DÖRT GÜN
25 Şubat 1992 gecesi? Musibetin, haksız işgalin, işkencenin her çeşidinin ve bilinçli bir soykırımın hayata geçirildiği gece?
Doğduğum Hocalı´da; on iki seneyi geçirmiş, on üç yaşıma basmıştım. Soğuk bir kış sabahına uyanmıştım. Hocalı beyaz örtüye bürünmüştü. Birden kapımız şiddetle çalmaya başladı, ardından sert sert tekmele r? Korkudan yüreğimiz ağzımıza gelmişti. Babam endişeyle koştu çabucak kapıyı açtı. Babam kapıyı açar, açmaz eli silahlı adamlar dipçikle babamın göğsüne şiddetle vurdular. Ani darbenin etkisiyle babam dengesini kaybederek yere yığıldı. Ne olduğunu anlayamadan silahı bize doğrulttular. Öfke ve nefret saçan buyurgan bir dille dışarı çıkmamızı emrettiler. Nutkumuz tutulmuştu, itiraz edemedik, hiçbir şey söyleyemeden dışarı çıktık.
Evimizin önünde büyük bir meydan vardı. Çoğu kadın ve çocuklardan oluşan yüzlerce insan bu meydanda toplanmıştı. Silahlar dur durak bilmeden ateş açıyor vızır vızır mermiler havada uçuşuyordu. En küçük bir dikkatsizlikte alnımızdan vurulabilirdik. Kurşun vınlamaları ve korku içinde koruyabildiğimiz kadar kendimizi koruyarak meydandaki kalabalığın içinde yerimizi aldık.
Çok geçmeden askeri araçlardan yaklaşık yirmi asker indi, bize doğru yürüdü. Silahlarını üzerimize doğrultarak araçlara binmemizi emrettiler. Bizi ormanın yakınında askeri bölüğün deposuna getirdiler. Araçtan indiğimde gördüklerim beni şoke etti. Dört bir yanda işkence vardı. Kadınlara tecavüz ediliyor, erkeklere de işkence yapılıyordu. Dipçikle erkeklerin cinsel organlarına vuruyorlardı ki, bir daha bizim erkeklerden çocuk dünyaya gelmesin!
Öfke ve kin kokan salyalı cümleler kuruyorlar, yeni doğacak neslin ermeni soyundan olacağını söylüyorlardı. Dehşet içindeydim?
Hızla gelen arabanın yakınımızda gürültüyle durmasından irkildim. Arabadan erkekleri de indirdiler. Mahallemizin erkekleriydi inenler. Gözlerim babamı arıyordu ama babamı onların arasında göremedim. Endişem bir kat daha arttı. Kendimi kır kazanına (zift kazanı) atılmış ve az sonra eriyip sıvıya dönüşecek gibi hissediyordum. Beni şimdilik teselli eden tek düşünce küçük olmamdı. Küçük vücudumla büyük insanların arasında kaybolmuş gibi hissediyordum. Benim için bu belki bir avantajdı.
AKŞAM
Hepimiz aç, susuzduk. Gün akşama devriliyordu. Yavaş yavaş karanlık çöktü, emir üzerine bizi askeri araçlara doldurarak ormana doğru götürdüler. Yol boyunca gördüğüm manzara korkunçtu. Şehir kan gölüne dönmüştü. Sanki bulutlardan kan yağmıştı. Ortalık düşman ordusunun askerleriyle kaynıyordu. Yerde göz alabildiğince uzanmış insan yığını? Askerler insanların ölüp ölmediğini kontrol ediyorlardı. Eğer, hareket ve ses varsa öldürmek için tekrar ateş açıyorlardı?
Bizi daha önce hiç görmediğim bir yere getirdiler. Burada da çok esir vardı.
Her yerde işkence kol geziyordu. İnsanları diri-diri yakıyorlardı. . Genç kızlara babalarının gözleri önünde tecavüz ediyorlar ve korku filmlerinde olan kötü karakterli oyuncular gibi kahkahalar atıyorlardı. ?Öleceksiniz, soyunuzu kurutacağız, karnınızda bizim soyumuzdan erkekler taşıyacaksınız? diyerek kadınlara saldırıyorlardı. İleri atılıp kadınları korumak isteyen erkeklere ateş açıyorlardı. Çoğu erkek, kadınlara karşı yapılan o iğrenç manzarayı izlemektense itiraz ederek öldürülmeyi tercih ediyordu. Birkaç dakika içerisinde yirmiye yakın erkek öldürüldü. . Hamile bir kadının karnını yararak bebeğini çıkarıp ateşe atmışlardı. Gördüğüme inanamadım, yüreğim buna dayanamamıştı bayılmışım. Gözümü açtığımda vahşet devam ediyordu. Anamın gözü yaşlı, kadınların gözü yaşlıydı. Başka da bir şey gelmiyordu ellerinden!
Keşke ölseydim de bunları görmeseydim. Her defasında insanlara yapılan vahşeti gördüğümde etimden et koparıyorlardı sanki. Beynimi uyuşturmak, uyumak, yok olmak istiyordum?
DÖRT GÜN
Daha önce hiç görmediğim bu yerde dört gün kalmıştık. Dört gün boyunca devam eden vahşetten geriye çok az sayıda insan sağ çıkabilmişti. Annem, ben ve birkaç kadın? O zamana kadar bana, anneme ve birkaç kadına dokunmamaları mucize olsa gerek!
Bir gece sonraydı:
Savaşın ne olduğunu anlayamıyordum. Her şey ?Keşke o sabah hiç gün doğmasaydı? dediğim gün değişti?
Gökyüzü kızıla boyandı. Sanki yerdeki kan gökyüzüne yansımıştı. Karanlık, pis kokulu odanın bir köşesine sıkışmıştık. Az sonra ayak sesleri duyuldu. Annem bana sıkı sıkı sarıldı beni göğsüne bastırdı. Elinde olsa sanki yeniden beni batnında ( karnında) saklayacaktı tir tir titriyordu.
Ama bu titremesi boşuna değilmiş. Çünkü o ayak sesleri beni anamdan koparıp ayırdı. Annemin feryadı göklere yükseldi, onu daha önce hiç böyle görmemiştim. Beni neden götürdüklerini anlamıyordum. Ağlıyor, beni götürmemeleri için yalvarıp yakarıyordum. Koridor boyunca kah sürükleyerek, kah iterek beni götürdüler bir odaya kapattılar. Kendimi toplayarak sakinleşmeye çalıştım. Odayı gözden geçirdim. Bu oda diğerlerinden daha düzenliydi. Belli ki, yüksek rütbeli birinin odasıydı. Az sonra koridordan hızlı, okkalı, yüreğe işleyen sert adımlar duyulmaya başladı. Kaba bir ses ?Onun kızı mı?? diye sorup cevabını beklemeden hışımla odaya daldı. İri yarı, kilolu, kırk beş yaşlarında, sakallı, kır saçlı bir adamla göz-göze geldik. Nefretle, mide bulandıran bir gülümsemeyle yüzüme baktı. Kafesten kaçan vahşi bir hayvan gibi üzerime yürüdü?
Sadece elimi kaldırıp yüzünü tırmalaya bildim. Canı acımış daha da öfkelenmişti,beni saçımdan tutup duvara çarptı. Vücudum sanki araba altında kalmış gibi sızlıyordu. Sanırım dişim kırıldığı için ağzım kanla dolmuştu. Alnımdan akan kan süzülerek gözüme dolmuştu. Kendime gelip kanlı gözlerimi açtığımda karnımdaki keskin ağrı tüm ağrılarımı bastırmıştı. Vücudum uyuşmuştu. Annemin neden feryat ettiğini şimdi daha iyi anlıyordum. Meğer pis iştahlarını bu geceye bırakmışlar!
Artık küçük bir kız değil, tecavüze uğramış bir kadın olmuştum. İçi parçalanmış, duygusu yok edilmiş, hem vücuduna, hem ruhuna, hem de geleceğine tecavüz edilmiş bir kadın!
Henüz olgunlaşmayan küçük vücudum tecavüzün en vahşisine maruz kalmıştı. Yerden kalkamıyordum. Sanki yıllardır yatağa bağımlı bir hasta gibiydim. Külçe gibi yataktan düşüp yere yığıldım, çaresizdim. Kendime gelemeden sırayla diğer askerlerin tecavüzüne maruz kaldım. Yüzünü tırmaladığım iri yarı adam da camda veya aynada her yüzüne baktığında içtiği sigarayı vücuduma basarak söndürüyor, bana ?küçük fahişe? ile başlayan ağır hakaretler yağdırıyordu.
?Sizi böyle mahvetmek lazım? diyordu. Vücudumda sigara ateşinin yaktığı izler,içim parçalanmış halde? Daha ne kadar dayana bilirdim(?)!
Bana öyle geliyordu ki, tüm bu yaşadıklarım sadece bir rüya. Rüya değildi, her seferinde tiksinerek kendime geliyordum. Ölmek için çareler arıyordum? Ölemiyordum? Ama aslında bir ölüden farkım yoktu.
Hiç hareket edemiyor, nefes bile alamıyordum. Öldüğümü zannedip diğer cesetlerle birlikte beni bir çukura atmışlardı?
AĞDAM´DA HASTANEDE GÖZLERİMİ AÇTIM
Sonradan öğrendim ki, askerlerimizden biri tesadüfen hırıltımı duymuş, beni Ağdama-hastaneye getirmiş?
Vücudumdaki yaralar iyileşti!
Fakat vahşetin izleri hem bedenimden hem de ruhumdan hiç silinmedi, silinmeyecek. Öyle ki; dört yıl konuşamadım. Dilim tutulmuştu?
Ne çocukluğumu yaşayabildim, ne geleceğimi, ne kadınlığımı! Sevdiğim erkeğin koynunda kadın olmadım ben? Genç kızlıktan kadınlığa geçit yapmadım ben? İhtiras, hararet, sıcaklık nedir bilmedim!
Esir oldum, evlat oldum, şehit kızı oldum, kimsesiz oldum, öğrenci oldum, ama kadın olamadım!
Aynanın karşısına geçip vücuduma baktığımda, sigara izlerini görüp vücudumdan iğrendim. Başımın sağ tarafında o gün kökünden yolunan saçımın kel yerini gördüğümde, yüzümden iğrendim! Feryadımı kimse duymadığı için, kulaklarımdan gitmeyen sesimden iğrendim! Kadın olduğum gün, kadın olmaktan iğrendim! Kadın olduğuma isyan ettiğim gün? Kadınlığı reddettim!
Yine 25 Şubat!
Dizlerimi karnıma doğru kıvırıp oturdum. Başımı iki elimle sıkarak ağladım. Cevapsız sorular sordum kendi kendime ? Doğduğumda saçaklar ağladı mı??
Bilinçli bir yalnızlığın içinde kendimle karşılaşmaktan korktum, kaçmak istedim! Aslında kaçmanın, susmanın, korkmanın ne olduğunu daha önceden de biliyordum! Ama bu seferki başka idi? Çünkü o gün, bugün bundan kurtulamadım, kurtulamıyorum!
Ben yine unutmaya çalıştığım o günlerdeyim. Dört gün bin defa ölüp, bin defa dirileceğim! Yaşadığım dört günden sonra bütün kokular bomba, bütün renkler kırmızı ve siyaha, bütün sesler silah ve bomba seslerine dönüşmüştü benim için?
GERÇEK
Acımasız kahkahalar, bomba sesleri, kan gölüne dönen sokaklar, bitmeyen feryatlar!
Yıllar geçmesine rağmen, hala kendimi bulamadım! Ne zaman hatırlasam, etrafımdaki her şeyi kırıp döküyorum. Ağlamaktan gözlerim kan çanağına dönüyor. Yumruğumu öyle bir sıkıyorum ki, tırnağım avuç içimde etime geçiyor, kanatıyor. İç isyanım büyüyor? Dayanamıyorum? (Dünyaya kız olarak geldiğim için hayıflanıyorum!)
On üç yaşım, ne bahtsız yaşım. Gözlerimden aktı kanlı yaşım. Büyük bir musibete uğramıştı başım?
Herkes beni Hocalı´da tecavüze uğramış kız olarak gösterdi. Ben yine her defasında kendimden iğrendim.
Gerçek olan şuydu; benim bedenime, beni parmakla gösterenlerinse vicdanına tecavüz edilmişti.
On iki sene yaşadığım Hocalı´dan, aklımda vahşet saçan dört gün ve çok acı bir hatıra kaldı?TECAVÜZ!!!
Gülay SORMAGEÇ
(25 Şubat gecesi Rus Motorize Alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile bölgedeki tek havaalanı olan Hocalı havaalanı kullanılamaz hale getirilmiş, kentin dışarıyla ilişkisi tamamen kesilmiştir. Şehri savunan askerlerin kahramanca şehit olmasından sonra Hocalı´nın işgali sonucu sivil, eli silâhsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın, ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından vahşice katledilmiştir. Ermeniler, Türklerin gözlerini oyarak, kafataslarının derisini soyarak, hızar ve testerelerle diri diri insanların kol ve bacaklarını keserek katletmişlerdir. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile kadınların karınları yırtılmış, insanlar diri diri toprağa gömülmüştür. Hatta şehitlerin birçoğunun cesetleri yakılmıştır. Azerbaycan Cumhuriyeti?nin resmî kaynaklarına göre saldırıda 106´sı kadın, 83´ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan Türk´ü hayatını kaybetmiştir. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve 1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla kaçarak canını zor kurtarmıştır. )
Kaleme aldığımız hikaye maalesef olayın canlı şahitlerinden birisidir! Kendisiyle yapılan röportajdan yola çıkarak kaleme aldık. Kadınların, çocukların ve Azerbaycan Türk´ü her bir kardeşimizin yaşadığı acıyı yüreğimiz bin parçaya bölünerek pay ediyor, şehitleri rahmetle anıyoruz!