Putin, adeta davullar çalarak, tellallar bağırtarak Ukrayna’yı işgal etmeye başladı.
Hemen öncesinde Belarus'la birlikte icra ettikleri devasa tatbikat, korkunç ve vahşi senaryonun çok yakında sahneleneceğinin işaretiydi.
Putin KGB'nin yetiştirdiği çok çetin bir ajan, zeki bir devlet adamıdır. Rusların maskotu ayı olsa da Putin zehirli bir sarı yılandır. Sabit ve donuk gözlerinin arkasında, en küçük bir dikkatsizlikte sizi yem yapacak planlar gizlidir. Putin niyetini gizlemiyor aslında. O, Sovyetler Birliği'nin yeniden inşası, Slav imparatorluğunun yeniden ihyası peşinde.
Soğuk savaş döneminden sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) dağılmış, Nato İttifakı sayesinde ABD'nin tek kutuplu dünya hakimiyeti perçinlenmişti. Batı kapitalizminin görece zenginliği ve Avrupa Birliği destekli emperyal gücü, hem Rus, hem de Çin Komünizminin ideolojik ve felsefi ütopyalarını paçavraya çevirmiş, askeri gücünü aciz durumlara düşürmüş,o ülkelerde rejim değişikliğine yol açmıştı. Batılı zengin ülkeler için ucuz iş gücü ve büyük bir Pazar olan Çin, kapitalizmin sağladığı imkanları kazanca dönüştürmeye ve her alanda önlenemez büyümeye başlayınca ülkeler " YENİ DÜNYA DÜZENİ" ni konuşmaya başlamıştı.
ABD, tarihin kadim bir devleti olmadığı gibi, insanlığa model olabilecek, insanlığa huzur vadeden, barış, sevgi ve merhametle şekillenen bir medeniyet teorisini de ortaya koyup geliştirememiştir. ABD'nin tutarlı, akılcı, hakkaniyete dayalı bir politik duruşu da yoktur. O nedenle güvenilir bir dost olmadığı gibi düşmanca tavırlarında da mert değildir. ABD, Yahudi sermayesi ve İngiliz, yani Birleşik Krallık aklı ile yönetilen bir ülkedir. Gerek Orta Doğu'da, gerek Afrika'da ve Uzak Asya'da yaptığı yanlış siyasal tercihler sebebiyle dünya hakimiyeti de sarsılmaya başlamıştır. Yeni dünya düzeninde gelişen ekonomisi ve teknolojisiyle Çin artık ABD'nin rakibidir.
Rusya ve Putin yeni dünya düzeninde "Benim yerim neresidir?" diye sormaktadır. "Beni yok sayamazsınız. Etrafımı Nato ülkeleri ile kuşatıp beni yok etmenize izin vermeyeceğim." demekte, Sovyet İmparatorluğunu yeniden canlandırmaya çalışmaktadır. Onun için Kırım'ı önce işgal, sonra ilhak etmiş, o nedenle bugün Ukrayna'yı havadan bombalamaya, tanklarıyla çiğnemeye başlamıştır. Aynı korkularla Nato'ya üye olmak isteyen Finlandiya ve İsveç'i tehdit etmekte, nükleer silahları hazır duruma getirerek tüm dünyaya meydan okumaktadır. Hem de Birleşmiş Milletler Hukukunu çiğneyerek.
ABD ve AB ülkeleri ekonomik yaptırımlar ile Putin'i durdurmaya çalışmaktadır. Ama tümünün de mazisi kirlidir. ABD herhalde Vietnam, Libya, Irak, Suriye ve Filistin'de katlettiği milyonlarca insanı, Çin Doğu Türkistan'daki soydaşlarımıza uyguladığı işkenceleri, Fransa Cezayir'de akıttığı Müslüman kanlarını unuttuğumuzu zannediyor. "Tencere dibin kara, seninki benden kara!" misali hiç biri masum ve günahsız değildir. Emperyalizm insanlığın düşmanı, barışın ve sevginin katilidir. Yok aslında birbirinden farkları. Emperyalizmin sermayesi; sömürülen kaynaklar, gasp edilen haklar, mazlumlara reva görülen katliam, işkence, kan ve göz yaşıdır.
George Orwell'in "Domuzlar Diktatoryası" romanını okumuş olmalısınız. Olay bir hayvan çiftliğinde geçer. Eser ,kahramanları hayvanlar olsa da başta Stalin komünizmi olmak üzere tüm totaliter rejimlerin eleştirisi olarak kabul edilebilir.
Aliya İzzet Begoviç, Hapishane Notları'nda, çeşitli ülkelerin totaliter yönetimleri ile Domuzlar Çiftliği arasındaki benzerlikleri ortaya koyar. "Çiftliği ele geçiren domuzlar "Bütün hayvanlar eşittir, ancak bazı hayvanlar daha eşittir." derken, Bolşevizm Çiftliği'nin yöneticisi Lenin "Hukuk, yönetici sınıfın iradesidir" demektedir. Bolşevizm Çiftliği'ndeki kurallara göre; "Lenin, 'tüm yaşayanlardan daha canlı' ya da Lenin 'tüm insanlardan daha fazla insan'dır." Bu tür sloganlar Sovyetlerin her yerinde görülebilirdi. Daha sonraları bu kişi Stalin olacaktı. Ardından Krushchev, daha sonra da Brejnev. Begoviç, totaliter rejimlerin Çiftlikte yönetimi ele geçirirken ve muhalifleri tasfiye ederken hep benzeri yöntemleri kullandığından bahseder. Sosyalizmin barış ve özgürlük yalanı, Grup Yorum gibi safdillerin devrimci heyecanlarını bir süre daha diri tutabilir ama, Kiev'de bir sığınakta dünyaya gelen bebeğin, eşini kaybeden kadınların, yollardaki binlerce mültecinin vebali ve göz yaşı insanım diyen herkesin utancı olmalıdır. Hem halklara özgürlük diyeceksin, hem de kendi kaderini kendisi belirlemeye kalkınca o ülkeyi tanklarınla çiğneyip kan gölüne çevireceksin.
Bugün Stalin'in koltuğunda Putin vardır ve 20 yıldan beri bütün muhalifleri susturarak ülkenin tek adamı olmayı başarmıştır. Şimdi çiftliği büyütme ve diktatörlüğünün sınırlarını genişletme amacıyla iyice zıvanadan çıkmış, saldırganlıkta iflah olmaz davranışlar sergilemektedir. Yalnız korkunç askeri gücüne karşılık, beş gün geçmesine rağmen hedeflerine ulaşamamıştır. Bu durum onu daha acımasız ,daha hırçın davranmaya itebilir. Putin, şakası olmayan zalim bir diktatördür. Ne var ki Ukrayna'nın işgali Rusya'yı dünyada yalnızlığa mahkum etmiştir. Rusya imparatorluk sevdasından vazgeçmezse korkarım ki yarınlarda Türk Cumhuriyetlerine sıra gelecektir.
Atatürk; "Mecbur kalınmadıkça savaş cinayettir." der. Ukrayna halkı bağımsız kalabilmek için savaşmak zorundadır. Çünkü karşılarında kendi askerlerinin ölümünden bile üzüntü duymayacak derecede sadist ve zalim bir lider ve kana doymayan bir devlet var. Allah vatanları için canla başla direnen kahramanların yardımcısı olsun.
Değerli okurlarım yazı biraz uzun oldu ama sabrınıza sığınarak Ozan Arif'in ÜÇ BELA şiiriyle bitirmek istiyorum.
Üç bela var bu dünyanın başında!
Amerika, Kızıl Rusya, Kızıl Çin.
Üçü birden fitne-fesat peşinde,
Amerika, Kızıl Rusya, Kızıl Çin.
Biri dünkü velet, tarihi hiçtir,
Biri 'Moskof', biri 'Ecüc-Mecüc'`tür
Karınları tok ya, ruhları açtır,
Amerika, Kızıl Rusya, Kızıl Çin.
Amerika neyin varsa sömürür,
Urusya, Çin; etini de kemirir,
Sonra tutar insanlıktan dem vurur,
Amerika, Kızıl Rusya, Kızıl Çin.