İMAR DÜZENLEMESİ VE ACİLEN VİTRİN UYGULAMALAR!

“Tekirdağ = İmar çöplüğü” desek abartmış olmayız. Bir bakıyorsun, 5 katlı binalardan oluşan site, hemen yanı başında 2 katlı villalar, terkte birine %15, diğerine, % 35 hak tanınıyor. Mıntıka aynı mıntıka ama iki farklı uygulama!   Bu nasıl böyle oluyor diye bana sormayın, bilenlerden soruyorum, kendim de bizzat görüyorum; izahını yetkililer yapsın!   Geçenlerde Macaristan Savunma Bakanı Süleymanpaşa’ ya özel davet üzerine geldi. Doğal olarak Rakoczi müzesini de ziyaret etti. Müzenin bulunduğu sokaktan Peştamalcı Caddesine kadar Macar Sokağı adı verilmiş… Bakan da bu sokağı merak ederek Peştamalcı caddesine kadar yürüyüş yaptı. Ben de yanında yürüyenlerdenim. Kimin aklına geldiyse minnet borçluyuz. Fakat gelin görün ki Macar kültürüne ait bir şey bulmanız imkânsız. Halbuki o sokağa ismini veren belediye yönetimi komplike bir restorasyon neden yapmadı, sonra gelen belediyeler neden gündemine almadı?   O sokağın önemi şudur: Prens Rakoczi Tekirdağ’a yerleştiğinde 200 hane daha beraberinde gelir, sokakta bulunan evlere yerleştirilir, orada ömürlerinin sonuna kadar yaşarlar. Gelin görün ki o sokak tam bir utanç sokağı halinde… Ne evler muhafaza ne de mevcutlar restore edilebilmiş. Ahşap evlerin arasına çirkin betonarme binalar monte edilerek doku tamamen bozulmuş.   Deveye sormuşlar: Boynun neden eğri? Deve de: Nerem doğru ki? Demiş. Klasik bir benzetme ama meramımızı bu cümleden daha iyi özetleyen başka bir cümle olamaz. Aslında kentlerin vitrini, süsü, turist çeken yerleri buralarıdır. Fotoğraf karelerinde yer alacak şehrin tanıtımını yapacak köşeler bu köşelerdir. Bu kente önce vitrin gerekli, ama maalesef bizler şehircilik konusunda sınıfta kalmış olduğumuzdan misafirimize de tüm heyet olarak mahcup düştük.   İlk paragrafta da örnek verdiğim gibi, bu kentin imar planı keyfe keder uygulamalarla hiç edilmiştir. Yan yana iki arsadan birine 5 kat, diğerine 2 kat verirseniz bu işi içinden çıkamayacağınız bellidir.   Büyükşehir belediyesinden oldukça ümitliyiz. Bugüne kadar yerel yönetimler yumuşak yüzlerle idare edilmiştir. Hatırlar kırılamamış, oy kaygısı belediyelerin asli görevini ötelemiştir Burada bir hakkı teslim etmem gerekirse, Adem Dalgıç’ı ayrı bir yere koymam lazım! Dalgıç, bu kentte yıkım yapılabileceğini gösteren tek belediye başkanı olmuştu. Şahsen Ben Onu hep bu özelliğiyle hatırlayacağım.   Burada siyasi partilere de sitemim olacak: Seçimden seçime yapılan muhalefet şehre bir fayda sağlamıyor. Koca, 4 yılı lak-lak ile geçirip son 1 yıl “Ne yaptılar?” Sorusunu sormak, fırsatçılıktan başka bir şey değildir. Bizim siyasilerimiz belediyelerimiz başarısız olsunlar diye çaba harcarlar, engellemeye çalışırlar. Hâlbuki sonunda cezalandırılan hep halk olmuştur.   Bu sorumluluğa bir de STK’ larımızın ilave edilmesi gerektir çünkü onlar da yıllardan beri adeta uyumaktadırlar. STK’ lardan kastım kasaları güçlü meslek odalarıdır. Onlar bu konulara dair bir sempozyum, bir konferans yapabilirlerdi, projeler hazırlayabilirlerdi; ancak, ilgilenmediler, yapmadılar. Ümit edelim ki Büyükşehirle birlikte bu bahtsızlığımızı yenebilir, durumu fırsata dönüştürebiliriz.