Bizi bu erdemli hayata hazırlayacak olan uygulanacak eğitim sistemidir. Mustafa Kemal Atatürk, emperyalistleri  aziz vatan topraklarından def edip bağımsız  Cumhuriyeti ilan ettiğinde ,yapılacak onca işin en başına eğitimi yazmıştı

"Yağcılar sayesinde yağın adı kirlendi Çağdaşların yüzünden çağın adı kirlendi Kusmuk çukuru yaptı solu solcularımız Milleti sağa sağa sağın adı kirlendi." Nereden başlasam diye düşünürken Abdürrahim Karakoç'un bu dörtlüğü yol verdi düşüncelerime. Yağcılık; bir menfaat beklentisiyle insanın inanmadığı olay veya kişilere alkış tutmasıdır. Bazıları bunu öylesine abartırlar ki elleri avuçları patlayacak sanırsın. Siz isterseniz münafıklık veya iki yüzlülük de diyebilirsiniz. Oldum olası tiksinti duymuşumdur bu tür davranışlardan ve kişilerden. Kavramların içini boşaltıp, anlamlarını ters yüz ettikten sonra sen artık sen değilsin ki. Hakk'ın ve hakikatin Zülfikarı olmak varken, bir çıkar için statükoya eklemlenmeyi ,yani bukalemunca yaşamayı içine sindirdikten sonra solcu olsan ne olur, sağcı olsan ne olur! Çağdaş eşkıyaların dünyaya biçtikleri zulüm ve ölümleri görmüyor musunuz? Hayatı bir inancın penceresinden görmek ve Tanrının bahşettiği ömrü son nefesimize kadar onurlu ve omurgalı yaşayabilmek ne büyük bir zenginliktir. Bizi bu erdemli hayata hazırlayacak olan uygulanacak eğitim sistemidir. Mustafa Kemal Atatürk, emperyalistleri aziz vatan topraklarından def edip bağımsız Cumhuriyeti ilan ettiğinde ,yapılacak onca işin en başına eğitimi yazmıştı. Eğitimcilerden beklediği de çağdaş, bilime önem veren, erdemli, yüksek ahlak ve karakter sahibi bir neslin yetiştirilmesiydi. Sporcunun bile zeki, çevik, ama ahlaklı olmasını istiyordu. Milli mücadele sonrası o yokluk yıllarında insanlarımız savaşların tortuları ile yorgun , bitkin ve fakir olsalar da onurluydular. Devletten beklemediler, hep devlete verdiler; alın terlerini, mallarını, kanlarını, canlarını. İstiklal madalyasını bile almaktan hicap duyarak; " Vatan namustur.Biz sadece görevimizi yaptık. Madalyaların gerçek sahipleri şehitlerimizdir." diyen gönlü zengin, mayası temiz, kalbi Allah korkusuyla titreyen yüksek ruhlu insanlarla kuruldu bu Cumhuriyet. Bugün iş adamlarından din adamlarına, ilim adamlarından siyaset ve politika şovmenlerine, sendika baronlarından bürokrat yağdanlıklara, tarikat ve cemaat havarilerinden medya patronlarına kadar kalpazanlığa ve harama batmış durumdayız. Biz böyle değildik! Ne oldu bu topluma, ne oldu bize! İşimiz yalan dolan, alavere dalavere , haram saltanat, sahtecilik, gösteriş budalalığı, köşe dönme merakı, doymayan bir iştah, şükrü ve kanaati unutmuş bir toplum, vergilerle halkını bunaltan bir devlet.say say bitmiyor. Yahu nepotizm zirve yaptı bu hükümet döneminde. Eş dost, akraba kayırıp kollama. Bunlar her iktidar döneminde her partinin günah defterinde olan şeyler diye geçiştiremeyiz. AKP " 3 Y ile mücadele" sloganıyla iktidara gelmişti. Neydi onlar: yasaklar, yoksulluk, yolsuzluk. Bu partinin referansları Kur'an inancıyla bezeliydi. Giderek söylemle eylemin farklılaşmaya başladığını görmek kendi seçmenini bile umutsuzluğa sevk etti. Sayıştay'ın denetimlerinde ortaya çıkan yolsuzluk raporlarına ulaşım engeli konulduğunu duyunca siz iyi şeyler düşünebilir misiniz? Muhalif TV kanallarına uygulanan cezalar, konulan yasaklar demokrasi ve özgürlükle açıklanabilir mi? İBB'nin bir önceki dönemle ilgili denetçi raporlarına niçin ulaşım yasağı getirilir? Korkulan nedir, bu nasıl bir şeffaflıktır?! Askıda ekmekten kuru ekmeğe gelindiyse burada varsıllıktan söz edilebilir mi? 22 milyon insan sosyal yardım alıyorsa, çalışanların % 43'ü asgari ücretle çalışıyorsa yoksullukla mücadelede başarıdan söz edilebilir mi? 17/25 Aralık'ı unutmadık. Hatta Devlet Bahçeli bu haftayı "Yolsuzluk Haftası" olarak ilan edelim demişti. Tamam Fetö kumpasıydı. Ya ortaya çıkan içi para dolu ayakkabı kutuları, pahalı hediyeler? Bütün bunlar yalansa o dört Bakan neden istifa etti? İstifa edenler için ne yapıldı? Zamanında YÖK ve KPSS sınavlarında yapılan yolsuzluklar veya sahtecilikler için muhalefetin uyarılarına neden itibar edilmedi? Ey Hamza Yerlikaya! Atatürk'ün sözlerini rehber edinseydin bu rezilliği yaşamaz, bu milletin tarihinde Yaşar Doğu gibi şerefinle yaşar, saygıyla anılırdın. Biliyor musun, bu onur senin madalyalarından bile kıymetlidir. Yazık ettin gerçekten. Hem kendine, hem AKP'ye, hem seni o makamlara getirenlere. Lise diplomanın sahte olduğu mahkeme kararı ile daha 2001 yılında belli olmuşken sen Üniversite'ye yazılıyor, 2007'de AKP'den milletvekili seçiliyor, daha sonra Bakan danışmanı oluyorsun. Kardeş sen bir güreşçisin. Vakıflar Bankası Yönetim Kurulu'nda Allah aşkına ne işin var senin! Ey en küçük bir eleştiriye bile tahammül edemeyen iktidar, sana soruyorum: Nerede ehliyet, nerede liyakat? Nihayet Cumhurbaşkanı Başdanışmanlığı'na atanıyor, basından öğrendiğime göre dört yerden maaş alıyorsun. İnan vallahi ne diyeceğimi bilemiyorum. Millet aş ve iş için kapılar aşındırırken, işçiler asgari ücrete talim ederken sizlere ballı maaşlar. Biraz vicdan, biraz insaf, biraz edep yahu! Üstelik ne senden, ne de seni oralara taşıyanlardan şu ana kadar tek bir açıklama bile yok. Bence bu milletten özür dilemeli ve milletvekilliği dışında(ilkokul mezunları da vekil olabilir çünkü) elde ettiğin kazançları millete iade etmektir. Sana son olarak bir tavsiyede daha bulunacağım bitirirken; vicdanınla baş başa kaldığın bir akşam "Yalnız Kurt " parçasını dinle Ahmet Şafak'tan. Bize göre değil, bizim için değil , siyaha beyaz demek Çirkine oh ala, zalime pek ala, yoksula olmaz demek Biz böyle görmedik, haramı bilmedik, eğilmedik, bükülmedik Bu şehirde olmaz terk edip gitmeli, yalnız kurt yenilmemeli.