Atatürk´e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı "Kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Doktor Mim Kemal Öke´dir.
Ruhi Bayazit
Ceyhan Mumcu´nun 16.10.2005 tarihinde Mahiye Morgül´e anlatımından bir alıntı yapalım:
"Bir deniz tabip albayının Atatürk´ün ölümü hakkında yapmış olduğu bir doktora tezi var. Orada Atatürk´e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi.
Atatürk´e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı "Kinin" yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Doktor Mim Kemal Öke´dir.
Durumu iyice fenalaştıktan sonra yine bir mason olan Celal Bayar, yurt dışından bir doktor getirtir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona´da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı´na götürülmüştür."
1962 yılında dönemin içişler bakanı Bekarta´nın talebi üzerine bir araştırma yapan Doktor Lebit Yurdoğlu şöyle diyor: "Sn. Hıfzı Oğuz Bekata. Bu konuyu derinlemesine araştırdığımda sorunun sadece geç teşhis olmadığını teşhisle uyumlu ilaçlar kullanılmadığını tespit ettim.
Atatürk´ün ilaçlarının alındığı eczanenin kayıtlarına baktığımda, o dönemlerde sıtma tedavisi için kullanılan Kinin ilacının 43 şişe kullanıldığını gördüm. Bu kadar Kinin kullanıldığında karaciğerinde onarılmaz yaralar açacağını her hekimin bilmesi gerektiği ama bunun sanki bilinçli kullanılmış olduğun izlenimi edindim.
Atatürk´ün tedavi amaçlı verildiği diğer ilaç ´piremidon´dur. İnsanlar üzerinde toksin ´zehirli´ etkisi olduğu kesinlik kazanmıştır. ´Civalı diuretik´ olan ´salyrgan´ isimli ilacın ise 3 Ağustos 1938 tarihinde yapılan konsültasyondan önce kullanımının tehlikeli olacağı bilindiği halde bu ilacın kullanılmasına devam edilmiştir. Eppinger, Bergman, Dr. Fissinger, hekimlik görevlerini bilinçli bir şeklide eksik yaptıkları kanısı bende hâkim olmuştur."
İşin özü, Atatürk, zehirlendiğini anlamıştı artık. Afet İnan´a yazdığı mektupta aynen şöyle diyordu; "Afet, vaziyetim şudur; bence doktorların yanlış görüş ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış ilerlemiştir. Hükümet benim reyimi almaya lüzum görmeksizin Fissinger´i getirtti."
İçişler Bakanı Kaya, İnönü´ye yazdığı yazıda şunları söylüyor:"Tahsis ettiğimiz doktorun görevini layıkı ile yaptığı kanısındayım. Her şey yolunda ve mecrasında seyir etmektedir. Sizleri Cumhurreisi olarak görmek arzusu hepimizde hâsıl olmuştur. Hürmetle ellerinizden öperim efendim."
Ata´nın ölümünden sonra, Anadolu´da insanlar ağlamaktan adeta gözleri kör olurken, İsmet Paşa cenazeye katılmıyor. İşbaşına gelir gelmez, mason locaları açılıyor.
Atatürk´ün kovduğu ve "ben hayatta olduğum sürece Türkiye´ye gelemezler" dediği Rotheschild ve Rockefeller aileleri Türkiye´ye çörekleniyorlar. Sonra, İsrail kuruluyor. Atatürk düşmanlarıyla İsrail, ne kadar gurur duysa az!
"Atatürk, içkiden öldü!" yalan ve iftirasını yayanlar, bunun hesabını asla veremezler. Peygamberimizin zehirlenerek şehit edildiğini dahi bilmeyenler, Atatürk´ün zehirlenerek şehit edildiğini, nereden bilsinler..!Alıntı Merih TurucalıGörsel Oscar Suvakli