Dil Bilgisi'nin semantik bölümü kelimelerin anlamlarıyla ilgili çalışmalar yapar. Konuşurken refleksle kelimeler ağzımızdan arka arkaya çıkar ve cümleler oluşur. Yazarken bazen özentiyle anlamını iyi bilmediğimiz kelimeleri, bazen de tekrara düşmemek için eş anlamlı farklı kelimeleri kullanabiliriz. Ama kelimelere ne kadar hakimsek, hayatımızı da o oranda anlamlı kılabiliriz. Bir de kendimize ad olarak verilmiş isimler bizim davranışlarımızı etkiler mi sorusunu irdelemeye çalışacağım bu makalede.
Mesela "nedret" sözcüğünü ele alarak bir deneme yapalım. Arapçadan dilimize girmiş ad cinsinden bir kelime. "Azlık, seyreklik, az bulunma, bilgin kimse" gibi güzel anlamlar taşıyor." Nadir, ender" gibi kelimeler de aynı kökten türemiş sözcüklerdir. Genelde kıymetli varlıklar için kullandığımız bu kelimeyi, bazen olumsuzluk ve nefret ifade eden kişiler ve davranışlar için de tercih ederiz. Yedi Bela Rasim tiplemesi, mafya liderliği veya her konuya maydanoz olma hali buna örnek verilebilir. Çünkü bunlar da toplumda ender rastlanan insanlardır. Zaten sayıları çoğalırsa toplum huzura hasret kalır.
Yeni doğacak çocuk için sadece ana babalar değil, neredeyse tüm aile günler öncesinden isim aramaya başlar. Hedef o güne kadar çevrede hiç duyulmayan, kimsede olmayan isimler keşfedebilmektir. Öyle bir ayrıcalık peşindedir bir çoğumuz. Eşi benzeri olmasın isteriz. Çok ünlü bir sanatçının veya bir bilim insanının ya da tarihimizin kahramanlarından birisinin adını tercih ederiz. Bu arada tuttuğumuz takımın, dini veya ideolojik inançlarımızın idolleri de isim tercihinde etkilidir. Mesela modernite tutkusu olanlar Latince isimleri almakta sakınca görmezken ,dindar kesim peygamberler veya sahabelerin isimlerini, Arapça kelimeleri tercih eder. Hatta bunu müslüman olmanın şartı gibi algılar. Halbuki kafir Arap da aynı isimleri kullanır. Sanki isim Türkçe olursa kişi din düşmanı olacakmış gibi bir bilim dışı anlayış hakimdir bu kesimde. Halbuki önemli olan isim değil, alınan eğitim, benimsenecek ahlak, oluşturulacak yüksek karakter olmalıdır. Peygamberin veya sahabelerin adını taşıyan milyonlarca insanın acaba kaçı ismiyle uygun bir hayat yaşıyor? Eskiden "ismiyle müsemma" denirdi. Neye inandığımız kadar nasıl yaşadığımız da önemlidir.
Adı Mansur'dur veya Ekrem'dir, Recep'tir veya Ayşe'dir, Fatma'dır, Özlem'dir. Her isim özeldir. Aynı ismi taşıyan kişiler o nedenle birbirinin kopyası değildir. Çünkü her birey yaratılışında zaten özeldir. Onu değerli kılacak olan diğer bireylerle olan iletişimidir. Hangi makam ve ünvanı taşırsa taşısın, başkalarına sevgi, saygı ve hoşgörüsü olmayan, aklı ve bilimi değil, inancını ve ideolojisini egosunu beslemek için kullanan, hakaret ve ukalalığı siyaset zanneden adamın adı Ahmet olsa ne yazar, Nedret olsa ne olur! Adamın adı Abdullah. Allah'ın kulu anlamında. Ama bir tanesi var ki; Allah'ı tanımadığı gibi, insanlıktan da nasipsiz. Bir terör örgütünün başında ve eli kanlı katil. Hakk'ın ve halkın, Türk'ün düşmanı. Yani isimlere takılıp kalmayalım. Ne demiş Ziya Paşa: "Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz".
Toplumun hiç haz etmediği tipler, kendisini bulunmaz Hint kumaşı gibi gören, ender insanlardan biri olduğuna inanmış, inancını nefsine yem, makamı ve parayı karakterine etiket yapmış, sonradan görme taşra siyasetçileridir. Bunlar siyasi gücü de arkalarına aldıkları için kendilerini dokunulmaz hissederler. Çok kompleksli oldukları için gerçekten tehlikelidirler. Hafızalarındaki Kur'an bile utanır ağızlarından akan küfürden. Bunlar siyasetin paralı askerleri, bulundukları görevlerde sevginin ve hoşgörünün infaz timleridir. Emre amade gazeteleri, köşe yazarları, televizyon kanallarıyla siyasi Donkişot'luklarını icra ederler. Buldukları her fırsatı itibar suikastına araç olarak kullanırlar. Ya onların yanında olursunuz, ya da sizin vatanseverliğinizi bile sorgulama edepsizliğinden utanmazlar. Bu tipler için ne diyor Şems-i Tebrizi: "Hayatta her şey olabilirsiniz; fakat mühim olan insan olabilmektir."
Yeni yetişen gençler rap dinliyor. Buyurun size bir örnek. Patron söylüyor. Şarkının adı Nefret. Sadece bir iki satırını aktarıyorum. "Hasetsiniz kuduz köpek gibi/Kaşar heriflerin çektik fişi/Hiç yatçak yerin yok her alçak gibi /Deliye dönüyorum onun adı nefret/ Gözünü kapa ya da küfret/ Neyini çalabilir umduğunu/Adını karalıyor nefret" ." Resmen argo. Düşünün diğer sözleri yazamıyorum bile. Yani topluma önderlik yapanların, siyaset adamlarının, bilginlerin üslubu böyle olabilir mi?!
Şarkıları böyle olan gençlerin kavgaları nasıl olacak acaba yarınlarda? Büyüklerin çocuklara, yarınlarımızın ümidi gençlere hem davranışları, hem de sözleriyle örnek olma sorumluluğu vardır. Kavgayla, ona buna hakaretle, kibir ve gururla, hadsizlik ve densizlikle insanlar ancak kendinden nefret ettirebilir. Çünkü; "üslub-u beyan aynıyla insandır."
"NEDRET"ve"NEFRET". Hangisinden bir harfi değiştirirseniz diğeri oluyor ve anlam değişiyor. Tercih sizin. Bence en iyisi, erdemli bir hayat yaşayabilmek, nefret edilen değil, imrenilen bir insan olabilmek. İncinsek de incitmemek. Geldik gideceğiz. Şu gök kubbede hoş bir seda, arkamızda hayırla yadedilen güzel bir isim bırakabilirsek ne mutlu bize. Anlayan anladı. Dostlar yeniden merhaba. ------- Ahmet Acaroğlu-------