Elazığ depremi dolayısıyla kaç gündür televizyonlarda deprem konusunda uzmanlar konuşmakta, haritalar üzerinde olası depremleri haber vermektedirler.
Bilindiği gibi ülkemiz deprem kuşağı üzerinde yer almaktadır. Milyonlarca yıldan beri tektonik hareketler nedeniyle fay kırıkları oluşmakta, kırıklardaki plaklar oluşan basınçla yer değiştirince deprem dediğimiz doğa olayı meydana gelmektedir. Eski devirlerde bu doğa olayı ,din adamları tarafından Tanrı´nın günahkar insan veya toplumları cezalandırması olarak yorumlanırdı.
Elbette isteyen istediği gibi yorum yapabilir, isteyen de istediği yoruma inanabilir. Yani bu; sizin yaratılışı ve hayatı idrak, insanın varoluş hakikatlarını kavrama, dünya ve ahiret paradigmalarını algılama biçiminizle ilgili felsefi bir tavırdır. Ama işin bir de bilimsel boyutu vardır. Deprem en çok bilime kulaklarını tıkayan, gözlerini kapayan toplumlara zarar vermekte, o ülkelerin insanlarına telafisi mümkün olmayan acılar çektirmektedir.
Yani bilim insanları aylar yıllar öncesinden, depremin nerede ve kaç şiddetinde olacağını bile bilmekte, gerekli tedbirlerin savsaklamadan alınması için her türlü uyarıları yapmaktadırlar. Elazığ depremi dolayısıyla kaç gündür televizyonlarda deprem konusunda uzmanlar konuşmakta, haritalar üzerinde olası depremleri haber vermektedirler. Eğer biz müteahhitlerin yaptığı inşaatları doğru adamlarla iyi denetlemezsek, kullandıkları malzemelerin standartlara uygunluğunu kontrol etmezsek , alacağımız dairenin sağlamlığını titizlikle sorup araştırmazsak böyle felaketlere de şaşırmamalıyız.
Yapıların mimarları, mühendisleri, ustaları, işçileri, belediyelerin fen işleri, yapı için ruhsat verenler, kontrolörler, konut alırken bunları araştırmayan bizler.. evet biz, hepimiz sorumluyuz. Hangimiz evinde sarsıntıda yıkılabilecek mobilyalarını sabitledi? Hangimiz deprem çantasını hazırladı? Şehirler doğru yerlere mi kuruluyor? Zemin etütleri yapılıyor mu? Belediyeler deprem toplanma alanlarına AVM ruhsatları verirken sesimiz ve isyanımız yükseliyor mu? O nedenle her musibeti başkalarının ahlaksızlığına(sanki kendimiz çok ahlaklıymışız gibi) ve ilahi cezaya bağlamak fikri bana pek doğru gelmiyor. Elazığ ve Malatya, Manisa ve Ankara mı en günahkar şehirler? Olur mu öyle şey? Asıl günah; bunca akademisyen ve bilim insanına bir Cübbeli Ahmet hoca kadar değer verilmeyişi, itibar edilmeyişidir.
?Bakın 8´den fazlası olmuyor. 8´e göre tedbir alınırsa sıkıntı da gelmiyor. 8´e gücü yetenin 18´e gücü yetmez mi? Rabbim depremi insanlar ölsün diye var etmedi. İnsan deprem olunca kendini sorgulamalı. Bil ki; depremin kendisi kaos değil kozmostur. Deprem kaos oluyorsa bu senin yüzündendir.? diyor Prof.Dr.Orhan Arslan.
Ülkemizin en yoğun nüfusu İstanbul´dadır .En bilindik Kuzey Anadolu Fayı da Marmara denizinden geçerek Saros körfezine kadar uzanmaktadır. Yani daha büyük bir felaketle karşılaşmamak için tedbirlere öncelik verilmeli, gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Bazen Takdir tedbiri bozar ama bize düşen Allah´ımızın bize verdiği aklı kullanarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmektir.
Milletimizin depremzedelere yardım için seferber olduğunu görüyor ve her şeye rağmen umutlanıyorum. Asilsin milletim. Türk demek; şefkat demek, merhamet demek, gayret demek, fedakarlık demek. Türk dünyasının dayanışması inanın içimi ısıttı. Ama Yunan´ın bile yardıma gönüllü olduğu bir dünyada din kardeşimiz diye bağrımıza bastığımız, kavm-i necip diye tepemize çıkardığımız Arap milletinin duyarsızlığından da tiksindim.
Ölenlere rahmet diliyorum. Yaralı kurtulan kardeşlerime acil şifalar temenni ediyorum. Acılar paylaşıldıkça azalır derler. Acılarınızı paylaşıyoruz canlar, sabırlar diliyoruz.
Ya Rab! Sensin her varlığın sahibi, Sensin her şeyi yaratan. Sana inanıyor, yalnız senden yardım bekliyoruz. Böyle afetlerden, görünür görünmez belalardan koru bizleri Allah´ım.--- A.Acaroğlu---