KİMLİĞİNİ ARAYAN TEKİRDAĞ (SÜLEYMANPAŞA)
Bir şey olmalıyız ama ne? Bugüne kadar ne sanayi kenti olabildik ne tarım kenti… Ne olacağına karar veremeyen yegâne il durumundayız desek yanlış olmayacaktır. Çiftçimiz bir yıl buğday, bir yıl ayçiçeği ekiyor; iki ürün arasında gidip geliyoruz. Alternatif ürünlerimiz olamaz mı, topraklarımız bundan gayrisine müsait değil mi? Aslına bakılırsa müsait olduğumuzu herkes kabul eder. Bir zamanlar kirazımız vardı, üzüm bağlarımız, bahçe ürünlerimiz, meyve bahçelerimiz vardı; n’ oldu bu zenginliklere? Mikes Kelemen’ in Tekirdağ mektuplarını defalarca yayınladık, bunda amacımız muhteşem Tekirdağ’ ı bir kez daha göstermekti. Kelemen, 300 yıl evvelki Tekirdağ’dan şöyle bahseder: “Gözünü alabildiğince üzüm bağları yamaçları süslüyor, üzüm bağlarının içinde o kadar çok meyve ağaçları var ki buraları meyve bahçesi sanırsın” Dün öyle idi bugün de aynıdır. Tekirdağ toprağından senede iki, üç ürün verecek kadar bereket fışkırmaktadır. Durum bu iken neden iki çeşit ile kısır döngü içine sıkıştık veya sıkıştırıldık? Bizler kirazımızı, meyve ağaçlarımızı geri istiyoruz desek sesimizi duyacak muhatapları var mıdır? Tekirdağ Bağcılık Araştırma Enstitüsü adında bir resmi kurumumuz var. Üretimde fonksiyonel olmasına rağmen bize bu değerleri yeniden kazandırmaya yönelik ne gibi çalışmaları olduğunu benim gibi siz de merak ediyorsunuz sanırım. Bağcılık daha fazlası için ne yapabilir, ne kadar yapabilir? Önemlidir bunun bilinmesi… Alternatif üründe çiftçimiz belki haklı endişelere sahip... Onun en büyük derdi üretmekten ziyade satabilmektir. Mahsulüne fiyat bulamıyorsa, hak - hukuk aramada desteksiz kaldığına inanıyorsa, burada siyasilerimiz derhal devreye girmeli, gerekli destek adımlarını atmalıdır. Bu görev öncelikli olarak iktidar partisine düşer. Tekirdağ, gelir düzeyi yüksek iller arasında yer aldığı hepimizin malumu, ancak bir sebeple yatırımlar, gelir seviyesi düşük illere kaydırılmaktadır. Sebebi ise ağırlıklı olarak Çorlu, Çerkezköy ve Ergene ilçelerinde bulunan 1600 civarında fabrikadır. Bu fabrikaların Tekirdağ’ a getirisinden ziyade götürüsü olduğuna inanılmakta… Ciroyu yükselten bu fabrikalar Tekirdağ’ın yatırım almasını oldukça etkiliyor. Ciro yükselttiği için yatırımları alamadığımız gibi vergi daireleri Tekirdağ’da olmadığından dolayı vergi gelirlerinden geri dönüşüm payımız azalmaktadır. O halde ortada aleyhimize pozisyonlar mevcuttur. Bunu düşünecek beyinlere muhtacız. Bizden doğan, bizden akıp dışarı giden suyun akışını kendimize çevirmeliyiz. Bunun için vakit geçirmeden güçlü siyaset devreye girmeli, durumu idrak edecek siyasilerimiz cesaretle ileri atılmalıdır.
Şuan için ne tarım ne de sanayi kenti olmayı başarabilmiş değiliz, burada siyasilerin ve kurumların geçmiş dönemlerde uygulamış/uygulayamamış olduğu politikalar sonucunda kimliğini arayan kent durumundayız. Bu acı bir durumdur ve bu işin siyaseti olmaz, kimin ne projesi varsa, kim ne yapmak istiyorsa artık meydana çıkmalı ve cesaretle yürümelidir. Artık önler açılmalı, siyasi çıkar gözetilmemelidir. Bu bunalımdan tez elden kurtulmalı ve yolumuza bakmalıyız.
Konumuzu yaşanmış bir hikâye ile bağlamak isterim:
Hiciv şairi Eşref, Kırkağaç’ a kaymakam olarak tayin edilmiştir. Konak’a gelir, göreve başlar ancak tamir görmeyen bina perişandır. Virane bina için İstanbul Hükümetinden ödenek ister. Hazine çok zayıfladığı için ödenek göndermek imkânsızdır ve şairin kaleminden de çekindikleri için oyalamak maksadıyla, hükümet konağının neresi tamir ve tadilat gerektiriyorsa en ince detayına kadar rapor edilip gönderilmesi istenir. Eşref, hükümetin maksadını anlamış ve tek bir cümle yazarak telgrafla gönderir: Binanın musluklarından başka her tarafı akıyor.
Sevgili okurlar, Tekirdağ’ın hali Şair Eşref’in tek cümlelik cevabından farklı değildir. Vakit kaybetmeden kollar sıvanmalı ve çalışmalar başlamalıdır.