Saygı değer okuyucularım
Bu haftaki köşe yazıma, uzmanlık alanıma girmemesine rağmen, bir toplumsal sorun olan konuyu açmak ve sizlerle paylaşmak istiyorum.
Ben bir bilim adamı yada akademisyen değilim; fakat ben bir kadınım, bir anneyim ve bir anneanneyim. Ayrıca insan kalabilme çabasını gösteren, insanlık vasıflarını henüz yitirmemiş, aksine yitirmemek için mücadele veren, merhamet sahibi, sevgi sahibi, vicdan ve akıl sahibiyim.
İnsanlık adına hangi şartlarda ve zeminde olursa olsun doğruyu dillendirmeye çalışan türünün son bir kaç örneğinden biriyim.
Her insanın yapısında ve iç dünyasında var olan bir takım vasıflar bende de var. İnsan üstü bir varlık değilim ama zaman zaman hataları, kızgınlıkları, kırgınlıkları, küsmeleri olan sıradan bir insanım.
Şunun bilinmesini fayda görüyorum; kişilik oturmasının 0-6 yaş grubunda insan hafızasına yerleştiğini, daha sonra okul ve çevreden etkilenerek insan hangi yöne meyilliyse o duygu ve düşüncelerin o yönde geliştiğine ve oturduğuna inanıyorum.
İyi insan olmak ya da tam tersi olmak o yaşlarda kişinin karakterini örüyor ve devam ediyor. Yani kişi değişmiyor, fakat giderek gelişiyor.
Ego, kıskançlık, iki yüzlülük, menfaat ve çıkar ilişkileri kişilerin gerçek iç dünyalarını saklayarak gün geliyor ki pirincin içindeki beyaz taşları oluşturuyor ve diğer pirinç tanelerinden kolay kolay ayırt edilemiyor. Oysa bizler hep pirincin içindeki siyah taşları ayıklıyoruz. Onların dişimizi kıracağına inanıyoruz her ne hikmetse!
İlişkiler tamamen menfaat ve çıkara dayalı bir hal alıyor zamanla. Ve değerler bir gün geliyor ki kişinin tavrı, düşüncesi ve eylemi oluyor.
Sonra bu çıkar ilişkileri insafsızca hayata geçirilerek her türlü entirikaya çevriliyor. Ve bu çaba ve gayret sürerek devam ediyor. Daha ileri ki boyutlarda karşı düşünce ve fikirleri yok etme adına onların üzerinde baskı kuruyor.
Sonuç olarak insani değerler yozlaşıyor, değiştiriliyor.
Sevgili okuyucularım, asıl üzücü olan ise -ki bu tamamen benim tespitimdir- insanlığı üreten, ona şekil veren, yetiştiren kişilik ve karekter oturtan kadınlarımızın git gide bu değişime ayak uydurmalarıdır. Bu çaresi olmayan bir hastalığın pençesine düşmek gibidir.
Çünkü kadın kale gibidir, o kale fethedilirse dünya ve insanlık fethedilir. Benim gibi bir avuç insan kalsak da son kale olarak hala dimdik ayakta duracağız. Haksızlık ve zulüm ile mücadele etmeye devam edeceğiz, kararlıyız, inançlıyız!
Sevgi ve saygılarımla...