Yediğin içtiğin senin olsun. Gezip, gördüğünü anlat denilir. Biz de gezip, gördüğümüzü anlatmak isteriz. Mart ayı içinde ve nisan ayı başında olmak üzere iki kez Iğdır, Kars, Kağızman, Nahçivan, Ağrı illerimizi şöyle bir seyran eyledik. Yazar olarak ve bir sempozyumda sunum yapmak üzere gittik.
Kendi içinde gezilip, görülmesi gereken güzel yerler. Bu gezimiz bize ?Vatan Sevgisinin? uzaktan bakarak yeterince olgunlaşamayacağını da öğretti. Gözden ırak olan gönülden ırak olur demiş atalar. Elbette göze yakın olması maddi imkan meselesi. Cüzdan razı olmadan bunu yapmak pek mümkün değil.
Ülkemizin her noktasının gezilip, görülmesinin ?Milli Birlik ve Kaynaşma? ya ciddi katkı sağlayacağı düşüncesindeyiz. Yöre insanıyla soluk almadan ve onların gözüyle bakamadan bu işi başarmamız pek mümkün gözükmemektedir. Hele de kalın çizgilerle oluşturulmuş AYRIŞTIRMA gayretleri her dem eserken!
Sade bir vatan sevdalısı olarak yazıyoruz. Safi ve duru bir gözle bakıyoruz. Vatandan yanayız. Milli Birliğimize katkı sağlamaktan yanayız.
? Doğu Ekspresi? nin cazibesini de(!)? çok iyi fark ettik. Sadece reklam ve içeriği boş bir reklam olduğunu üzülerek gördük. Bölge halkına ne katkısı var bunu çözemedik. Çünkü sadece tren içinde saatlerce oturarak yahut uyuyarak zaman öldürüyorsunuz!
Bir de ciddi bir mülteci sülfilasyonu var. Buradan bakınca Türkiye´nin ve Türk Devletinin büyüklüğünü, umut oluşunu çok iyi fark ediyorsunuz. Afgan´lı mülteciler karınca kolanileri gibi sırtlarında çantaları, ayakları yorgun, gözlerinin feri kaçmış ama bir umutla Ağrı, Kars, Erzurum gibi illerimizde çobanlık yapmak için kaçak yollardan geliyorlar. Kimi ailece kimi tek başına!
Ağrı otogarı polisimizin getirip, bıraktığı mültecilerle dolu. Sabahın erken saatlerin de oradaydık. Ağrı´dan Iğdır´a geçmek için gelmiştik. Otogarın içi ve dışı Özbek kardeşlerimizle dolmuştu. Merak ettik ve kendileriyle biraz konuştuk. Söyledikleri iş bulmak için buraya geliyoruz oldu. Bulabiliyor musunuz dediğimiz de ise evet bulabiliyoruz dediler. Buralarda birkaç ay çalışıp senenin kalan kısmını kendi ülkelerinde geçiriyorlarmış. Birkaç ay çalışma onlara bir yıllık kazanç imiş(!)?
Otogarda hallerini görünce içimiz ezildi, dayanamadık. Burası ev olur mu? Otel olur mu?
Buralarda olanlar zaten yakalananlar. Kimleri bu işi iyi götürüyormuş. Taşeronlar aracılığı ile işi garanti olanlar da var. Parasını insan ticareti yapanlara kaptıranlar da var. Otogar ve yolları mesken tutanlar çaresiz olanlar. İşin bir insani boyutu var bir de devletlerarası boyutu var. Biz insani boyutuna gönül yoruyoruz. İnsanların bir parça ekmek için çoluk, çocuk sefil olmasına iç geçirdik. Ellerinde yavan ekmek öyle iştahla yiyorlar ki; hayretler içindeyiz. Bu insanların emeği ve çaresizliğini ranta çevirenler rahat içinde ama muhtaç olan hala muhtaç ise bu bir insanlık dramıdır. Bir tarafta terörün hırpaladığı bölge bir tarafta bu durum düşündürücü geldi bize. Kara tablo çizmek gibi bir derdimiz yoktur. Bünye bizim başımız ağrısa bütün beden bu ağrıyı duyar, duyuyor da zaten. Hasılı Ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olanların çok detay düşünmesi ve ciddi adımlar atması gerekiyor bunu iyi anladık. Hem kendi içimizde hem de kendi dışımızda olanların buna ihtiyacı var. Siyaset yapanların çok iyi ?Toplum Mühendisliğine? ihtiyaçları var. Bu alanda yetişmiş beyinlere ihtiyacımız var. Bir de ?BİZ? olmaya çok ihtiyacımız var. Biz olmanın yolu ise iletşimden geçiyor. Birbirlerimizi tanımaktan geçiyor. Saygı duymaktan geçiyor. Ortak değerlerimizde taviz vermeden sevgiyi hakim kılmaktan geçiyor. Bu işin soyut yönü, somut olan ise yöneten erk´in işidir.
Şunu ifade etmeden geçemeyeceğiz. Yeni bir dirilişi özlemle gözlemekte insanımız. Birebir sohbetlerimizde bunu gördük ve kendilerinden işittik. Gönülleri gani, evleri misafire açık davet üstüne davet aldık. Hiç tanımadığımız insanlardan. Diyarbakır sizi bekliyor niçin gelmiyorsunuz? Dedik geliyoruz, geleceğiz. İYİ geleceğiz ve iyilerle geleceğiz. Gönlümüzden gönüllere sevgi yüklü selam olsun efendim. İyiler ve iyiliklerle kalınız.