27 Şubat 2023 – Depremin açtığı yaralar… (2)

On bir şehrimizi altüst eden 6 Şubat felaketinden beri, kızaran yaşlı gözlerimiz televizyon ekranlarında belki ıstırapları azaltacak müjdeli haberler ararken gönüllerimiz tarifsiz acılarla kavruluyor, niye bu belaya uğradığımızın sebeplerini arayıp bulmaya, uzmanların ve yetkililerin yaptığı açıklamalardan -güya- mantığımıza uygun, kederimizi hafifletecek teselliler de bulmaya çalışıyoruz. Bu üç hafta içinde, resmî kayıtlar, 50 bine yakın insanımızı kaybettiğimizi, bu sayının artmasından endişe edildiğini haber veriyor. Kurtarılabilenler arasındaki yaralılar, ameliyatlarla hayatta tutulabilenler, kaybettiklerinin kimler olduğunu öğrenemeden, acısını yaşayamadan, farklı illerdeki hastanelerde birbirine kavuşan, analar, çocuklar, bazen de dedeler ve torunlar, babalar ve evlatlar; televizyonlarımızı birer ağıt kutusu hâline getirdi. On milyondan fazla insanımızın yaşadığı bu şehirlerden aileler, gençler, sağ kalabilenler, devletin de desteği ve milletimizin akrabalık, dostluk bağlarıyla adeta bir “iç göç” hareketiyle muhtelif şehirlerimizdeki uygun yerlere gidiyorlar, memleketinden ayrılmak istemeyenler de mevcut sıkıntılı şartlara uyum sağlamaya çalışıyorlar. Artık can kurtarmalar bitmiş, enkaz kaldırma faslına gelinmiş, çadır ve konteyner kentler oluşmuştur..

Yürek paralayıcı binbir sahne yaşanmaktadır.  Olup bitenleri öyle bir hassasiyet, sabır  ve dikkatle anlatmalı  ki, kendisine oyuncak verildiği sevincini göstermeye çalışan o masum , ameliyatta canı kurtulsun diye alınan bacağını -üzülmemesi için-annesinden gizlerken, annenin de ancak sağ koluyla kucaklayabildiği evladına kavuşma sahnesine yürekler dayanabilsin? Aileden yalnız ikisi kalmıştır hayata tutunabilmek için…Bu tablolar sayısız facialar hâlinde tekrarlanıp duruyor. Yıkılan binalar, toz yığını hâline gelen sokaklar, tarümar olan hayatlar, çilekeş analar diyarı Anadolu’muzdaki bin yılımızın  belki de en büyük yıkılış ve dağılışımızı yaşadığımızı düşündürüyor.

Dünyanın her yerinden yüz civarındaki ülkeden yardım ve kurtarma ekipleri geldiler, iki hafta boyunca uğraşıp didindiler, insanlıklarını gösterdiler, canlar kurtardılar ve döndüler. On binlerce çadır ve konteyner kuruldu, aileler, komşular birbirlerine omuzdaş oldular, oluyorlar, olacaklar. Her biri kucaklarındaki emanet ve ellerinden sıkıca tuttuklarıyla merhamete sığındılar. Devletin ve milletin eli, onların her birini sahiplik vazifesiyle bir merhamet seferberliğinin gereği olarak sarıp sarmaladı. Yurt içinden, hemen her şehirden gençler, esnaf, sivil toplum kuruluşları, madenciler, Kızılay ve Afad ekipleri, muhtelif Belediyelerin ve Bakanlıkların görevli birimleri harıl harıl çalışmaktalar. Uzmanlar konuşuyor, konuşuyor. Keşke onların sesine daha önceleri kulak verebilseydik. Nasıl anlatmalı ki;“Deprem öldürmez, bina öldürür.” Bu sözün hepimizin içine işleyen en ağır söz olduğu gerçeğine yürekler nasıl dayansın ?. Yeni yapılan bir bina yıkılırken, sakinlerine mezar olurken, ondan daha yaşlı bir başka binanın sağlam kalması ne demektir ? O devrilen binaların yapımından sorumlu onlarca müteahhit ve inşaat grubu adaletin pençesindedir. Eskiler “Bâde harâbül Basra / Basra harab olduktan sonra..” dememişler boşuna. Milletçe çetin imtihanlardan geçmekteyiz. Savaşlarda ordular mücadele ederler, silahlar konuşur, cesaret, taktik, tedbir, zamanlama, kurmay zekâ  gibi birçok husus devrededir. Savaşta sivillere mümkün olduğu kadar dokunulmaz. Onların zarar görmesi, savaş suçu sayılır. Fakat zelzele ve benzeri tabiî âfetlerde bebekten dede ve nineye kadar her yaştan insan tehdit ve tehlike altındadır. İşte bizim 6 Şubat Pazartesi 4.17’de herkes derin uykusundayken ve aynı günün gündüzünde  yakalandığımız akıl almaz ve meş’um musibetler, yıllarca  ve nesillerce hafızalarımızdan silinmeyecek. Yolda yürürken her binaya, yıkıldı yıkılacak gözüyle bakar gibiyiz. Binlerce artçı sarsıntı da devam edip duruyor. İhtiyar Anadolu derinden bir ihtilâç ile (çırpınışla titreyerek) sarsılıp kabarıyor.1894-95’teki “Büyük İstanbul Depremi”ni anlattığı şiirini, devrin ünlü şairi, Türkçenin ustalarından Tevfik Fikret’in, oğlu Haluk’a hitaben ders olsun diye yazdığı şu mısraları 128 yıl sonra  hatırlamak lazımdır, diye düşünüyoruz :

ZELZELE  - Tevfik FİKRET

Bin üç yüz ondu... Henüz dün bu köhne izbeye sen
Misafir olmuştun,
Ki hep sinirli ve hummalı hastalar gibi yer
Birden
İçin için ve uzun
Bir ihtilâc ile çırpındı, kırdı, yıktı... Keder
Ve korku yüzleri soldurdu; evler, aileler
Birer döküntü; kalanlar bütün ezik, kurada;
Bir inkisâr-ı huşû' en şerefli başlarda,
Minareler bile ser-be-zemin.
Beşer bir sadme-i meş'ûma böyle uğrar da
Biraz tenebbüh eder.
Biraz tenebbüh için bin belâ... Ne ders-i haşin!
Sen işte böyle siyah günlerin misafirisin,
Hayâtın elbette
Kolay ve neş'e-fezâ bir seyahat olmayacak;
Lâkin
Bu tîh-i mihnette
Kolay ve neş'e-fezâ bir seyahatin ancak
Hayâli vardır; uzak bir serâb için koşmak
Nihâyetinde yorulmak ve boş yorulmaktır;
Hayâtı dîv-i hakikatle çarpışan kazanır;
Zafer biraz da hasar
İster;
Koşan cihâd-ı maâlîye şanlı, lâkin ağır,
Mahûf adımlar atar,
Önünde zelzeleler, arkasında zelzeleler !

Allah sonumuzu hayreylesin. Üç Aylardayız. Önümüzde Ramazan günleri var. Bu hâlde nasıl Bayram ederiz bilemem. Ufukta seçimler  görünüyor. Yaralarımızı sarmakta tecrübeli bir milletiz. Allah bize ve insanlığa daha büyük ve dayanılmaz başka acılar yaşatmasın. Yüce Mevla bütün mazlum ve masumları korusun, gözünü toprak doyurası aç gözlülerin ve vicdansızların da şerrinden korusun inşallah

***

26 Şubat 2022  ·  - KÜÇÜK AĞA'nın BÜYÜK YAZARI...

Kendisini 1969-71 arasında, öğrenciliğimizde, Tercüman'ın Cağaloğlu'daki eski binasında rahmetli Kabaklı Hoca ile müştereken kullandıkları odada tanımıştım. Okuyucu mektuplarını bize inceleten ve tasnif ettiren Hoca bizi ona "öğrencilerim" diye tanıtmıştı. Ciddi, pek de gülümsemeyen karizmatik bir görünüşü vardı. Yıllar sonra 1992'de Muhsin Karabay arkadaşımla Maltepe-Zümrütevler'deki evine mülakat için gidip çekimler yapmıştık. Soğuk bir Şubat'tı yine. Saatlerce konuştuk, çaylar içtik. O zaman güler yüzlü ve biraz da yorgundu. Ruhu şad olsun...Eserleri mutlaka okunmalıdır..

25 Şubat 2022  · 

Sabah haberlerinde Zelenski'ye ait dramatik bir alt yazı geçti: " Yalnız bırakıldık. Kimse bizim için savaşmak istemiyor...Vatanımızı tek başımıza savunuyoruz..." Acaba, Gazi Mustafa Kemal Paşa, Karabekir Paşa ve Çakmak Paşa ile silah arkadaşlarının ve hemen hemen her bölgedeki Müdafa-yı Hukuk Cemiyetleri kadrolarının ve isimsiz kahraman Efelerin, millî çetelerin lider ekiplerinin, Kuva-yı Milliye ruhuna sahip ağzı dualı, çelik bilekli çatık kaşlıların buna benzer sözler sarf etme ihtimalleri olabilir miydi, diye düşündüm ve Ukraynalılar için hayıflandım. Masum ve mazlumların Allah yardımcıları ola...

24 Şubat 2022  · 

Eyy ! Enternasyonalist, liberal ve sosyalistler, artık saçları çoktaan ağarmış çok bilmiş, az gelişmişler, şimdi anladınız mı acep "Rus Milliyetçiliğinin hiçbir devirde değişmediğini ve değişmeyeceğini ? " Ne gezer ?

23 Şubat 2022  · 

DURUM CİDDİYETİNİ KORUYOR...

145 milyon aşıya rağmen bu kayıplar düşündürücüdür. Ya bir de aşılar vurulmasaydı hâlimiz nice olurdu ? Yanılıp maskeler çıkmamalı, rehavete kapılmamalı. Herkes bence salgının başlangıcından itibaren 40. ayın bitimi olan 2023 Haziran'ına doğru kendini ciddiyetle korumaya devam etmelidir. Sonrası Allah kerim.

22 Şubat 2015  · 

"Bir bakan, henüz yaşı da kemale ermeden, sert bir üslûpla milleti azarlayamamalıdır. Malum operasyon hususunda " Dışarda bize karşı büyük hayranlık olduğunu,herkesin bu işin nasıl yapıldığını merak edip sorduğunu.." söyleyememeli, kelimeleri ölçerek ,biçerek konuşmalıdır,"diye alışmıştık yıllarca...Yanılmışız..."Bir yazar, aydın, akademisyen; televizyona çıkınca, konuşmasıyla saygı uyandırır, kendisini dinletir, genellikle " idealist olduğu için muhaliftir.." diye alışmıştık. Halbuki aynı adamlar ve hatunlar kanalları doldurmuş, bilgiç edasıyla bilmedikleri halde her konuda ahkâm kesmektedirler. Birkaç istisna hariç bunlardan nasıl kaçalım derken karşımıza diğer kanallarda ya aile ve şahsiyet facialarının veya uzman olmayanların kol gezdiği , magazin proğramlarının illallah dedirttiği manzaraların ortalığı sardığını görüp melûl, mahzun ve kedernâk bir çaresizlikle kitaplarımızın başına koşmaktayız. Bunda da bir hayır vardır. Zaten çok okurdum, bu sebeple okumalarım ikiye, üçe katlanacağa benzer. Allah milletimize bugünkünden daha çok hayırlı siyaset , ilim ve fikir adamları da nasip edecektir ...Size de kitapları tavsiye ederim hoca olarak..Ben, şu son kırk gün içinde, 2000 sayfayı bulan, Rahmetli O.Şaik Gökyay'ın külliyatını bitirdim. Şimdi Kâtip Çelebi'nin eserlerine başladım. Çok zevk alıyorum. Belki ilerde düşüncelerimizi soracak bulunur. Olmasa da kendime ve talebelerime karşı vazifemdir. Hayırlısıyla..

22 Şubat 2015  · 

Keşke...Hatay, Kıbrıs.. olur da Halep, Musul , Kerkük neden olmaz ?

" Şu yakın suların kolu neden bükülmez? Fırat niçin ,Aras niçin, Dicle niçin,..benden doğar,bana dökülmez...? " diye soran Arif Nihat Asya haksız mı ? Şairin sadece "Fetih Marşı" şiirini, orda burda okumak yetmiyormuş,demek ki...

22 Şubat 2015  · 

SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ 'NDEKİ EMANETLER, BULUNDUĞU 30 KM'LİK YERDEN SINIRIMIZA 200 M. YAKINLIKTAKİ EŞME KÖYÜ YAKINLARINA NAKLEDİLMİŞ...NE DİYELİM.. KIBRIS'A NASIL UZUN SABIR ZAMANLARINDAN SONRA DÖNMÜŞSEK....İNŞALLAH BELKİ BİR GÜN YENİDEN..

Kolay değildir dönmek..Üsküp'e, Selanik'e, Kerkük'e ,Girit'e...dönülemediği gibi...Neredeyse Edirne ,İzmir, İstanbul ..da Millî Mücadele kahramanları ve şehitlerimiz olmayaydı "Dönmeyen gemiler olduk açıktan/ Adımızı soran arayan var mı ?" diye kederlenen rûhanî sesler yankılanacaktı, kırık mezar taşlarının arasından... Büyük millî şairimiz Yahya Kemal BEYATLI, kaybedilen ve dönülemeyen vatan parçalarını ne acıyla anlatır : "Gözlerinin ardında eski vatan / Bizim diyar olarak kaldı, kıyamete dek..."Başarı, "Ver kurtul !" mudur, "Al kurtul.." mudur ? Yeniden düşünülmeli...Allah sonumuzu hayreylesin. Şehit Mehmetçiklerin de ruhları şad olsun...

21 Şubat 2015  ·  BİR ZAMANLARIN GAFLET EHLİNDEKİ DENGE BOZULMALARI…

TV kanallarından biri, akşam haberlerinde, 1980 öncesi çok rahatsız olduğumuz, kendilerini yetiştiren millî-İslamî hassasiyetleri olan bir zamanların" rücû / ric'at üstadı" ağabeylerinin bile rahatsız olacakları bir üslüpla ; " İzmir'de karşıt görüşlü Üniversite öğrencileri arasında çıkan çatışmada bir gencin öldürüldüğünü" sıradan bir haber gibi verdi. Acaba böyle mi olmalıydı ? Bölücüler artık karşıt görüşlü mü oluyor ? "Devletin güvenlik görevlilerinden sınav emniyeti için tedbir alınmasını söyleyen" rahmetli de "karşıt görüş"ü temsil ediyor öyle mi ? Yazıklar olsun..Yarın daha acı günler yaşanmamalıdır. Bazı TV kanalları da
 öyle yapmış deniliyor.. Ötekileri sormak bile istemem. İşte NecipFazıl, neden son yıllarda yerini doğru tayin etmiş,anlayın artık: " Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya !... "Yazıklar olsun aymaz, gafil , arsız tavırlılara.. Ama şaheser uyanmıştır. Köprülerin altından çok sular geçti. Allah büyüktür...Bu da geçer yâ hû....

Arkadaşlar, siyaset ve edebiyat farklı şeylerdir. Siyasette kimin kiminle nerede ne zaman hangi para pul ilişkisinde olduğu bilinemez, belgelenmedikçe de dedikodu olarak kalır. Ben bugüne kadar Nazım Hikmet'in şahsını kastederek aleyhinde bulunmadım, bulunmam. Beni şairlerin edebi yönü ilgilendirir. Dedikodu benim üslubum değil, kültürümüzde de bize pek yakıştırılmaz. Ben Necip Fazıl'ı tanıdım, dinledim, en az kırk kitabını okudum. Severim. Hakkında yazılarım var, bilerek konuşurum. Sosyal demokrat olsaydım, mevcutlardan daha daha kültürlü seviyeli olurdum. Cahil ve yarı aydın-yarı karanlık soldan illallah...Okumuşlar, cahillerden  olmadığını göstermelidir... Bilgili ve seviyeli olmak herkese  yakışır...

  · IRMAĞIN ARDINDAN GİDEN DERYA… 

Ne sevimli bir resimdir hayalimdeki...Tabi ki sadece iki kişiyi önüne katmış götüren "bala"yı kastediyorum....Acaba" iki ırmağın ardında bir derya mı gidiyor ?" Allah bilir, biz bilemeyiz, temenni ederiz...Tabi ki çocuğun Müslüman ve Türk olması kaydıyla ve temennisiyle...Elin gâvurundan derya çıkmasa iyi olur...Mevlana küçükken, onu çarşıda babasının ardında görenler, böyle demişler, ne güzel dua etmişler de kabul olmuş...

25 Şubat 2015  · 

Bu kuşlara hayranım... Kanatları, çalışkanlıkları, evcillikleri, merhametleri, sanatkârlıkları, bazan da atmaca gibi yırtıcı cesaretleri, kibarlıkları, masumiyetleri..

Bir de rüzgâr kanatlı atlar...Bize ders olsun diye mi yaratılmışlar ?...

***

27 Şubat 2022  ·- İKİNCİ CEMRE; DÜN SUYA DÜŞMÜŞTÜR.HAYIRLI UĞURLU OLA.

"Yüksek yüksek tepelerde.." buzlar çözülmüş, saydam satıhların arasından ışıl ışıl sular, ağaçların köklerinden gövde ve dallarına yürümektedir. Aceleci erik ağaçları beyaz beyaz çiçeklenmekte ve ne yazık ki aldanmaktadır. Bu bahara hazırlık telaşı, toprağın buğulanacağı gelecek Cumartesiyi beklemektedir. Nevruz hasreti, Ergenekon buzlarının kırılacağı YENİ GÜN' lere hazırlanmaktadır. Tabiatın şenliğini, Karacaoğlan'dan dinlemeli : "Çukurova bayramlığın giyerken, / Çıplaklığın üzerinden soyarken, / Şubat ayı, kış yelini kovarken, / Cennet demek, sana yakışır, dağlar/ Karacoğlan, size bakar sevinir, / Sevinirken kalbi yanar göyünür / Kımıldanır hep dertlerim, devinir / Yas ile sevincim, yıkışır, dağlar !..."

Hayırlı ola...3. Cemre beklene, toprak buğulana, gönüller şad u hurrem ola, Nevruz gele, hoş gele , yeni gün ola, geceler kısala, gündüzler uzaya, yüzler güle, çaylar demlene , kahveler cezveye sürüle ve Hıdırellez'e bin can ile segirdile..Allah yiğitlerimizi koruya....

***

Ya deprem şehirlerinin Nevruz’u için bir yıl daha mı beklemeli ? İnşallah…