Uzun zamandır sizlerle Facebook üzerinden fikirlerimizi ,öngörülerimizi ,sorunlarımızı ve çözüm önerilerimizi paylaşıyoruz. Bizi takip eden küçük gurubun katıldıkları oranda bu paylaşımlardan faydalandığını umuyoruz.

Sevgili okuyucularım, Bugün sizinle küçük bir analiz paylaşmak istiyorum. Yurdumuz insanı, hangi partiye veya siyasi görüşe inanırsa inansın Türk ulusunun dünya üzerindeki yerinin yükselmesine ve çağdaş medeniyet seviyesinin üzerine çıkmasına destek verir ve bunu hayal eder. Bu düşünce Mustafa Kemal Atatürk 'ün ünlü sözü ile vücut bulmuş ebedi bir erektir. Tarih boyunca Türk ulusu en sıkıntılı dönemlerinde dahi bu arayıştan vazgeçmemiş ve zaman zaman dünyaya yön vermiş, imparatorluklar kurmuş, dünya insanının çağına göre refah, zenginlik ve barış içerisinde yaşamasını sağlamıştır. Türk devletleri bunu yaparken İslamiyet öncesinde dahi cinsiyet ırk,dil,din ayrımı gözetmediği gibi , yönettiği toplumların gelenek ve göreneklerine saygı göstermiştir. Kadim Türk toplumlarında kadın erkeğin yanında yer almış , devşirmeler en yüksek kademelere gelebilmiş, ticaret serbestisi sağlanmış ve birey mutluluğu üst seviyeye çıkarılmaya çalışılmıştır. Türk toplumlarının savaş ekonomisi ve teknolojisine hakim olduğu dönemler hep çağına göre özgürlük ve insan haklarının en yüksek noktada olduğu dönemlerdir. İslamiyeti kabul ettikten sonra da kendi örf ve adetlerini kendi şaman gelenekleri,sanatı ve hatta inanışları ile birleştirmişler ve İslam dinini bir arap dini olmaktan çıkararak dünyaya mal etmişlerdir. Bunun en güzel örnekleri Dede Korkut hikayelerinde, mevlid geleneğinde, ata mezarlıklarında (araplarda yoktur) Avrupa 'nın meşhur katedrallerine rakip inşa edilmiş camilerde vb. Görülebilir. Osmanlı devleti de başlangıç itibarıyla bizim Diriliş, Kuruluş gibi dizilerde seyrettiğimiz gibi bir Arap islamiyeti anlayışıyla kurulmamıştır. Aksine Doğu Roma imparatorluğu, Cenevizliler, Venedikliler, Galata halkı, Çin, Hindistan ve diğer gayrımüslüm toplumlarla ve özellikle Ortodoks toplumu ile kurulan ilişkiler ,hatta ortaklıklar ve serbest ticaret ilişkileri ile yükselmiştir. İmparatorluk'ların sonuncusu Osmanlı imparatorluğunun da genişleme ve ayakta kalma sebebi de bu özgürlük ve fırsat eşitliğinin tüm tebaya sağlanması ile olmuştur. Sanılanın aksine kazanılan savaşlar imparatorluğun birarada durması için yeterli değildir. Tebanın mutluluğu bunda esastır. Bilim ve teknoloji olmadan savaş ekonomisini de sürdürebilmek mümkün değildir. Doğal kaynaklara ulaşmak ve bunları korumak, aynı ticaret yollarının korunması gibi hayati öneme sahiptir. Teba mutluluğunu sağlamak için ise din temelli bir yönetim şekli belirlemek çok yanlış ve tehlikelidir. 15-16. Yüzyıllarda Avrupa'da katolik kilisesinin baskısı sonucu bireysel özgürlükler o kadar baskılanmıştır ki, bırakın başka dinleri, başka mezheplere sahip hıristiyan halk bile illallah demiş ve Osmanlı yönetimini yeğler hale gelmiştir. Bunun sonucunda Avrupa bir cadı avı, engizisyon,işkence merkezi haline gelmiş, kendi halkı köleleşmiş ve çağdaş aydınları ve bilim insanlarını kaybeder hale gelmiş , Osmanlı nın özgür ortamına kaçmalarına ve hatta örneğin ortodoks toplumunun , yahudilerin, veya o zaman ortaya çıkan ve İsa yı Allahın oğlu kabul etmeyen hıristiyan Bosna halkının Osmanlıya biat etmesine ve hatta islamiyeti kabul etmelerine kadar varmıştır. Bugün İslam bir reform hareketinin eşiğindedir. Reform deyince kutsal kitabın yeniden yazılmasını anlamak doğru değildir. İslamiyeti ele geçiren ve tek amacı bunun üzerinden insanları yönetmek ve çıkar sağlamak olan, islamiyeti bir dünya dini olmaktan çıkarıp bir ritüeller ve yasaklar dini haline getirmek isteyen şeyhler, tarikatlar ve bilimum yasakçı ve cihatçı oluşumlar mutlaka temizlenmek zorundadır. Tüm amacı kainatı anlamak ve kurallarını ortaya koyarak insan ırkının çok daha müreffeh biçimde yaşamasına katkıda bulunmak olan bilim insanlarından korkan bir din anlayışı nasıl mümkün olabilir? Bugün bir din adamı mutlak varlığından emin olduğu ve yaradılışın temeli olan Allah'ın bir fani bilim adamının kainatla ilgili bir keşfinden korkması için ne gibi bir sebep olabilir. Bu sebep olsa olsa kendi otoritesinin zayıflaması olacaktır, herşeye kadir ve mutlak Allahın değil. Çünkü bu inanışına göre mümkün değildir. Devletler ancak bilim ve teknoloji yi ellerinde tuttukları ölçüde başarılı olurlar. Bunu sağlayan da bilim insanlarıdır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti haklı olarak çok öğündüğümüz Azarbeycan ve Suriye'deki askeri başarılarını ve hatta mavi vatan tabir edilen Akdeniz üzerindeki deniz hakimiyetini din adamları değil bilim insanlarına borçludur. Sorun olan din değil onu kullanarak hakimiyet sağlayan din adamlarıdır. Bunu gören ATATÜRK samimi din adamlarının biraraya gelerek devletin önünü açacak DİYANET kurumunu kurmuş ve tarikatları kapatmıştır. Halkın maneviyatının yüksek tutulması ve ruhani ihtiyaçlarının karşılanması ne kadar önemli ise, devletin ihtiyacı olan işgücünü ve teknoloji üretecek beyinlerin de özgürlüğü o kadar önemlidir. Çünkü Kuran ı kerimin ilk sözü olan "oku" madan dua ederek hiçbir savaşı kazanamaz, hiçbir hastalığı yenemez ve halkınızı refah içinde yaşatamazsınız. Din ve devlet işlerinin ayrılması ve çağımız kozmopolit toplumunda çağdaş hukuk sistemlerinin kurulması da işte bu sebeple hayatidir. 16. Yy lın %99 katolik Avrupa sında bile yürümemiş olan dini hukuk sisteminin 21. Yy dünyasında ,hemen her on kişiden beşinin farklı dine değilse bile farklı mezhep, cinsel tercih ya da etnik kökene ve geleneklere sahip olduğu göz önüne alınarak , tesis edilmesi bir hayal bile olamayacak bir imkansızlıktır. Din bilimleri ile uğraşan ve elbette gerçeği arayan alimlerin de yine bu hoşgörü ortamı içerisinde çalışabilmeleri de önemlidir. Bugün bir katolik din adamı ile Şafi bir müslüman din alimi aynı serbesti içinde fikirlerini tartışabilmelidir. Bunun da teminatı LAİKLİK dir. Dinin dogmalardan ve aşırı ritüellikten kurtarılması da önemlidir. Bakınız önemli olan Allaha olan inanç ise mesela uzayda kırkbeş dakikada bir dünayı dönen bir uzay aracındaki astronotun belli olmayan zamanda beş vakit secdeye varması ya da kabeyi tutturmaya çalışması yerine içindeki inancın sağlamlığı önemli olmalıdır. Bu astronot Uzayda bulunduğu 950 günde kaçırdığı namazları elbette kaza edemeyecektir. Bu onun inançsız olduğu anlamına gelmediği gibi, hergün camiden çıkmayan bir dolandırıcının da Allah katında daha makbul olduğu anlamına gelmez. Çağımız hümanizminde dinlerin insanlık ile buluşması çok daha büyük önem taşıyor. Çağdaş bireyin din inancı Allah ile kul arasındaki bir sözleşmedir ve daha çok bilgi ile olgunlaşır. Kutsal kitapların çeviri ve mealleri inançlarına göre her bireyin okuması ve yorumlaması gereken bilgilerle doludur. Bugün çağdaş medeniye seviyesine ulaşmak için TÜRK ULUSUNUN ÖNÜNDE KENDİSİNDEN BAŞKA ENGEL YOKTUR. Çağdaş uygarlık yolunda Orhun yazıtlarından bu yana daima iyiyi ve çağdaşı arayan Türk toplumu, ayağına dolanan engelleri ve prangaları daima kırmıştır. Osmanlının zayıflaması ve yıkılması ile yokolma tehlikesi ile karşılaştığı halde TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ nasıl kurdu ise bu toplum DOĞRU YÖNETİCİLER SEÇEREK ÇAĞDAŞ MEDENİYET SEVİYESİNİN üstüne de çıkacaktır. MUHTAÇ OLDUĞU KUDRET DAMARLARINDAKİ ASİL KANDA MEVCUTTUR! BÜYÜK ATATÜRK 'e SAYGI İLE HAYIRLI KARANTİNALAR DİLİYORUM.