Aslı böyle değildi bu sloganın diye düşünüyorsunuz biliyorum.

Hep kitabın başından başlanmaz ya okumalara, bazen kitabın ortasından da girilebilir söze. Hatta kitabın arka kapağında yer alan bir paragraf yerleşiverir hafızanıza. Hani benimkisi de öylesine bir sinyal işte. Bazıları ; "Geliyor gelmekte olan!" diyor ya. Ben de toplumun bütün katmanlarına yayılan panik ve şaşkınlık havasına bakarak diyorum ki; " Gidiyor gitmekte olan!" Yani mevcut iktidardan bahsediyorum. Gider mi acaba? Çeşitli mekanlarda yapılan sohbetlere kulak kabarttığımda bazı vatandaşlarda böyle bir tedirginlik gözlemliyorum. Kurum ve kuralları hukuka ve Anayasamıza uygunluk açısından standart olmayan sapmalar yaşayan demokrasimizin çetin bir imtihanla karşı karşıya olduğu bir durumdur bu. Eğer bu soru daha çok kişi tarafından seslendirilmeye başlanırsa ortaya büyük bir güven bunalımı çıkar ki; sonucunda toplumsal savrulmanın bizi hangi tehlikelerle burun buruna getireceğini telaffuz etmek bile istemem. Demokrasilerde aslolan seçimde ortaya konan sandıktır. Oy vatandaşın namusudur ve kutsaldır. Vatandaşlar oyları ile sadece iktidarı değil, aynı zamanda muhalefeti de belirler. Muhalefeti olmayan, ya da susturulan yönetim biçimine monarşi, krallık, diktatörlük ne derseniz deyin, ama demokrasi denilemez. Askeri darbe dönemlerini hatırlayın; siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları,dernekler, bankalar, medya ya tamamen yasaklı, ya da darbeci generalin emrindedir. Gelişmiş ülkelerde bu tür zorbalıklara halk geçit vermez. Çünkü hür irade ve bireysel özgürlüklere alışmış , yaşam standardı yüksek, bilime ve sanata değer veren bir halkı başka bir yönetim şekline ikna edemezsiniz. Ben mesela AKP genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı sayın R.Tayyip Erdoğan'ın , muhalefeti ,yani bir anlamda Millet İttifakını oluşturan partileri iş bilmezlikle suçlayarak ;" İktidarı bunlara bırakamayız!" tarzı açıklamalarını da bu bağlamda doğru bulmuyorum. Ha bunu seçmen adına söylüyorsa, ya da kim söylüyorsa ( iktidar veya muhalefet) bu da yanlıştır. Çünkü ona halkımız karar verecektir. Vatandaşın hamasi laflara veya sıkıştığımızda baş vurulacak dini referanslara değil, bilimin gerçeklerine , saf, arı duru imana, ashabın yaşadığı İslama ihtiyacı var. Yanlışlarımıza teolojik dayanaklar arayanlarla değil, son nefesine kadar değişmeyecek ihlas örneklemelerini bizzat nefsinde yaşayacak ilim ve siyaset adamlarıyla gerçek kurtuluşa ulaşabilir bizim gibi toplumlar. Gidecek olan ne zaman gider, gelecek olan kimdir ve ne zaman gelir? Bunlar siyaset bilimcilerinin işi. Nitekim bir sürü anket ve araştırma sonuçları da ortada. Ben bir vatandaş olarak manşetleri okuyor, büyük fotoğrafa bakıyorum. Temennilerimi değil ,yorumları değerlendirmeye çalışıyorum. Mesela Cumhurbaşkanımız; "Faiz sebep, enflasyon sonuç." diye tekrarlayıp duruyor. Ama faizler inince döviz fiyatları yine artıyor. Eğer bu işi dini nas ile çözeceksek 18 yıl niye bekledik? Daha önce ülkemizi yönetenler naslara inanmıyor muydu? Faizler düşecekse büyüme hızımız ne kadar olacak? Hammadde ve ara mal fiyatları da düşecek mi? Yok düşmeyecekse bu da bir enflasyon artışı değil midir? Enflasyon da fakiri daha fakir yapmıyor mu? O, Çin modeli diyor, Merkez Bankası başkanı ; hayır Türk modeli diyor. TOBB Başkanının, İSO'nun bile paniklediği bir ortamda vatandaş cebindeki paranın her gün biraz daha çalınmasına telaşlanmasın mı? Ekonomist olmaya gerek yok. Markette her gün değişen etiketler ,ay ortasında biten maaşlar ve ücretler, uçan döviz kurları, artan enflasyon hepimizi ekonomi uzmanı ,dolar manyağı yaptı. AKP 2002 de ekonomik kriz üzerine iktidar olmuş, 2010'lara kadar güzel bir yönetim sergilemiş, enflasyonu da %4' lere kadar düşürmüştü. Bu durumlara düşmemizin faturası da elbette ona kesilecektir. Faturanın bedeli hangi oranlarda olacaktır, ona halk karar verecektir.