Yerkegul ARYKKARA L.N.- ŞAİRE GÜLAY SORMAGEÇ ESERLERİ VE ONUN TÜRK HALKLARININ EDEBİYATINDAKİ YERİ (ROLÜ)

Gülay Sormageç Azerbaycan edebiyat dünyasında giderek ün kazanmaktadır. İşte bir inceleme yazısı daha...

Abone Ol
Gumilev Avrasya Milli Üniversitesi, ?Otırar kitaphanası? araştırma merkezi ?Kaynaklar ve El Yazmalar? bölümünün Kıdemli araştırma görevlisi, filoloji adayı . TÜRK HALKLARIN DA ŞİİR VE BİLİNÇ YENİLENMESİ 21. yy´ın ilk çeyreği boyunca yaşamış Türk halklarının,  şiir alanında bilinç yenilenmesi ve tekrar canlanmış maneviyatta eski anlamıyla birlikte modern anlamı da değişmiş, yenilenmiş ve hatta yeni anlamlar kazanmış kelimelerin olmasıdır. Bu kelimelerden biri  ?bozkurt? kelimesidir.  Kazak Türklerinin sonsuz zengin şiir mirasında ? bozkurt? kelimesi;  Kaşkır, kökjal, tarlan börü, arlan, abadan vb. isimlerle anılır.  Daima cesaret,  kararlılık,  güç ve özgürlük sembolü olarak karşımıza çıkan bu anlam, kardeş Türk halklarının yazarlarının sanatsal eserlerinde de son derece açık ve net bir şekilde betimlendiğini ve okuyucuya cesaret, ruh veren bir sembol olduğunun farkına varıyoruz. Türk halkının çocuk edebiyatına büyük katkı yapan ve kişisel bir imza hazırlayan şair ve yazarlardan biri, Gülay Sormageç´tir.  Şairenin çocuk edebiyatına: «Müslüman Türk çocuğu», «Bayrağıma selam dur», «Vatan dediğin», «Ana dilim», «Türk´ün istiklal marşı», «Vatan sevgisi» gibi harika eserlerini sunmuştur.  Şaire;  şiirsel konuları farklı, fikirleri, dersleri olağanüstüdür. Şaire Gülay SORMAGEÇ´in sosyo politik ir şiir olan:  «Türk´üm ben bozkurt´um hey!», «Mahzundur gök bayrak bahtı karalı» ve benzeri şiirleri onun sivil yaklaşımının şeffaflığını, toplumdaki çelişkilere tereddüt etmeden kendi sesini, duruşunu açık gösterebilen cesurluğunu, asla iki yüzlü olmayıp, etrafındaki olup bitenleri  ihmal etmeyip, daima milletinin sesini duyan, duygularını anlayan, fakir halkın sözünü söyleyebilen şiirsel erdeminin genişliğini, topluma, ademoğluna dürüstlüğünü, gerçekçiliğini göstermektedir. Şaire Gülay Sormageç´in «Türk´üm Ben Bozkurt´um Hey!» şiiri: «Kusur demez, hoş görür; Adaletle yol yürür, Çirkinlikleri kürür, Türk´üm ben Bozkurt´um hey! Zalim bana hasımdır; Türk Dünyası yasımdır, Bu kültür mirasımdır Türk´üm ben Bozkurt´um hey! Mazlumun yanındayım Merhamet şanındayım Soy veren kanındayım, Türk´üm ben Bozkurt´um hey! Türklüğün gür sesiyim, Ruhunun imgesiyim, Bayrağın simgesiyim, Türk´üm ben Bozkurt´um hey!» [3]. Gülay Hanım, «Türk´üm ben bozkurt´um hey!» adlı şiiri aracılığıyla tek babadan türemiş Türk halklarına seslenmektedir. Bu durum olayın sadece görülen /yaşanan yüzüdür. Bir diğer yüzü de yazarın bu olayı kullanma ustalığına yani yazarın edebi-estetik prensiplerine değinecek olursak şöyle ifade edebiliriz.  ?Bozkurt? bir semboldür. Bunu öz ama gerekli bir şekilde vermek ne kadar gerekliyse yazarlık sanatçılık ideallerine de bir o kadar gereklidir. Bozkurt´a ilişkin mitler ve hikâyeler, Uysun, Türk ve Moğol efsanelerinde, Türklerin ortak destanlarında çoktur. ?Kök börü? hakkındaki çok sayıda efsanevi hikâye, tarihsel veriler ve onların ecdatlarımızın hayatındaki yeri hakkındaki bilgiler bize çok erkenden ulaşmıştır. ?Kök börü?, Türk mitolojisindeki kutsal kavramlardan biridir. ?Börü? kelimesinin, Türk halklarının folklor eserlerinde efsanevi bir resminin olması rastgele bir durum değildir.  Kısaca ifade edecek olursak; Türk halklarının inançlarında bozkurt, kabilenin totemi ya da nagual, Tanrıyı ve insanların arasındaki irtibatı sağlayan bir varlık veyahut şamanın unvanıdır. Eski edebi mirasta kutsallık ile ilişkilendirilmiştir. Bozkurt toteminin görüntüsü, Türklerin bir dalı olan Oğuz kabilelerinin de folklor mirasında korunmuştur. Örneğin, Oğuzların eski destanı Oğuzname´ de Oğuz Kağan tahta oturduktan sonra halkına şöyle seslenmiştir: ?Tüm Dünya bana itaat etmelidir. Bize gönüllü olarak itaat edenler vergi ödesinler. İtaat etmeyenleri düşmanımız sayacağız. Onlara karşı pek çok silahlı asker gönderip yok edeceğiz. Bizim rehberimiz, bozkurt olsun bize uran! "Altın Kağan hükümdarı, Oğuz Kağan´a bir elçi göndermiş pek çok mücevher ve gümüş sunmuştur. Urum Kağan tarafından yönetilen ülke, Oğuz Kağan´ın yarlığını (fermanını) dinlememiştir. Oğuz kağan hemen Urum´a karşı savaş açmıştır. Savaşa giderken Oğuz Kağan ve askerleri yolda istirahat etmek için mola vermiştir. Sabahleyin Oğuz Kağanın yattığı çadıra güneş gibi güçlü bir ışık girdi: O ışıktan gök tüylü, gök yeleli büyük bir erkek kurt çıktı. Kurt: ?Ey Oğuz, sen Urum üzerine yürümek istiyorsun; Ey Oğuz ben senin önünde yürüyeceğim.?dedi. Gök tüylü, gök yeleli bu büyük kurt, günlerce yol aldıktan sonra durdu. Oğuz Kağan dahi çerisi (askeri) ile durdu. Burada İtil Müren denen bir deniz vardı. Bu İtil Müren´in yanında, bir kara dağ önünde savaş (vuruşma, çarpışma) oldu. Ok, kargı ve kılıçla vuruştular. Askerlerin çoğu vuruldu  ... Oğuz Kağan yendi. Urum Kağan kaçtı. Orta Asya´nın göçebeleri yaşamında, bozkurt kültünün çok eski olduğunu biliyoruz. Ayrıca, bu şiirsel görüntü, Orhun ve Yenisey´deki anıtların Kültigin yazıtında yazılı olduğunu da biliyoruz: "...Orhun ustası, anlatılanlara kutsal, gizemli bir anlam ve güzellik vermek için onu bir varlığa benzetmiş, yani metafor tekniğini kullanmıştır: Babam Kağanın askeri kurt gibi, Düşmanı ise koyun gibiydi. Kazak Türkleri ulusal inancını, ruhunu korumuş ve ecdatları da bozkurt´u daima kutsal bir yol gösterici olarak görmüşlerdi. Destanlardaki kahramanların bozkurt şeklindeki görüntüsü, savaşta düşmanlara karşı cesareti simgelemektedir. Türk halklarının karakterinin  kendini bozkurda benzetmesinin farklı yolları destanlarda farklı şekillerde karşımıza  çıkmaktadır.  Örneğin; Kazak kahramanlık destanlarında ?börüdey tidi? (bozkurt gibi yok etti), ?börüdeyin tün qatıp? (bozkurt gibi gece gece yürüyor) gibi deyimler vardır. Mahambet Ötemisulı´nın ?Ben, ben idim, ben idim!? adlı eserinde şu satırlar vardır: «İsatay´ın zamanında İki ?tarlan börüydüm? (bozkurttum) 5,103]. Boz kurt kavramı, Kazak şiirlerinde figüratif anlama sahip olmuş ve cesur, sert erkekleri tasvir etmiştir. Kahramanlık destanlarında da börü idim, börü idi, börü imiş, üç börü, has börü vb. şeklindeki metaforlar çokça bulunılmaktadır. "Börü" kelimesinin olumlu bir kavrama gelmesi, bu görüntünün, Kazakların ulusal bilincindeki totemlik yeri ile doğrudan ilgisi vardır. Ayrıca, boz kurt imgesinin ideolojik ve sanatsal tartışması, edebiyatın içsel gelişim mantığına bağlı olarak, aynı zamanda sosyo-ekonomik durum nedeniyle değişmesi de doğal bir fenomendir. Eserlerin çoğunda o, toplumun yaşamının farklı yönlerini ortaya koyan, halkın dünya görüşünü, düşüncesini temsil eden sembol şeklinde sunulmaktadır. Rus sömürge çağında, boz kurdun geleneksel imgesi bozulmaya yüz tutmuştur. Ayaklanmada yenilgiye uğramış Mahambet´in depresyonunu anlatan ?Munar kün? adlı şiirinde şu satırlar vardır: «Bakır tasmalı boz arlan Bakır tasmadan ayrılmış Av köpeğine dönüşmüştür. İşte, bu satırlarda şair, benzetme yolu ile düşmana karşı durmadan savaşan yiğidi artık köy arasında dolaşan köpeğe benzetmiştir. Aynı anda, iyi anlama gelen bakır tasmalı deyiminin, bundan sonraki şiirlerde tam tersi olan kötü anlamda kullanıldığını görüyoruz. K. Ömiraliyev, Dulat ve Abay şiirlerini incelemiş ve karşılaştırmış ve şu sonuçları çıkarmıştır: ?Ayagöz? adlı şiirde Dulat, seçkin yiğitlerin  bir özelliğini daha tespit emiştir. ?Bey, starşın (bir nevi ünvan) boynuna bakır tasma takılmıştır? diyerek onların (Rus) kralından aldıkları ünvanı it boynundaki tasmaya benzetmiştir. Ve devamında şöyle söylemiştir: Evcilleşmiş mirzalar (beyler) Beyaz baspak (giyim) bağlamış. Ateşin etrafında dönen İtler gibi ürüyorlar. Bu şiir Abay´ın şu satırlarına benzemektedir: Köyde bolıs (köy ağası) Evdeki üren kopeklere benziyor,-./87, 162/. Her neyse, kutsal boz kurdun (kökjal börü, abadan. kuba arlan) imajı, ufaklaşmış ve evcil köpeğe, evden üren ite dönüşmüştür. Bu, düşüncesini kalem ile yazıya dönüştürmüş halk ruhunun göstergesidir. Yine de, insanların öz bilinci, kendini göstermek isterse bazı imajlar beyinde canlanmaktadır. Buna tarih şahitlik edebilir. Türk halklarının bozkır yırtıcısı olan boz kurt (börü) imajı, Kazak Türklerinin düşmana karşı savaşında ruh veren bayrağına tasvir edilmiştir. ?Börülüdür bayrağım, Börülü bayrak kaldırılsa Uyanır içimdeki al kanım? diye yazıyor meşhur şair Süyünbay. Göçebe bir hayat kurmuş cesur, savaşçı, bağımsız Türk halkının soyundan gelen Kazak Türklerinin bayrağına boz kurt başının bir sembol olarak alınması, eski ruhun göstergesidir. Bu ruh, onların boz kurt nesli olduğunu göstermektedir. Sonsuza kadar bağımsız olan ülke kurma fikri ile yaşamış Alaş aydınları eserlerindeki börü imajı, ebedi bağımsız ülke fikriydi. XX. yüzyılın başlarındaki Alaş şairlerinden ünlü Mağcan Cumabayev´in ?Tez baram? (Bir an önce gelirim) adlı şiirinde şu satırlar vardır: ?At binip bayrağımı alayım, Kılıcımı tutup savaşa da varayım. Yer küre kim olduğumu tanısın Genç börüdek biraz oyun oynayayım? /35,56/. Genç kuşak yazar ve şairlerin eserlerindeki boz kurt teriminin yeniden canlanması, yeni zamanda Türklük ruhunun yeniden şaha kalkmasıdır. Bu, kardeşlik, Türklük düşüncesidir. Bu, kökünü çok derinlere yaymış dev bir ağacın dallarının özüne dönmesinin göstergesidir. ?Altau ala bolsa auızdagı ketedi, törteu tügel bolsa töbedegi keledi? buyurmaktadır Kazak atasözü. Bunun anlamı da şudur;  birlik, dayanışma, beraberlik olmazsa kardeşlerin arasına düşman girer, ülke bozulur, mahvolur. Tüm Yer Küreyi içine almış küreselleşme zamanında dahi Türklük fikri geleceğimizi kurtarabilir! İşte;  Gülay Hanımın çocuklar için yazdığı şiirlerde Türk ruhunun yükselişi, Türk halkları edebiyatının ve onun bir dalı olan Kazak edebiyatındaki Türklük ruh, kökbörü terimleri ile uyumda olmasını edebi alanda  aynı fikirlilik diye biliriz. Modern eğitimin yanı sıra derin dinsel bilgiye sahip olan Gülay Hanımın halk geleceği, çocuklar ve gençler için yazdığı «Sen yarattın Allah´ım», «Selam olsun», «Şükür ederim Rabbime», «Dua», «Kurban Bayramı», «Allah´tan hediye bize» vb. eserlerinden birçok iman meselesini gördüm. Onlar da aşağıdaki gibidir: Allah´ı tanımak, imanı öğrenmek, iman vesilesiyle Yaradana şükür etmek, sabırlı olmak, iyilik, insanlık, ahlak kavramlarını tanıtmaktatır. Bu, şairenin bir başka özel yönüdür. Şairenin, genç nesle dini eğitim verip iman, ahlak, vicdan gibi değerleri şiirlerine katması, şairenin önemli bir özelliğidir. Gülay SORMAGEÇ, çocuklar ve gençler için yazdığı şiirlerinde onları  halkının namusuna, diline, dinine, düşüncesine saygı göstermeye çağırmaktadır. Bilgisi daha oluşmayan çocuk, genç nesiller için yerel ulusun geleceğini, milletin kaderini, milletin etnik kökenini oluşturan ilk faktör, dil, düşünce ve dindir. Şaire bu meselelere büyük bir özen göstermektedir. Şairenin sivil lirizmi de «Türk´ün ülküsü», «Müslüman Türk çocuğu», «Bayrağıma selam dur», «Vatan dediğin», «Ana dilim», «Türk´ün istiklal marşı», «Vatan sevgisi» şiirlerinin konusu ile ölçülmektedir. Gözbebeğim, emeğim Mevla´dan dileğim Yarınım, geleceğim Müslüman Türk çocuğu / Severim oğul, kızını Onurlu Ay-Yıldızını Kur´an´dan alır hızını Müslüman Türk çocuğu / Bilgeliğe koş ve yarış Doğruluğa tutar alkış İşlediğim nakış nakış Müslüman Türk çocuğu .../ Turan denen diyarlara Güzel tatlı rüyalara Uzanacak Altay´lara Müslüman Türk çocuğu[3]. «Müslüman Türk çocuğu» Bu şiirleri okuyunca ben yazarın gerçekten de büyük bir edebi ustalığa sahip olduğunu anladım. Benim vatanım, toprağım, halkım, milletim, ana dilim gibi kelimeleri kullanmak için manevi bir sevgiye, manevi aşka sahip olmak gerekmektedir. İnsan, sadece ve sadece toprağı, ülkesi, halkı, milleti olunca insan olur. Çünkü insanı insan yapan toprağı, ülkesi, milletidir! Halk değerlerinden sayılan dil, din, gelenek ve görenekleri hakkında yazmış bilişsel şiirlerini okuduktan sonra milletini seven şairenin, kendi halkı için her zaman emek vermeye hazır olduğunu anlıyoruz. Gülay Sormageç´in eserlerinin özelliği, onun Türk edebiyatına ne kadar büyük bir katkıda bulunduğunu gösterdiği kanısındayız. Turan ülkemizin parlak bir geleceğinin garantisi olan çocukları ve gençleri iman bilinci ile eğitip insanın doğasındaki güzel özellikleri olan ahlâkı, iyilik ve merhameti, şiir ile tanıtıp böylece dini ve ulusal eğitim veren gerçek şairdir. Okuduğumuz Gülay Sormageç´in şiirlerinden şaireye ait 3 ana fikri fark ettik. Bunlar da İslam değerleri, iman meseleleri, vatanseverlik konusu, kendi halkına, ana diline karşı sevgi ve Türklük ruh fikridir. Biz, şairenin kendi eserleri ile tüm Türklerin gençler edebiyatına büyük bir katkı sağlamakta olduğunu düşünüyoruz. Bunun için adı geçen şairenin eserlerini okuyup, inceleyip ve tanıtım yapmak gerekmektedir. Bizim gayretimiz de bu istikamettedir.