Zor zamanlardan geçiyoruz...
Hem de öyle zamanlar ki, insanı yoran,kirli ve asılsız ortalıkta dolaşan haberlerle gittikçe gürültüye
boğulan, Türk toplumu olarak değerlerimizi sessizce yerinden eden zamanlar…
Değerli okuyucular,işte tam da böyle dönemlerde kötülük bir istisna olmaktan çıkar,neredeyse sıradanlaşır…
İkiyüzlülük ustalık sayılır, çıkarcılık akılcılık diye pazarlanır.İnsanlar,kim olduklarından çok ne kazandıklarıyla ve makam ve mevkileri ölçülür hâle getirilir.
İşte tam da bu yüzden böyle zor zamanlarda, yalnızca hayat değil,insanların karakteleride sınanır.
Dikleşmeden dik durabilmek ve insan kalabilmek çok zordur,işte tam da o günlerden geçiyoruz...
Toplum olarak öyle bir hale sürüklendik ki,Bu çağda bir çok kişi yerini,konumunu, hatta kendine duyduğu saygıyı küçük hesaplara feda etmekte bir sakınca görmemektedir artık.
Kibrin liyakat sayıldığı,saygının zorbalıkla alındığı bir dönemde, “herkes böyle yapıyor” cümlesi vicdanı susturmanın en kestirme yolu hâline getirildi maalesef...
Herkes böyle yapmıyor oysa ki,bu algıyı yerleştirmek istiyorlar,insan olarak kalmak için mücadele verenleri,insanlıktan çıkarabilmek adına ...
Belki de en acı olanı ise, iyiliğin ve nezaketin anlam kaybı.İyi olmak saflık sayılıyor.Nezaket zayıflık olarak etiketleniyor yaşadığımız toplumun içinde artık...
Oysa iyilik hiç bir zaman kolay bir tercih olmadı,hiç bir zaman.Nezaket de boyun eğmek değil, kendini kontrol edebilme sanatıdıydı, biz büyüklerimizden böyle gördük öğrendik...
Fakat gelin görün ki günümüzde sesini yükselten haklı,susanı haksız,ezen güçlü,direnen “uyumsuz” sayılıyor...
Hep yazıp belirttiğim gibi,yine de bu karanlık tabloya rağmen,her şey tükenmiş değil."Umut"her şeyin bitti sanıldığı,o son noktanın içinde yeşerir...
Bu kadar boş gürültünün içinde sessiz kalmayı seçenler var,eğilmeden yürüyenler var,kalabalığın yönüne değil vicdanının pusulasına bakan insanlar var...
Ve onlar hep var olcaklaklar.
Elbette bu zor zamanlar geçer.Tarih bunun örnekleriyle doludur.Ama bu zamanlarda kim olduğumuzu,neyi savunduğumuzu, ne uğruna sustuğumuzu,asla unutmamamız gerekiyor,çünkü karanlığı yenmenin tek yolu budur.
Yine hep yazılarımda belirtiyorumya,Asıl mesele insan doğmak değil,insan kalabilmektir.
Ve hepinizin bildigi gibi,bazı kayıplar vardır ki, insanı eksiltmez,aksine tamamlar.Ve bazı kazançlar vardır ki,insanı içten içe tüketir.
Belki de bu yüzden, zor zamanlarda iyi kalabilmek, en büyük direniştir.İnsan doğup ama insan kalamayanlara inat...
Ne dersiniz?
İşte öyle....
Birgülce