Yavuz Bülent Bakiler Üzerine.Y.Bülent Bakiler, Türkçeyi en güzel yazan ve konuşan ediplerimizdendir. Onun Türkçemiz hususundaki hassasiyetini şiirleri ve nesirlerini okumuş , konuşmalarını dinlemiş herkes bilir. Yavuz Bey, Arif Nihat Asya gibi bir Türkçe ustasının yanı başında yetişmiştir. Her ne kadar mesleği hukukçuluk ise de yazarlığı ve kültür adamlığı , daima önde gider. Keşke bu özellik memleketimizin bütün münevverlerinde olsa idi.
Yavuz Bülent Bey, " Sözün Doğrusu" nu ve güzelini söylemeyi bütün Anadolu çocukları gibi önce anasından tahsil etmiş, hatıralarında anlattığı üzere babasının milli yazar ve şairlerden seçtiği yazıları , ona sesli olarak okuya okuya çocukluk ve ilk gençlik çağlarında milli heyecanla, milli şuurla mayalanmıştır. Ankara Hukuk Fakültesine geldiğinde hazırlıklıdır. Artık birilerinin onu yanlış istikametlere çekme ihtimali yoktur.
Yavuz Bey'in yazı ve şiirlerinde okuyanı rahatsız edecek ifadeler veya zevksiz kelimeler bulamazsınız. Yazdıkları sizden bir parçadır ve güzel anlatılmıştır. Bu güzelliğin arkasında ince bir Türkçe zevki ve milli romantizm vardır. Bize bizi anlatır ama güzel anlatır. Yazılarını okurken düşünür, duygulanır, üzülürsünüz veya sevinirsiniz. Anlattığı konunun akışına kapılır gidersiniz. Böyle anlatabilmek herkesin karı değildir. Yavuz Bey asırlarca işlene işlene son asırda Milli Edebiyatla beraber kemale eren Türkçeyi bulan, anlayan, yazan, konuşan ve yaşayan adamdır.
Bir yazar veya şair, eserlerindeki milliliğin sınırlarını kendi tayin eder. Yavuz Bülent Bey'in dilde ve kültürde bütün Türklüğü düşünmesi kadar tabii ne olabilir? Gökalp'in yıllar önce söylediği :
"Turan'ın bir ili var / Ve yalnız bir dili var
Başka dil var diyenin / Başka bir emeli var."
mısralarıyla Gaspıralı'nın "Dilde,Fikirde, İşte Birlik" umdesi Yavuz Bey'in yazdıklarıyla aynı kavşak noktasında buluşmaktadır. Bu bir fikir, gönül ve ideal ittifakıdır.
Yavuz Bey için ille de şöyledir demek benim haddim değil ama "Turani" bir üslubu olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu noktada onu Gökalp'e, Ömer Seyfettin'e, Atsız'a, Arif Nihat'a, Gençosmanoğlu'na, Orhan Şaik'e, Yahya Kemal'e, Ahmet Kabaklı'ya, Bekir Sıtkı Erdoğan'a, Dilaver Cebeci'ye yakın bulabilirsiniz.
Yavuz Bey'in 1980 başlarında okuduğumuz Üsküp'ten Kosova'ya kitabının gezi edebiyatımızda bir merhale olduğunu söyleyebiliriz. Ondan önce bu havayı hissettiren Yahya Kemal ve Tuna'dan Batı'ya isimli eseriyle İsmail Habip Sevük'tü. Yarım asır sonra bizi tekrar Rumeli hasretiyle hüzünlendiren ve coşturan, Bakiler olmuştur.
Hele "Türkistan Türkistan" ile yazılması yasaklara ( ! ) bürünmüş o yılların Turan diyarını önümüze açan, önce Yavuz Bey'in yazıları olmuştur. 25 sene önce buraları o samimiyet ve cesarette anlatabilecek kim vardı ki ?
Yavuz Bülent Bey, bence, yüz onuncu yılına yaklaştığımız, 1911'de başlayan Milli Edebiyatımızın zamanımızdaki temsilcilerinden birisidir. O devrin yazar ve şairlerinin milli endişeleri, Türkçe konusundaki hassasiyetleri bir edebi ve fikri emanet halinde Bakiler'in yazılarında ifadesini bulmaktadır. Lise ve Üniversite gençliği onun sözlerinden etkilenmekte, kitaplarını okumaktadır. Ancak bir iki yıldır başka konulara dikkat çekileli beri galiba kısa bir durgunluk döneminden geçer gibiyiz. Halbuki gençlerin daima Arif Nihat, Necip Fazıl, Ahmet Kabaklı, Osman Yüksel, Peyami Safa ve Yavuz Bülent Bakiler üslubunda yazarların sesine ihtiyacı vardır.
Yavuz Bey ile Milli Edebiyat yazar ve şairleri arasında zaman farkı dışında bir ayrılık olduğunu düşünmüyorum. Bazı talihsiz kesinti ve kararmalara rağmen milli edebiyatımızın devam etmekte olduğu bile söylenebilir. Eğer bu manada iyimser olmasaydık bizim için hayatın bir ehemmiyeti olmazdı . Güzelim Türkçe her türlü baltalama ve vefasızlıklara rağmen yaşamakta ve Bakiler misali güçlü kalemler yetiştirmeye devam etmektedir.
Bakiler'in şiirlerinde ve nesirlerinde resmeder gibi bir anlatış olduğu düşüncesi doğrudur. Onu okurken gözlerinizin önüne, namaz kılan beyaz yazmalı kendi anneniz gelebilir. Bir kış günü cami avlusunda "Emmilerim sadaka !" diye yalvaran Anadolu gerçeğinin içinizde yaşayan sahneleri canlanabilir. Belki de Ohri Gölü kenarında yahut Struga Akşamlarında mısralar mırıldanırken, hayallere dalabilirsiniz. Bu resim gibi nesir ve şiir yazmak, söze rengin ve şeklin hareketini getirmek, aslında Türk şiirinin Yunus'tan Karacaoğlan'a hatta Nedim ve Aşık Veysel'e uzanan geleneğinde zaten vardır. Bakiler, gelenek içinde yeni ve milli kalmayı başaran güzide bir edibimizdir.
Ben Yavuz Bey'in biyografik eserlerinin akademik taraflarına girilmesi gibi yaklaşımları soğuk buluyorum. Arif Nihat Asya'yı Yavuz Bey'den daha güzel kim anlatabilirdi ki ? Akademisyenler zaten usulünce eserler ortaya koyuyorlar fakat edibane eserlerin yeri ayrıdır. Yahya Kemal'i; Tanpınar da, Abdülhak Şinasi de, Adile Ayda da, Nihat Sami de, Ahmet Kabaklı da yazmıştır. Bu eserlerin akademik olmasından çok hatıralarla, okunabilir bir üslupla yazılmış olması önemlidir. Bu yüzden Yavuz Bey'in ve kalem sahibi şahsiyetlerin biyografik eserler yazmasını, bilhassa hatıralara girmesini çok faydalı bulmaktan da öteye elzem bulduğumu ifade ediyorum. Keşke ünlü şair ve yazarları dinlemiş ve yakın sohbetinde bulunmuş olanlar bu bilgilerini nisyana mahkum etmeseler.
Bence yazarlar arasındaki en önemli ayrılık, samimiyet ve bakış farkıdır. Yavuz Bey, ısmarlama bir ideolojik yaklaşım içinde olmamıştır. İstismarcı olmamıştır. Anadolu gerçeklerine ve Doğu meselesine mertçe, açıkça ve olduğu gibi bakmıştır. Eğer hikaye ve romanlar da yazabilseydi eminim ki şiir ve nesrinde anlattıklarını renkli hayat tabloları halinde verecek, hepimiz üzerek düşündürecekti. Zaten Türkistan yazıları biraz da hikaye-hatıra-seyahat arasında metinlerdir. Yavuz Bey'i ille de sosyal gerçekçilerle yan yana veya kıyaslama ile değerlendirmek gerekmez.
O milli gerçeklerimizin yazarı ve şairi olmayı tercih etmiştir. Edebi manada başka bir gruba mensubiyet ve yakınlık ihtiyacı içinde olmamıştır. Çizgisinde asla kırılma yoktur. Tabiri caizse, çocukluğunda babasına okuduğu yazıların mana ve mahiyeti ne ise Yavuz Bey oradadır.
Bir yazar ve şaire "Milli romantizm" ne kadar yakışıyor. Bu tabiri galiba 1972'nin Kubbealtı Akademi Mecmuasının bir sayısında Rahmetli Hocalarımızdan Nihat Sami Banarlı'nın bir yazısının başlığı olarak okumuş ve yirmi yaşımın heyecanı ile çok beğenmiştim. Hala aynı duygularla, Yavuz Bey'in de bu tavsife yakışan bir edibimiz olduğunu düşününüyorum. Milletinin hayatını ve yaşama üslubunu eser haline getirmedikçe milli şair ve yazar olunamayacağı açıktır. Bakiler, yukarıdaki sorulara cevaben ifade ettiğimiz gibi Türk milletinin bütün milli değerlerinin edebiyatta, sanatta, siyasette, hukukta, iktisatta,..hülasa Türklüğün itibarını yüksek tutacak her alanda yeni nesillere hedefler tayin edilen bir fikir ve edebiyat anlayışı içinde düşünülmelidir. O milli edebiyatımızın yaşayan tavizsiz bir temsilcisidir. Adı hep bu milli, insani, İslami değerlerle birlikte hatıra gelen bir edebi şahsiyettir. Yarım asrı aşan yazı hayatı, Yavuz Bey'e milletimiz ve memleketimiz hakkında tefekkür edecek nice uykusuz geceler yaşatmış olmalıdır. Anadolu'da, Balkanlarda ve Türk Dünyasının birçok şehrinde onbinlerce kilometre katederek yaptığı seyahatler, eserlere ve programlara yansımıştır. Buralarda onbinlerce vatan evladına hitab ederek gördüğü hizmetler hafızalardadır.
Yavuz Bülent Bakiler'in bundan sonra da o hepimizin hayran olduğu Türkçesiyle hatıralarını ve tecrübelerini yazmaya devam etmesini beklemekteyiz. Biz de eserlerini öğrencilerimizle incelemeye, değerlendirmeye devam edeceğiz. Kendisine, Yüce Mevla'nın sağlıklı ve hayırlı nice yıllar nasib etmesini diliyoruz.