Mehmet Velit Yurt, 4 Mart,
EYÜPLÜ MUSA
1944 Eyüp doğumluydu. Efendi dedik de; ne efendiydi, ne bey, ne amcaydı, ne dayı. Sadece ve sadece Musa. Yıllar evvel ölen ağabeyi Işık da Musa gibi, kiminin deli, kiminin gariban deyip geçtiği biriydi. Birbirlerinden başka kimi kimsesi görünmezdi ortada. Işık da yıllar evvel ölünce Musa hem kimsenin hem herkesin Musa'sı oldu Eyüp'te. Bir otoparkta kendisi için hazırlanan konteynır içinde yaşıyordu. Öğle vakti esnafın arasından geçerek caddeyi arşınlardı. Kimine laf atar, kimi ona laf atardı. Herkesle öyle kolayından muhatap olmaz, herkesin ikramını almazdı. Durumuna göre, kiminden az kiminden çok günlük harcırahını toparlardı. Aza çoğa kendi karar verdiği gibi, kimden alıp kimden almayacağına da bakardı. Herkesin parası geçmezdi Musa'ya. Akşama Balat tarafında kuracağı sofranın akarıydı esnaftan topladığı bu vergi! Bilen bilir, anlatan anlatır; gün boyu topladıklarıyla akşam kendine öyle bir sofra kurar ki Musa, hali vakti yerinde olanlar bile imrenir.
Eksik ararsın, bir bakarsın kuş sütü de orada, mecbur bahane bulamaz susarsın. Bütün bu zengin sofraya rağmen sahibi biraz cimridir. "Ya Musa, bizi de gör, biraz kıyısında otursak masanın?" diyen, sofradan yemek değil, Musa'dan okkalı bir küfür yiyeceğini bilsin, ona göre gelsin. Böyle böyle gün akşama, akşam geceye kavuşur, Musa demlene demlene sabaha ulaşır. Bütün gece ayaktaydı, turşusu çıkmıştır, sabaha sızmıştır diyenler acele eder. Musa sabaha Balat'tan Eyüp'e döner. Camileri dolaşır, görevini aksatan müezzin olursa bir güzel haşlar, "Niye vazifenin başında değilsin" diye. Ha, vakitte yerinde olmayan müezzini azarlar, ama biri de kalkıp elindeki şişeye laf etmeye kalkarsa, lafı peltek dilinden beklenmeyecek bir çeviklikle dökülür muhatabının tepesinden aşağıya; "Bana Allah karışmıyor, sen kimsin!"
Dökülen üstünü başını toparlamak için Kaymakam Bey tedarik edilenleri verirdi. Sabah giyilen temiz giysiler akşamı göremezdi. Zaten aradığı da üst baş değildi. Nasip diye bir şey var hakikaten. Kimin nerede nasıl öleceği, son nefesini nasıl verip, nasıl yolcu edileceği muamma. Ama hayattaki yalnızlığına bakarak bu kimsesiz, aklı değişik adam, zannetmeyin ki bir köşede unutuldu, kayboldu gitti. Bir gün ölüm haberi geldiğinde, mahzun bir sessizlik oldu. Semtin dışındakiler koştular son göreve yetişebilmek için. Hani bilinen meseldir, dışı fukara, hor; gönlü zengin bir veli "Garibansın, senin cenazeni kim kaldıracak" dediğinde, "Padişahın işi ne?!" demiş ya umursamazlıkla. Eyüp'ün adı deli hanesine yazılmış Musa'sı da o hesap bir cemaatle yolcu edildi. Kaymakamından iş adamına, esnafından, memuruna "Biz razıyız, sen de razı ol, biz hoş gönderiyoruz, sen hoş karşıla." dediler. Dedik ya, nasip meselesi.
Eyüplü Musa'nın tayini yerin üstünden altına çıktı.