamı Alfons Mucha´nın Neo-klasik resimlerle süslediği Yeni Başpiskoposluk Şapeli,
Ve üzerindeki 14. YY Venedikli sanatçıları tarafından yapılan Son Yargı mozaikleri ile Altın Taçkapı.
Ayrıca Katredalin dış cephesinde de çok farklı bir detay var. Su arkları Şeytan figürlerinde yapılmış. Nedeni ise tüm dinlerdeki ortak düşmanın Şeytan olması ve sadece kendi görüntüsünden korktuğuna inanılması ve tanrının evine girmesini engellemekmiş. Bu nedenle Katedralin her bir tarafına şeytan figürleri yerleştirmişler.
Katedralin arka cephesine vardığınızda ulaştığınız avluda şöyle bir binalara bakarsanız hepsinin farklı dönemlerde yapıldığını rahatlıkla anlayacaksınız. Farklı tarihlerde, ihtiyaca göre ilave edilmiş birçok yapıdan oluşan bir yönetim merkezidir, aynı bizim Osmanlı imparatorluğu için Topkapı sarayı gibi.
Şatonun içinde gezerken olmazsa olmazı ALTIN YOL´ dan geçmeden olmaz. Altın Yol denilince aklınıza Kral ve Kraliçelerin çeşitli törenlerde halkı selamlamak için veya başka amaçlarla geçtikleri bir yol aklınıza gelebilir. Ancak bunun konumuzla alakası yok. Prag Kalesi´ni Güneybatı´dan Kuzeydoğu´ya doğru kateden yol 17. YY´da burada kuyumcuların yer almasından dolayı bu adı almış.
Birinci dünya savaşı sonrası şehrin varoş bir semti haline gelen bu bölgede bir dönem Franz Kafka da 22 numaralı evde yaşamış ve hatta ilk kitabı ŞATO´yu burada yazmış.
Prag´ın daha bir çok gezilecek yerleri var ama ben bilerek kısa kesiyorum. Daha önceki yazılarımda da bahsetmiştim. Ben geziye çıkmadan önce mutlaka gezeceğim yerleri araştırırım ve daha önce gezenlerin notlarını okurum herkes gibi. Neredeyse hiç kimse benim gördüklerimi görmemiş. Benim baktığım pencere daha farklı sanırım. Ben gerçek bir Avrupa ülkesinde büyüdüğüm için çok şanslıymışım. Avusturya´da doğdum büyüdüm ve oranın vatandaşıyım.
Çek Cumhuriyeti Avusturya ile sınır komşusu ve aynı zamanda AB olmasına rağmen iki ülke arasında uçurum fark var. Neden mi? Açıklayayım: Avusturya-Çek sınırına gelene kadar her şey gayet medeni. İnsanlar evlerinde yaşıyor, bahçelerinde oynayan çocukları görüyorsun. Evet burada insanlar yaşıyor diyorsun.
Çek Cumhuriyetine girince Prag Şehrine kadar olan 3 saatlik yolculuğumda doğrusu, ?burada başıma kötü birşey gelse cesetimi bile bulamazlar ?hissine kapıldım. Ülke terk edilmiş resmen. Bütün evler boş, yollarda araba yok. Yalnız, ıssız. Sanki doğal afet yaşanmış insanlar evlerini olduğu gibi terk etmiş. Yıkık dökük harabe bahçeler. 2017 yılında 10,58 milyon nüfus sayılmış. Bu insanlara ne olmuş neredeler? Nüfus sayımı tekrar yapılmalı bence. Kendimi kısa süreli Çernobil´ de hissettikten sonra Prag´ da belki daha çok hareket vardır diye umutlarımı yüksek tutsamda hayır olmadı. Bu kadar çok turist çeken bir ülke UNESCO tarih mirasına girmiş olan bir yerde bu kadar hayal kırıklığına uğrayacağımı tahmin etmemiştim. Prag´ı Prag yapan sadece 1000 yıldır tarihi dokusunu koruyan bir kalesi olması ve turist akımı olması bence.
Beni bu kadar ikilemde bırakan bir gezim daha önce hiç olmamıştı. Yine de Prag Şatosu gezilmeye değer. Ben her zaman ki gibi hediyelik eşya dükkanlarından magnetlerimi ve kahve kupamı aldım yoluma devam ettim.
ElifCe