Bu soruyu Memleket Partisi Genel Başkanı sayın Muharrem İnce soruyor.

Kime soruyor? Eski TBMM başkanı İsmail Kahraman' a. Niçin soruyor onu da söylemeliyim. Rizeli olan İsmail Kahraman Rize'nin fethinin 561. yıl dönümü töreninde yaptığı protokol konuşmasında şöyle demiş: "Şehirlerin kurtuluş yıldönümleri kutlanıyor. Kesinlikle karşıyım. 2 Mart'ta Rize kurtulmuş, kim diyor? Yok Erzurum şu martta. Şehirlerin düşman işgalinden kurtuluşu dolayısıyla kutlama yapılmaz. Fetihler kutlanır. Tarihi zengin ve engin bir milletiz biz. Biz köklü bir devletiz. Zaferlerle dolu bizim tarihimiz. İstanbul'un kurtuluşu 6 Ekim, kim demiş? İzmir'in kurtuluşu 9 Eylül, kim demiş? Ne münasebet. Cihan harbi bitti, müstevliler alacaklarının birkaç kat mislini aldı ve öyle gittiler, çekildiler. Kurşun sıkmadık ki. 2 Mart'ta da aynı şey var. Ruslar çekildi gitti. Çarpışmadık, dövüşmedik, vuruşmadık." Geçmişte de oldu bu tür çıkışları Kahraman'ın. Mesela; laiklik maddesinin yeni Anayasa taslağında yer almaması, dindar Anayasa yapılması talebi, onun fikri alt yapısının ve siyasi hedefinin çok açık fotoğrafıydı. Sadece Muharrem İnce değil elbette, birçok siyasetçi ve akademisyen de sayın Kahraman'a tepkilerini dile getirdiler. Ama özellikle Rize halkının ve Rizelilerin reaksiyonu aziz milletimizin İsmail Kahraman gibi düşünmediğini göstermektedir. Bu tepkiler kamu vicdanının sesi olmuştur. Ben M.İnce'den biraz farklı düşünüyorum. Yani İ.Kahraman ne cahildir, ne de haindir. Çünkü dedesi Yemen, dayısı Sarıkamış şehididir. Kendisi Hukuk Fakültesi mezunudur. Peki neden böyle polemiklere öncülük ediyor?Eğer İsmail Kahraman'ın ruh ve dimağ olarak beslendiği cemaat ve kültür odaklarını bilmiyorsanız tepkilerinizde değerlendirme yanlışlıklarına düşmeniz kaçınılmazdır. İstanbul Üniversitesinde öğrenci olduğum yıllarda o, Rasim Cinisli'den sonraki başkan olarak MTTB'nin İsmail abisiydi. Yalnız her görüşten öğrenciyi kucaklayan Milli Türk Talebe Birliği onun dönemiyle birlikte siyasal İslamcı bir teşkilatlanmaya evrilmiş, hatta daha sonraki yıllarda ambleminden hilalin içindeki bozkurtu çıkarıp,onun yerine ,sözüm ona Kur'an niyetiyle bir kitap figürü yerleştirmiştir. 6.Filoyu protesto eden devrimcilere savaş ilan edip saldırdıkları gibi, dönemin bir kongresinde yönetimi kaptırmamak için Cağaloğlu sokaklarında ülkücüleri putperest ve kafir ilan edip nasıl bir kavganın failleri olduklarının şahidiyim. Çünkü o dönemde milliyetçi-mukaddesatçı gençlerin ilk adresiydi MTTB ve ben de oradaydım. Yani kimimiz spor kurslarına katılıyor, kimimiz kültür faaliyetleri ve konferansların takipçisi oluyorduk. Aslında tam bir okul gibiydi o mekan. Fakat fikir ve ideoloji planında makas değiştirince iyice siyasallaştılar.Erbakan'ın arka bahçesi olup,cemaat ve tarikat destekli kadro hareketi haline dönüştüler. Bugün Türkiye'yi yönetenlerin öncü kadroları işte bahsettiğim o ekiptir. İsmail Kahraman o abilerden biridir ve o zihniyetin makbul abilerinden birisidir. Şüphesiz Şevki Yılmaz kadar ölçüsüz değildir ama Mesut Yılmaz gibi demokrat, milliyetçi ve Atatürkçü bir Rizeli de olmamıştır hiçbir zaman. Bakın siyasi görüşlerine ve ideolojik argümanlarına benim gibi katılmasanız, hatta tehlikeli bulsanız bile 50 yıllık mücadelelerini zirveye taşıdıklarını kabul etmek zorundayız. Yani İsmail Kahraman ve arkadaşları yıllardan beri aynı düşünceleri söylemeye ve Türkiye Cumhuriyetini dönüştürmeye devam ediyorlar. Onu cahil, bunu hain diye yaftalamak yerine, kendi kadrolarımızı iyi yetiştirip eğitmeli, halkla bütünleşip iktidara yürümenin hazırlıkları içinde olmalıyız.Tüm vatanseverleri bayrak, bağımsızlık, bilim ve akıl, aynı zamanda Atatürk paydalarında birleştirip, laf değil icraat üretmeliyiz. Son olarak İsmail abi(!) ile de konuşmak istiyorum. Büyüğümsün. Bu millet sana Atatürk'ün kurduğu kutsal Cumhuriyette ,Atatürk'ün oturduğu o yüce makamı bahşetti. Sana bu tür beyanatlar yakışmadığı gibi halkımızın büyük çoğunluğunu da üzüyorsun. Allah aşkına bu millet işgale uğramadı mı? Saray delegasyonunun imzaladığı Sevr paçavrasıyla Anadolu'dan bile sürülmek istenmedik mi? Deden ve dayın gazoz kapağıyla mı şehit oldu? Tek kurşun atmamışız! Düşman alacağını misliyle alıp, çekilip gitti yani öyle mi?! Yani Çanakkale'de yağmur gibi kurşun gülle atılmadı, havada mermiler çarpışmadı, Çanakkale Boğazı'nda İngiliz,Fransız gemilerini balinalar batırdı, Afyon'da, Kütahya'da, Dumlupınar'da çelik çomak oynarken öldü Mehmetler öyle mi? Edirne'de Batı Trakya'da ,Anafartalar'da, Conkbayırı'nda siperlerde saklambaç ve körebe oynarken can verdi bizim çocuklar öyle mi? Yani Yunan kopilleri yenilmedi de aralarında maraton koşusu mu düzenlediler İzmir'de denize dökülürken? Sahi Maraş ,Antep, Urfa şehirlerine( Kahraman, Gazi, Şanlı) ünvanları niçin verildi? Güzellik olsun diye mi? Sayın Kahraman, hem fetihleri kutluyoruz biz, hem de şehirlerin düşman işgalinden kurtuluşunu. Yıllardır böyle yapıyor bu millet. Fetihler Osmanlı döneminde diye zaferi kutlayalım, ama KURTULUŞ SAVAŞI'nda her taraftan sarılmışken canımızı dişimize takıp ölüme meydan okuyuşumuz, düşmanları geldiklerine pişman edip kovalamamız, vatan, bayrak, din iman mücadelemiz ve namus kavgamız için sevinmeyelim mi? Evlatlarımıza kurtuluş destanını anlatmayalım, öğretmeyelim mi? Seni bilemem ama senin söylemlerinden sonra inan ki daha büyük coşkuyla kutlanacak bu günler. İnanmazsan 9 Eylül'de İzmir'e bak!