Vitrinsiz Tekirdağ

Abone Ol

Tekirdağ festival çöplüğüne döndü.

Hemen hemen her ay;

Festival var.

Şenlik var.

Konser var.

Etkinlik var.

Afiş var.

Sahne var.

Fotoğraf var.

Peki turist nerede?

Biz bunlara bir süredir “puf organizasyonlar” diyoruz.

Puf...

Bir anda şişiyor.

Sahne kuruluyor, ışıklar yanıyor, kalabalık geliyor, fotoğraflar çekiliyor.

Ertesi sabah?

Puf...

Yok.

Bir festivalin şehre gerçekten katkı sağlayıp sağlamadığını anlamak aslında çok kolay.

Festival bittikten sonra otellere bakın.

Restoranlara bakın.

Müzelere bakın.

Çarşıya bakın.

Sokaklara bakın.

Meydanlara bakın.

Kaç turist görüyorsunuz?

Tekirdağ’a festival için gelen kaç kişi, birkaç ay sonra ailesini yanına alıp tekrar geliyor?

Kaçı “Bu şehir çok güzeldi, bir daha gidelim” diyor?

Mesele tam olarak bu.

Turizm dediğiniz şey bir akşamlık konser kalabalığı değildir.

Turizm, insanı şehre ikinci kez getirebilmektir.

Elbette festivaller yapılsın.

Konserler olsun.

İnsanlar eğlensin.

Ama bunları turizm politikası zannetmeyelim.

Çünkü birkaç saatlik kalabalık yaratmakla turizm kenti olunmuyor.

Kalıcı turizm başka bir şey.

Şehrin hikâyesi olacak.

Rotası olacak.

Müzesi olacak.

Tarihi sokakları olacak.

Temizliği olacak.

Estetiği olacak.

Ve en önemlisi...

Vitrini olacak.

Tekirdağ'ın vitrini var mı?

Rüstem Paşa Külliyesi şehrin göbeğinde.

Osmanlı tarihinin önemli eserlerinden biri.

Peki külliye bu tarihi değere yakışıyor mu?

Eski Bedesten yıllardır hak ettiği noktaya getirilebildi mi?

Tarihi sokaklarımız turistlerin saatlerce yürüyebileceği bir turizm rotasına dönüştürülebildi mi?

Meydan düzenlemesi insanı şehir merkezinde daha fazla vakit geçirmeye teşvik ediyor mu?

Kaldırımlar?

Bakım?

Temizlik?

Kent estetiği?

Bunların cevabını bu şehirde yaşayan herkes biliyor.

Sonra çıkıp,

“Çok çalışıyoruz” deniliyor.

İyi de...

Turist belediyenin faaliyet raporunu okumaya gelmiyor.

Turist şehre bakıyor.

Sokağa bakıyor.

Binaya bakıyor.

Meydana bakıyor.

Denize bakıyor.

Çarşıya bakıyor.

Ve kararını veriyor.

Bir daha gelir miyim?

Gelmez miyim?

Bütün mesele bu kadar basit.

Daha vahimi var.

Çarşıda bir yabancı esnafa yaklaşsın ve sorsun:

“Tekirdağ'da nereleri gezebilirim?”

Kaç kişi yarım günlük düzgün bir gezi rotası tarif edebilir?

Rüstem Paşa'dan başla...

Şuraya git...

Burayı gör...

Şu müzeye uğra...

Bu tarihi sokaktan yürü...

Akşam burada yemek ye...

Gün batımını şurada izle...

Kaç kişi söyleyebilir?

İşte turizmde geldiğimiz noktanın en basit testi budur.

Tekirdağ'ın festivale ihtiyacı olmadığı söylenemez.

Var.

Ama festivalden önce şehre ihtiyacı var.

Tarihini ayağa kaldırmaya ihtiyacı var.

Çarşısını, sahilini düzenlemeye ihtiyacı var.

Tarihi yapılarını korumaya ihtiyacı var.

Sokaklarını güzelleştirmeye ihtiyacı var.

Turisti festival bittikten sonra da burada tutacak nedenler yaratmaya ihtiyacı var.

Çünkü sahne iki günde sökülür.

Sanatçı gider.

Kalabalık dağılır.

Fotoğraflar sosyal medyada birkaç gün dolaşır.

Sonra geriye şehir kalır.

Asıl soru şudur:

Festival bittiğinde geriye nasıl bir Tekirdağ kalıyor?

Önce bunu konuşalım.

Sonra kaç festival yaptığımızı anlatırız.

Çünkü vitrini olmayan mağazaya müşteri ikinci kez gelmez.

Tekirdağ'ın problemi de tam olarak burada.

Vitrinsiz Tekirdağ.