YAŞA VE YAŞAT

İbrahim BİRELMA

Abone Ol
-Bir insan ne kadar kendi kendine yeterse, başka insanlara o denli az gereksinim duyacaktır. Haddizatında başka insanlar da ona o kadar az tahammül edebilecektir. -Sıradan insanlar sadece zamanlarını nasıl harcayacaklarını düşünürler; herhangi bir yeteneğe sahip insan zamanını nasıl kullanacağıyla meşgul olur. -Bir insan hazlarının kaynaklarını ne kadar kendisinde buluyorsa o kadar daha fazla mutlu olacaktır. -Mutlu olmak kendi kendine yeter olmak demektir. -Cehalet ancak zenginlikle bir arada bulunduğu zaman soysuzlaştırıcıdır. -Sefalet ve ihtiyaç yoksul insanı sınırlar: onun işi yahut uğraşı bilgisinin yerini alır ve düşüncelerini işgal eder. -Sürekli yiyerek bir kimse midesini bozar ve böylelikle bütün bedenine zarar verirse, zihin de düşünce malzemesiyle lüzumundan fazla beslenerek boğulabilir. -Çünkü bir kimse ne kadar fazla okursa, okuduklarından kalan izler de kaçınılmaz olarak o kadar az olacaktır. Zihin üzerine tekrar tekrar yazı yazılan bir tablete benzer. Derin derin düşünmeye zaman yoktur ve okunan şeyler ancak derin düşünmeyle hazmedilebilir, nasıl ki aldığımız gıdalar bizi yemekle değil sindirimle beslerse. Eğer bir kimse daha sonra üzerinde durup düşünmeksizin sürekli okursa okudukları kök salmaz, büyük bölümü itibariyle kaybolur. Gerçekten de bedensel gıdalarımızla zihinsel gıdalarımız arasında durum hemen hemen aynıdır: insanın yediklerinin beşte biri ancak hazmedilir, geri kalan buharlaşmayla, terlemeyle ve benzeri şekilde kaybolup gider. -İyi olanı okumak için kötü olanı hiçbir zaman okumamayı insan kendisine düstur edinmeli. Çünkü hayat kısa ve hem zaman hem dinçlik insan için sınırlı. -Bir insanın okuduğu her şeyi muhafaza etmesini istemek yediği her şey midesinde muhafaza etmesini istemekten farksızdır. Yediği şey onu bedenen, okuduğu şey de zihnen beslemiştir ve bunlarla ne ise o olmuştur. Nasıl ki beden kendisiyle türdeş olanı hazmederse, bir insanda kendisini ilgilendiren- dikkatini çeken şeyi muhafaza edecektir; bir başka deyişl, onun düşünce sistemiyle örtüşen yahut amaçlarına denk gelen şeyi bünyesinde alıkoyacaktır. -Herhangi önemli bir kitap ilk okumanın ardından hiç vakit kaybetmeden bir kez daha okunmalıdır. Zira öncelikle kitabın muhtevası bütünü itibariyle ikinci kez okunduğunda kavranılır ve başlangıç, ancak son bilindiğinde gerçekten anlaşılır ve buna ilave olarak, kitap ikinci kez okunurken kişinin içinde bulunduğu ruh hali ve zihin yapısı ilkinden farklıdır, dolayısıyla çoğu kez başka bir izlenim elde edilir; muhtemeldir ki muhteva başka bir ışıkta görünür. -Yazarların düsturları şu olmalıdır: "Yaşa ve yaşat!" ( Çünkü halk yeni olanı okumayı iyi olanı okumaya tercih edecek kadar saftır). -Ahbap ol ve takdir et ki arkanı döndüğünde sen de övülebilesin. -Bir yazar sözcüklerini ve söyleyiş biçimlerini kesip daraltmak yerine düşüncelerini genişletmeye çalışmalıdır. -Bir kütüphane çok geniş olabilir, fakat eğer düzensiz bize küçük ,ama derli toplu bir kütüphane kadar kullanışlı ve yararlı değildir. Benzer şekilde bir insan çok büyük bir bilgi yığınına sahip olabilir, fakat kendi kendisine üzerinde düşünerek bu bilgileri gerektiği gibi işlememişse, üzerinde tekrar tekrar ve uzun uzadıya düşünülmüş çok daha küçük bir bilgi miktarından daha kıymetsizdir. -Okumak ve öğrenmek herhangi bir kimsenin kendi özgür iradesiyle (keyfe keder) yapabileceği şeylerdir, fakat düşünmek böyle değildir. Düşünme tıpkı bir ateş gibi bir cereyan ile yahut hava akımı ile tutuşturulmalı ve o konuya duyulan bir ilgi ile beslenmelidir. -Yazarlar çok, düşünenler azdır.( For ever reading, never to be read!) -Bir insan salt okumak uğruna gerçek dünya ile bağını koparmamalıdır. Bir kimseyi kendi kendini düşünmeye yönelten saik ve haleti ruhiye çoğu zaman kitapların dünyasından ziyade gerçek dünyadan gelir. -Hakiki değere sahip olan tek şey bir insanın doğrudan kendi kendisine düşündüğüdür. Düşünürler şöyle sınıflandırılabilirler: İlk başta kendi kendilerine ve kendileri için düşünenler gelir ve ardından doğrudan başkaları için düşünenler. Birinciler hakiki düşünürlerdir, onlar sözcüğün her iki anlamında da kendi kendilerine düşünürler; onlar gerçek filozoflardır; çünkü sadece onlar samimidir, meselelerini ciddiye alırlar! Ayrıca onların hayatlarının hakiki hazzı ve mutluluğu düşünmeye dayanır. Diğerleri birer sofisttir; olmadıkları biçimde görünmeyi arzu ederler ve mutluluklarını başka insanlardan bu şekilde almayı umut ettikleri şeyde ararlar (Schopenhauer(1788-1860), Okumak, Yazmak ve Yaşamak Üzerine, 2.baskı, İst.2008,Say Yayınları kitabından derlenmiştir) 21.9.2020