TRAKYA´NIN FETHİ

TRAKYA´NIN FETHİ

Abone Ol
?İstanbul Fethi? yazımızı beğendiklerini söyleyen bazı hemşerimiz okurlarımız ?Trakya´nın Fethi? konusunda yazı istemelerine cevaben bu yazı kaleme alınmıştır. Şehzade Süleyman Paşa babasından Rumeli´ye geçmek için emir alıp 1357 / 758 yılında Bursa´dan Balıkesir Karesi´ye geldi. Sonra birkaç yüz atlı ile Aydıncık´a geldi. Şehzade bir büyük harabenin zamanla çökmüş bir kalesine çıktı. Deniz tarafında bakarak derin düşüncelere daldı. Çevresinde bulunan ümera (buyurucu) bu düşünceli haliyle üzüntüsünün sebebini sordu. Süleyman Paşa Rumeli´nin fethine memur edildiğini, fakat karşı yakaya asker geçirmeye değil, dil almak için bir keşif kolu göndermeye yetecek gemi bile bulamadığını söyledi. Karesi ümerasından Ece Bey ile Fazıl Bey here ne suretle olursa olsun Rumeli´ye geçmeyi taahhüt eylediler. Bu fedakar beyler, münasip bir yer aramak ve kullanılacak bir vasıta bulmak gayesiyle sahil boyunu dolaşmaya başladılar. Denizin Anadolu tarafından Lapseki ile Gelibolu civarında bulunan Çimni mevkii arasındaki yeri geçişe elverişli buldular. Rumeliye´de oradan geçmeye karar verdiler. Fakat Osmanlıların elinde tekne yoktu. Beyler gayretli ve zekiydiler. Gemi bulamayınca ağaç kütüklerini yan yana getirip bağlayarak bir sal yaptılar ve üzerine binerek denize açıldılar. Beyler saatlerce korkunç dalgalar arasında bocaladıktan sonra Rumeli sahiline geçtiler. Çimni kalesinin bağlarında bir Hristiyan´ı esir ettiler. Geldikleri sal ile o müthiş dalgalar içinde bocalayarak, bu esiri de yanlarına alıp geriye, Anadolu yakasına döndüler. Şehzade dehşet içindeki o esiri o kadar memnun etti ve onu o kadar ihsanlara boğdu ki, esir Çimni kalesinin durumunu bütün teferruatlarıyla anlattığı gibi, kalenin alınmasına yardım edeceği vaadinde bulundu. Süleyman Paşa, Lapseki civarında hemen iki sal daha yapılmasını emretti. Sallar bir gün sabahtan akşama kadar çalışılarak tamamlandı. Salların birine Uygur Alp´in torunu ve Kara Ali Bey´in oğlu Timurtaş Bey, Bursa´yı kuşatan Balaban Bey´in oğlu İnce Balaban Bey, Abut Bey, Kara Cafer, Ak Sungur, Karaoğlan Oğlu, Karahasan Oğlu ve Akçakoca Oğlu gibi kırk Osmanlı kahramanıyla, zamanlarında kahramanlar kahramanı adına layık olmuş Şehzade Süleyman Paşa, diğer sala da Karesi ümerasından Evrenoz Bey, Ece Bey, Fazıl Bey gibi kırk yiğit ile şehzadenin vezirlik hizmetinde bulunan Hacı İlbey binmişlerdi. Bu iki sal denizin hiçbir şiddetini görmeden kısa zamanda Gelibolu´nun yanı başında bulunan ve hâlâ Namaz Tepesi diye bilinen yere çıktılar.  Saldakiler öbür yakada karaya ayak basınca esir Hristiyan´ı kılavuz yaparak daha gün ağarmadan Çimni kalesini civarına vardılar. Hisarın bir tarafında dökülmüş bir süprüntü yığınına tırmanarak surdan içeri girdiler. Halkın çoğu hasat mevsimi olduğundan tarlalarda çalışırken, evlerinde kalmış olanlar da rahat bir gaflet uykusuna dalmışlardı. Hemen hiç kimseden bir karşılık görmeden Çimni kalesini kolayca ele geçirdiler. Kale, Anadolu ile arasındaki deniz mesafesinin kısalığı cihetiyle Türklerin askeriharekâtı için bir merkez-üs noktası olmuştu. Şehzade elindeki esiri tarlalarda bulunan Rum ahaliye, Çimni kalesinin Türklerin idaresine geçtiğini bildirmek üzere gönderdi. Rumlar kendi hükümetlerinin halkı bıktıran vergileri yüzünden bu geçişe sevinerek evlerine döndüler, işleri güçleriyle meşgul olmaya devam ettiler. Çimni´nin bir hayli gemisi ve gemicisi vardı. Şehzade onları güzel sözlerle ve para karşılığında kendisine bağladı ve esas ordusunu getirmek için Anadolu´ya gönderdi. İlk seferinde 300 kadar asker öbür yakaya geçirildi. Şehzade´nin 3.000 yiğitten oluşan ordusunu 3 gün içinde Rumeli´ye geçirdiler. Şehzade ordusuyla elde ettiği ilk başarıların ardından Ece Bey ile Fazıl Bey´i Gelibolu ile civarının zaptına memur edip Bolayır´a geçmişti. Süleyman paşa Bolayır´ı alarak Gelibolu´nun kuzeyle olan gidiş-geliş yolunu kesmiş olduğundan, Gelibolu muhafızının hiçbir yerden yardım alma ihtimali kalmamıştı. Şehzade, Ece Bey birliklerine kuşatmayı devam ettirmelerini bildirdi. Sonra yanına aldığı askerle Tekirdağ istikametine ilerlemeye hazırlanırken o civarda bulunan Konur kalesinin muhafızı Kalekotya´nın askeriyle beraber Osmanlı ordusunu basmak için hazırlık yaptığı haberini aldı. Derhal güvendiği küçük ve seçkin bir akıncı birliği seçerek Kalekotya´ya bir pusu kurdu. Kendini baskın yapabilecek güçte hisseden zavallı, aksine, şehzadenin pususuna düştü. Ordusu bozuldu, kalesi alındı ve kendisi esir edilerek şehzadenin emriyle en son ümidinden de mahrum kaldığını Gelibolu muhafızına göstermek için kalenin karşısına asıldı. Kalekotya´nın asılması üzerine Gelibolu muhafızı, yardım gelmesinden ümit keserek 1357 yılında Gelibolu kalesini teslim etti ve şehzadenin müsaadesi üzerine akrabaları ile bazı adamlarını yanına alarak iki gemiyle İstanbul´a gönderildi. Şehzade Gelibolu fethinden sonra askerini iki gruba ayırarak bir kısmını kendi emrinde tuttu. Diğerini de Hacı İlbey´in emrine verdi Hacı İlbey, Malkara ve İpsala´yı fethederek Silivri´ye gelmiş, Süleyman Paşa´da Tekirdağ ile civarını ele geçirdikten sonra Hayrabolu, Çorlu taraflarını vurarak, Hacı İlbey´in askeri ile birlikte Büyük Çekmece´yi kuşatmıştı. (Namık Kemal, Osmanlı Tarihi 1, Bilge Kültür Sanat, 4. Basım, Şubat 2018, Bugünkü Türkçeye Dönüştüren, Mücahit Demirel) 07.6.2018