8 Ağustos 2015´te Antalya´da yaşama gözlerini yuman Otyam, Muratpaşa´da Hacı Bektaş Veli Cemevi´nde, ertesi günü Ankara Çankaya´da Çağdaş Sanatlar Merkezi´nde ve aynı gün Nevşehir Hacıbektaş´ta, Hacı Bektaş Dergahı Çilehane´sinde yapılan törenlerde

Emekli Binbaşı Eczacı Vasif İbrahim Otyam ile Beyşehirli Kolağası Osman  kızı Yemen,  Sana doğumlu Naciye  Hanım´ın oğlu,  tam adı Fikret   Vesim   Otyam  19 Aralık 1926´da Niğde,  Aksaray´da doğdu.   İlk ve ortaokulu Aksaray´da bitirdi.  Lise´yi Ankara Atatürk Lisesi,  Kayseri Lisesi´nde okudu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi  Resim Bölümü´nü bitirdi.  1950´de  Son  Saat gazetesinde adliye- polis muhabirliğine başladı,  Dünya gazetesinde röportaj yazarlığı yaptı. 1957´de Ulus gazetesine girdi.  Buradan Cumhuriyet gazetesine geçerek 1962 -79 yılları arasında köşe yazarlığı ve röportajlar yaptı. 1979´da emekliye ayrıldı,  Gazipaşa´ya( Antalya)  yerleşti.  Müdafaa-i  Hukuk dergisinin yazı kurulu başkanlığını yaptı (1998-1999).  Aydınlık dergisi ve sonra Aydınlık gazetesine yazdı.  Resim çalışmalarına ağırlık verdi.  2002´den itibaren Antalya  Beydağları  Geyilebayırı köyünde kentten uzak,  doğayla  iç içe bir yaşamla çalışmalarını sürdürdü.  1998´de verilen Devlet  Sanatçılığı  unvanını reddetti,  almadı.   8 Ağustos 2015´te Antalya´da yaşama gözlerini yuman Otyam, Muratpaşa´da  Hacı Bektaş Veli  Cemevi´nde, ertesi günü Ankara Çankaya´da Çağdaş  Sanatlar Merkezi´nde ve aynı gün Nevşehir  Hacıbektaş´ta,  Hacı Bektaş Dergahı  Çilehane´sinde  yapılan törenlerden sonra toprağa verildi. ( Hikmet Altınkaynak,  Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler ,Hürriyet Kitap, 1. Baskı, Mart 2018)       Vefatının 4. yıldönümünde Fikret  Otyam´ı   bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz:       -Umutsuzluk insan yüreğinde yasak olmalı deniyorsa; utanmak, kahrolmak  da yasak olmalı, ama elde olan şey mi bunlar?       -Kitap ışıktır,  kitap sevgidir,  kitap bilimdir,  kitap  yeniletendir,  kitap güzelliktir,  kitap ufuk  açan, genişletendir,  kitap  insan olana insanın ne anlamlı armağanıdır,  kitap vefanın ta  kendisidir, gönderenin alıcısına,  alıcının onu  can gözüyle okuması da o yine  vefanın ta kendisidir;  dosttan gelen selamdır?       -Anadolu´nun dili bir kedi yutmuş? Yüzlerce yıl  konuşamamış  Anadolu aydınlarla,  hiç konuşmamış.  Aydınlar  da hiç konuşturamamışlar Anadolu´yu;  yalnız kendileri konuşmuşlar.  Hem de gururla,  küstahlıkla,  papaz edasıyla,  üstünlük duygusuyla. ? Çalışmak iyidir,  şapka giyin,  kadınlarınızı çarşaftan çıkarın,  okuma yazma öğrenin,  hurafelere   saplanmayın,  medeniyet öğrenin..? diyerek.       Anadolu köylüsü, ne de olsa bin  yılların verdiği durulmuşluk içinde kentli  aydına:      ?Sen ne söylüyorsun  efendi!  O senin dediklerini ben nasıl yapacağım?? diye çıkışmamış. Susmuş  oturmuş.  Giderek bu susma,  suskunluk ve sonra kırgınlık olmuş;  bu kırgınlığın  kızgınlığa yöneldiği yerler ve zamanlar da var.       - Anadolu gerçek bir öğretmendir;  eğer  aydın onun  rahlesi önünde diz çökmeyi bilirse.       -Bizim onun memelerinden emdiğimiz  sütü onun helal etmesi için çok çalışmak gerekiyor. ( Fikret Otyam,  Silivri 5.Ordu,  I.Kitap,  Kaynak Yayınları, Mart 2012)        -1953 yılında Akademi´yi  yeni bitirdim.  Bir rastlantı,  beni  Bedii  Faik´e   gönderdi ve arkadaşım, Faik , Falih Rıfkı Bey´le  görüştü,  ben oraya (Dünya gazetesi) yazı  işleri müdür yardımcısı olarak girdim.  Falih  Bey bana  Otyam  diyemedi, ? Otyat Bey!? derdi.  Falih  Bey bana bir gün dedi ki: ? Akademi´yi bitirdin kuzum,  çok yoruldunuz. Bilet alalım, sizi Hopa´ya gönderelim.  Vapurla gidin gelin.?  Ben de kara çocuğuyum. Kendimi  kamyonda buldum.  Düşe kalka  Aksaray, Adana,  geldik Fırat´ın kenarına.  Sallarla geçtik,  arabaya bindik,  geldik Urfa´ya? Resimli röportajlar  ?Dünya?da yayınlandı,  dünya yerinden oynadı. İlk defa Türk halkı ve dünya, Doğu´da  olup bitenleri Yaşar´la (Kemal)  benim röportajlarımdan anladı.  Benim röportaj  otuz  gün devam etti,  tam sayfa  ?Dünya?da. Bu röportajdan, sonra bana ?Dünya?nın pazar ilavesinde bir köşe verdiler,  çok onurumdur benim.  Falih bey ikinci sayfada,  büyük yazar,  onun yanında da ?Yazan:  Fikret  Otyam? diye.       -Ben ömür boyunca emekçiden yana oldum.  İşverene, ekmek yediğim kapıya saygılı davrandım. Bakın, ?Cumhuriyet? gazetesinde,  hakikaten hayatımda,  canımın  içinde candan usandıran  insanlar oldu,  olaylar geldi geçti;  hiçbir zaman  ?Cumhuriyet?i kötülemedim.  İçerdeyken büyük savaş verdim, belgeler ortada.  Kimileri gibi  yaz, yaz, yaz,  ondan sonra bizim patron şöyleydi, böyleydi.  Ondan sonra Hasan Celal gibi,  genel  yayın  müdürlüğü yaptığı   yeri  Nadir Bey´in  oturağına varıncaya kadar yazmayı pek namuslu bir davranış kabul etmiyorum.  Mücadele edeceksen içerdeyken edeceksin. Eğer aklın yatmıyorsa,  işvereni yaptıklarını beğenmiyorsan,  içerde müdahale mücadele edeceksin, dışarıda babam da yapar mücadeleyi! ? Benim namusum bu. (Türkiye Sözlü  Basın  Tarihi,  Cilt I, Suat Gezgin- Veli Polat ?H. Esra Arcan, Türkiye İş Bankası,  Kültür Yayınları, I. Basım, Mart 2016)                                                                                                                                                                      29.7.2019