AKŞENER´İN TRAKYA SEFERİ
İYİ Parti Genel Başkanı sayın Meral Akşener geçen hafta Trakya gezisindeydi. Edirne ve Kırklareli il ve ilçelerinde esnaf ziyaretinde bulunan Akşener´e ilgi görülmeye değerdi. Parti örgütlerinin bir iki anonsla ve sosyal medyadan sadece esnaf ziyareti olarak duyurdukları bu gezi sanıyorum en çok da parti yöneticilerini sevindirdi. Deyim yerindeyse ziyaret adeta mitinge dönüştü. Doğrusu ben bile şaşırdım diyebilirim.
Akşener, daha önceki Meclis gurup konuşmalarında birkaç defa dile getirdiği ;?Koltukları değil, topukları eskiteceğiz? sözünü tutarak yurdu karış karış geziyor. Bu, özellikle de bir bayan politikacı için kolay bir iş değil elbette. Üstelik de ayağından bir operasyon geçirmiş olmasına rağmen bu zorlu mücadeleyi sahada kararlılıkla sürdürmesi , siyaset arenasında duayen veya nevzuhur tüm politikacılar için örnek alınması gereken güzel bir davranıştır. Bu çalışma seçime çeyrek kala değil de şimdilerde yapılıyor ve halkın düşüncelerini önemseme anlayışıyla gönüllerde karşılık buluyorsa her türlü takdire şayandır. Çünkü sayın Akşener bu ziyaretlerde mecbur kalmadıkça halka hitap etmeyip, daha çok halkı dinlemeyi tercih ediyor. Ajandasına topladığı bu notları gurup toplantılarında tüm Türkiye´yle paylaşıp güncel ve özgün bir siyaset üretiyor. Akşener´e ilginin zirve yapmasının sebeplerinden birisi de bence budur.
İYİ Parti´nin kuruluş sürecinde hangi engellemelerle karşılaştığını, seçimlere sokmamak için hangi şeytanca tertiplerle yok edilmeye çalışıldığını, hem AKP, hem de MHP tarafından nasıl hakaretlere maruz kaldığını unutmuş olamazsınız. Yılmadı Topuklu Efe. Onunla beraber yola çıkanlar yoruldu, ama o yılmadı. Tek adam rejimini reddedip, güçlendirilmiş parlamenter demokrasiyi savunmaya devam etti. Millet İttifakı´nın inşasında tarihi bir görev üstlendi. Savunduğu siyaset tezleri, çoğulcu ve katılımcı demokrasinin yaşaması ,TÜRK MİLLETİ ve TÜRK KÜLTÜRÜNÜN BEKASI için manifesto niteliğindeydi.
O bir Balkan Türkü´dür. Ben de bir Deliormanlı´yım. Genlerimizde Balkanların aziz hatıraları, Tuna´nın mahzun ve yanık türküleri, Estergon´da yiğitlerimin naraları, nazlı Budin´in feryatları vardır. Gönlümüz evlad-ı fatihanların yadı ile coşkun, gözlerimiz tehcirin ıstıraplarıyla buğulu, hayallerimiz ve ideallerimiz Atatürk´çü ruh ile doludur. Aynı üniversitenin koridorlarında atıldı fikrimizin temelleri. O; tarih mezunu, ben Türkoloji. Ama benim Tarih´ten de bir sertifikam vardı. Bir dönem Umumi Türk Tarihi okumuştum İbrahim Kafesoğlu, Sevgi Kafalı gibi değerli hocalardan. Hoş geldiniz sayın Genel Başkanım, deyip bunları hatırlatınca; ?Siz mezun olurken biz yeni başlamışız. Siz benim abimsiniz.? diyecek kadar tevazu sahibi bir lider.
Bizim ülkemizde siyaset, lider karizmasıyla şekilleniyor. Fakat erkek egemen bir toplumda, bir bayanın önderliğinde parti kurup onu teşkilatlandırmak ve ilk seçimde 40 milletvekiliyle Meclise taşımak herkesin başarabileceği bir iş değildir. MHP 50 yıllık mazisi olan bir parti. O da ancak o kadar vekil çıkarabiliyor. AKP kaçıncı seçimden sonra taban tutup parti olabildi bir düşünün. İYİ Parti´ye kurulan tuzaklar bitmiş değil. İki vekilin istifasındaki gerekçeleri siz inandırıcı buldunuz mu? Bunlar listelerin başına isimlerini yazdırırken hangi ittifakların kimlerden oy alacağını hesaplamadılar mı? Partileri İttifaklara bizzat AKP ve MHP´nin mecbur bıraktıklarını cümle alem bilirken bu vekiller bilmiyor muydu?
Yeni kurulmuş, üstelik merkez partisi görünümünde ve/veya formatında bir partide homojenliğin, bütüncüllüğün sağlanması elbette zaman içinde , biraz da kırılarak dökülerek olacaktır. Her ayrılık bir azap, her istifa bir kayıptır. Her gelene kapı kolay açılmamalı, her gidenin de arkasından incitici konuşulmamalı. Ben siyaseti, insan kazanma sanatı olarak gördüm hep. Kaç kişiyi küstürdüğün değil, kaç gönüle girebildiğin önemli olmalıdır. Özellikle parti teşkilatlarına aday olan veya seçilen arkadaşların ? halk içinde ama hep hakla beraber? olmaları siyasetin olmazsa olmaz bir ilkesidir.
Havasından geçilmeyen, gururundan yanına yaklaşılmayan, fedakarlık ve cömertlikten nasipsiz, diliyle gönlü barışık olmayan, ne göründüğü gibi olan, ne de olduğu gibi görünmeyen, kültürü kıt, küfürü bol, samimiyet fukarası, manşet budalası adamlardan ne yönetici, ne de siyasetçi olur. Davası olmayan insanların devası da olmaz. Ne diyor T.S.Eliot; ?Kaliteli yalnızlık, sahte bir kalabalıktan her zaman daha iyidir.? Kaliteli kadroların siyasete kazandırılmasını temenni ediyor, il ve ilçe kongrelerinin hayırlara vesile olmasını diliyorum.
Cemreler bir bir düşüyor, havaya ,suya, toprağa. Besbelli bahar geliyor dolu dizgin. Demek ki güneşli günler göreceğiz yarınlarda. Haydi hayırlısı, üç aylarınız kutlu, seferiniz mübarek olsun. -------Ahmet Acaroğlu------