Gönüllüler Çanakkale´ye gitmek için askerlik şubelerinin kapılarında gecenin birinden itibaren kuyruk olmaya başlamışlardı. Diyarbakır´dan, Antalya´dan, Gümüşhane´den yiğitler yollara düşmüşlerdi. Yozgat´dan Kınalı Murat Kanlıdere´deki birliğine katılmıştı bile. Karadenizli Ali Çavuş, oğullarını yanına almış:
- ? Arıburnu nerede?? diye soruyordu.
Lapseki´li on beş yaşında Mehmet, Ezine Tavaklı köyünden on dört yaşındaki Mustafa, Çanakkale siperlerine ulaşmak için çoktaaan yollara düşmüşlerdi.
Türk milletinin bağrından kopup gelen yazar, şair, öğretmen, avukat, mühendis, doktor, esnaf, köylü, din adamı Çanakkale´de buluştular.
Her biri birer hazine olan Mehmetçikler, dev güllelerin havadan yağdırdığı ateş sağanağını vatan sevgisiyle dolu göğsünde söndürdüler. Çanakkale´ye Zafer anıtı dikeceklerine yemin etmişler ve birbirlerine namus sözü vermişlerdi. Peygamber ocağının yılmaz bekçileri! Bu topraklarda, bu topraklar için öleceklerdi namus sözü vermişlerdi. ? Ethem Öğretmen? de bunlardan birisidir.
Cepheye gönüllü gitmiştir ?Ethem Öğretmen?. Niğde´nin Hacı Abdullah köyünde doğmuş. Annesi Zeynep hanımdır. Ethem askere gittiğinde annesi kırk bir yaşındadır. Zeynep hanımın oğullarının en büyüğü Ethem yirmi beş, kardeşi Halit yirmi iki, Hilmi on altı, Şevket on yaşındadır. Sekiz buçuk ay süren Çanakkale savaşına Ethem ve kardeşi Halit de katılmıştır. Ethem yedek subay olarak askere alınmıştır.
Asker ocağından annesine yazdığı; yüreğe dokunan o mektubunu birlikte okuyalım mı?
Anneciğim,
Dört asker doğurmakla gurur duyan Türk annesine;
Kıymetli mektubunu, Divrin ovası gibi güzel, yeşil bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının gölgesinde otururken aldım.
Tabiatın yeşillikleri içinde kendinden geçmiş ruhumu bir kat daha dinlendirdi senin güzel mektubun. Okudum? Okudukça büyük dersler aldım. Tekrar okudum. Şöyle mukaddes bir görevde olduğum için sevindim. Gözlerimi açtım, uzaklara doğru baktım. Yeşil yeşil ekinlerin rüzgara dayanamayarak eğilmesi bana annemden gelen mektubu selamlıyormuş gibi geldi. Hepsi benden tarafa eğilip kalkıyordu. Ve beni annemden mektup geldi diyerek tebrik ediyorlardı.
Gözlerimi dağa çevirdim, güzel bir yamacın eteklerindeki muhteşem çam ağaçları rüzgarla birlikte kendilerine özel bir sesle bana senin mektubunu müjdeliyordu.
Bakışlarımı sola çevirdim çağıl çağıl akan dere bana annemden gelen mektuptan dolayı gülüyor, oynuyor ve köpürüyordu.
Başımı kaldırdım, gölgesinde dinlendiğim ağacın yapraklarına baktım. Benim sevincime ortak olduğunu dans eden yapraklarıyla bana anlatmak istiyordu.
Diğer bir dalına baktım, güzel bir bülbül tatlı ötüşüyle senin mektubunu müjdeliyordu. Sevincime ortak olduğunu ince gagasıyla göstermek istiyordu.
İşte tam bu sırada, hizmet eri geldi:
- Efemdim; çayınız buyurunuz, içiniz dedi.
- Pekala, dedim.
Aldım baktım, sütlü çay.
- Mustafa; sütü nereden aldın? Dedim.
- Şu derenin kenarında yayıla yayıla giden sürü yok mu?
- Evet! Ne kadar güzel
- İşte onun çobanından aldım.
Yüz gram süt, hem de su katılmamış. Koyundan şimdi sağılmış aldım ve içtim. Fakat bu sırada düşünüyorum. Ben annemin sayesinde, onun gönderdiği parayla böyle süt içeyim de annem içmesin, olur mu? Şevket neden içmesin dedim.
Fakat yukarıdaki bülbül güzel ötüşüyle bana sesleniyordu.
Annen kaderine küssün ne yapalım, o da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecekti, bu ekinlerin secdelerini görecek, derenin nazlı akışını seyredecek ve çıkardığı sesleri duyacaktı.
Şevket merak etmesin. O belki daha güzellerini görür:
Anneciğim, sen üzülme. Ben seni evet seni buralara mutlaka getireceğim ve şu doğal güzelliği göstereceğim. Şevket ve Hilmi´de senin sayende görecektir.
O güzel çayırın koyu yeşil tarafında çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişlerdi. Gayet güzel sesli biri ezan okuyordu.
Ey Allah´ım, sesi ne kadar güzel. Ovada sesi nasıl da yankılanıyor. Bülbül sustu, ekinler bile hareketten kesildi. Dere bile sesini çıkarmıyordu. Herkes, yaratılan her şey onu, o mukaddes sesi dinliyordu. Ezan bitti. Ben de o dereden abdest aldım. Cemaat arasında namazı kıldım. O güzel çayırların üzerinde diz çöktüm.
Dünyanın bütün kötülüklerini, zorluğunu, savaşı unuttum. Ellerimi açtım. Gözlerimi yukarıya diktim, ağzımı açtım ve dedim ki:
- ? Ey Türklerin Ulu Tanrısı, Ey şu öten, koşan, şu gezen, meleyen koyun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların yaratanı;
Sen bütün bunları Türklere verdin. Yine Türklere bırak.
Ey Benim Rabbim! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri İsm-i Celalini İngilizlere ve Fransızlara tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği bize ihsan eyle!
Huzurunda titreyerek böyle güzel, sakin bir yerde sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin eyle. Düşmanlarını zaten kahrettin ya bütün bütün mahvet.?
Diyerek dua ettim, kalktım. Artık benim kadar mutlu, benim kadar huzurlu bir kimse düşünülemezdi.
Anneciğim; oğlun Halit´de benim gibi güzel yerlerdedir.
Dünyanın en güzel yeri burasıymış. Yalnız bu memlekette düğün olmuyor. İnşallah düşman askeri yurttan çıkarırızda bizi de götürürler bir düğün yaparız olmaz mı?
Kadir´e mektup yazdım.
Anneciğim, evdeki senetleri kesinlikle kimseye vermeyin. Sorarlarsa biz bilmiyoruz deyin.
Çantayı al, sandığa koy. Ben sana vaktinde anlatmıştım, bu dünya böyledir. Fakat sen merak etme. O payı vermese adliyedeki adam vermezdi. Hani nasıl aldık. Yalnız zaman ister.
Çamaşır falan istemem. Paralarım duruyor. Allah razı olsun.
4- Nisan- 1915
Oğlun Hasan Etem
? Etem Öğretmen? 19- Nisan-1915´te şehit olmuştur. Birliği 3. Kolordu; 19. Tümen; Kumandanı: Mustafa Kemal ATATÜRK.
İSİMSİZ BİR MEKTUP
Asker ocağından gelen mektuplar uzaktan uzağa hasret giderme, özlemini satırlara sığdırabilmektir. Anaya, babaya, yara yazılan mektuplar bir başka güzeldir. Hele de Çanakkale cephesinden yollanmışsa? Vatan için Mehmetçik nöbetteyse? Ana- baba hasreti, yar hasreti cana tak etmişse? Yürek kabarır duygu sel olur, kelimeler ferman?
Cepheden mektup var:
Buram buram vatan kokan Mehmetçikten mektup var. Çoğunun adı bilinmez ama mektupları hala saf, hala taze. Okudukça gözlerim doluyor. Okudukça gurur duyuyorum. Bir vatanın nasıl korunacağını, nasıl savunulacağını gösterişsiz bir masumiyet içinde okuyorum satır aralarında. Yüreği önce vatan için çarpan ve geride bıraktıklarının da derdiyle dertlenen yeri doldurulamaz tertemiz vatan evlatlarının inceliklerine hayranlık duyuyorum. Kiminin adı belli, kiminin adı bile yazılmamış? Onlar Mehmetçik!
Yine bir mektuptayım? Yine bir mektuplayım? İsimsiz bir Mehmetçiğin en saf, en içten duygularının süzüldüğü bir mektupta!
İçimde huzur, içimde gurur, içimde sevgi ve ince bir sızı, ruhlarının önünde saygı duruşundayım. Okuyorum Mehmet´i, okuyorum Mehmetçiği!
O dünya cehenneminin barut, kan ve alev dalgaları içinde en temiz ve içten bir dille vatan ve millet uğrunda ölmenin büyük bir şeref olduğunu kelime kelime zihnime işlediği kıymetli bir hatırayı okuyorum!
Yüzlerce isimsiz kahramanımızdan birisi, mezarı bile hala bilinmeyen bu Mehmetçik mektubu yazdığı gün şehit düşmüştür. Sanki yüreğine doğmuş şehit düşeceği? Sanki şehit olmanın sevincini taşırken geride bıraktığı ailesi için duyduğu üzüntüyü yazmadan edememiş? Sanki bunları söylemeden şehit olmak istememiş:
? Huzura; diye başlamış mektubuna?
Ben, vatan ve millet uğrunda bana düşen görevi hakkıyla yerine getirdim. Artık geri kalanını size bırakıyorum. Ben hepinize ayrı ayrı hakkımı helal ettim. İnanıyorum ki, sizde bana hakkınızı helal edersiniz. Kız kardeşimin, Ziya´nın hasretle gözlerinden öperim.
Kıymetli amcamın ellerinden öperek her zaman dualarını beklerim. Çoluk çocuğumu önce Allah´a sonra da vatana, millete ve sizlere emanet ederim. Sevgili anneme ve çocuklarıma iyi bakınız. İsteklerine sevgiyle anlayış gösteriniz. Benden sonra maaşımın çocuklarıma aktarılması için gerekenleri Alayımızın Tabur Katibi ki, aynı zamanda Alay Katibi Hasan efendiye yazdım. Bulunduğum Bölüğün Kumandanı General Remzi Bey´dir. Alay Kumandanı Binbaşı Halil Bey´dir.
Bu isimler size lazım olursa kendileriyle haberleşirsiniz. Bir de Binbaşı Şevki Bey var. O da benim gibi tehlikededir. Sağ kalırsa ona da ulaşırsınız. Kolordu Kumandamın bildiğiniz gibi Esat Paşa hazretleridir.
Çocuklarımın anası Havva Hanım hakkında gerekli olan işlemler için Katip Efendiye yazdım. Senden özellikle rica ediyorum. Ailemde olanları ve annemi hiçbir zaman üzme, her zaman yumuşak ve merhametli davran. Bana acımasınlar. Ben mukaddes vatanım için canımı terk edeceğim için bahtiyarım. Cenab-ı Hak sizleri de bahtiyar eylesin. Baki, cümlemizi Cenab-ı Hakka emanet ederim, sevgili kardeşim.?
Göğsünü vatana siper etmiş bu kahramanın, Baki isimli akrabasına yazdığı mektup.
Başka bir mektup daha açıyorum okumak için:
Bir şehidin vasiyetidir. Geride kalanlara son sözlerinin yazıldığı satırlar. Vatan aşkıyla erkek ve kız kardeşine cepheden güzel bir sesleniş.
Seddülbahir´ de şehit düşen Tokat´ın Kürtpınar köyünden Davut oğlu Hasan´ın yazdığı mektup. İstanbul´a asker olarak gelmişti. Çanakkale savaşları başlayınca cepheye gönderilmişti. Seddülbahir´ de savaştı.
Küçücük bir deftere yazdığı mektubu cebine koymuştu. Henüz köyüne ulaşamamıştı Hasan´ın mektubu ama o; vatanı için şehit olmuştu.
Bu mektup daha sonra ? İkdam Gazetesi?nde yayımlanmıştır. Sizde bu mektubu okumak ister misiniz?
Evet dediğinizi duyar gibiyim. Merak ettiğinizi de hissediyorum. Gelin o zaman şehidimizin mektubunu okuyalım:
11. Eylül. 1915 İkdam Gazetesinden ? Bir Şehidin Vasiyeti? başlığıyla verilen haberde bakın kardeşlerine neler söylüyor?
? Türk´lüğün ve İslam´ın yaşaması için savaş meydanlarında şehit olduğumu işitirseniz üzülmeyiniz. Sizlere bu küçücük defterde yazdıklarım elinize geçecektir. Kardeşim Ahmet; sen de vatanın için ölmekten ve şehit olmaktan korkma. Düşmandan kaçarsan vatanımızın taşı, toprağı sana darılır ve sana beddua eder. Ruhun çok ızdırap içinde olur. Bende kardeşlik hakkımı helal etmem.
Hemşireciğim (kızkardeş), sende savaş meydanında şehit olduğumu işitirsen bu küçük defter eline geçecektir. Üzülmeyiniz. Senden istediğim evlatlarını iyi yetiştir. Onlara düşmandan şehitlerin intikamını almaları için öğütlerde bulun. Evlatlarını vatana hayırlı ve fedakar olarak yetiştir. Hakkınızı helal edin!
Hayran olmamak mümkün değil bu isimsiz Mehmetçiğe. Yüksek insanlık duygusuna, vatan sevgisine, ailesine olan düşkünlüğüne ömrünün sonuna kadar bunu hissetmesine gel de hayran olma? Gel de şehitlik şerefini taşıyan bu Mehmetçiğin adanmışlığına hayran olma!..
Bu yüzden Çanakkale´nin en görkemli anıtı Mustafa Kemal´in deyişiyle:
? Bu toprakları Türk sınırları içinde bırakmakla, Mehmetçiğin kendi diktiği anıttır.?
Çanakkale; Mehmetçiğin her karış toprağını kanıyla sulayarak diktiği şehitlik anıtıdır.
Gülay SORMAGEÇ