Ne İçin Yürüdük Ankara’dan İstanbul’a?

Abone Ol

Eskilerde büyüklerimiz, "Kale içten yıkılır, dıştan değil," derlerdi. O zamanlar çocukluğun ve gençliğin verdiği umursamazlıkla, bu sözün ne anlama geldiğini pek kavramamıştım. Zaman geçti; hayatın akışı içinde yaşayarak gördüm ki meğer o söz ne kadar doğruymuş...

İnsanları iyice tanıdıkça, hayatın her alanında bu gerçekle rastlaşır olduk. Menfaatlerin ve çıkarların her şeyin üstünde olduğunu; ilkesiz, yanar döner birtakım kişiler sayesinde ben de herkes gibi acı bir şekilde öğrendim.

Özellikle de siyasette...
Yaklaşık otuz yıllık siyasi yaşantım boyunca bu acı tecrübelerin ardı arkası hiç kesilmedi. Bu tip profiller hep vardı ve "Onlar varken başka bir siyasi rakibe ne gerek var ki?" diye düşünmeden edemiyorum. Üstelik her seferinde, bir sonraki deneyim bir öncekini aratır oldu. Hep "Bu gördüğüm son hayal kırıklığıdır" dedim ama hiç sonu gelmedi. Hani derler ya, "Bir yaşıma daha girdim," diye; işte tam da öyle oldu. Hatta her acı tecrübeden sonra bir yaş değil, "ÇOK" girdim yaşın içerisine, çok...

Fikirlerim, ilkelerim ve dünya görüşüm doğrultusunda kendime en yakın hissettiğim, siyasete adım attığım Cumhuriyet Halk Partisi’nde otuz yıla yakındır her kademede görev yaptım. Hem mensubu olduğum partime hem de değerlerime gururla hizmet ettim. Çok şey gördüm, çok şey yaşadım. "Siyaset, insan kazanma sanatıdır" inancıyla sarsılmaz dostluklar da edindim, insanı derinden sarsan haksızlıklar da gördüm. Fakat tüm olup bitenlere rağmen, içimdeki inancı ve partime olan hizmet aşkını hiçbir zaman yitirmedim.

Benim gibi düşünen pek çok yol arkadaşım oldu; hâlâ da varlar. Fikirlerinden ve düşüncelerinden nokta kadar ödün vermeden, ülkeye ve partiye hizmet etmenin bir yolunu mutlaka bularak yolculuğumuza kararlılıkla devam ediyoruz.

Kabul Edilemez Bir Durum, İçler Acısı Bir Vaka
Bugün CHP’ye yapılan, ülkenin birinci partisine karşı alınan ve haksızlığın, hukuksuzluğun zirve yaptığı o "butlan" kararı asla kabul edilemez. Ancak bundan daha vahim, daha yaralayıcı olanı ise; üç yıl önce demokratik bir şekilde kongrede adaylığını koyup seçimi kaybeden eski Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu haksız karara adeta sevinmesidir. Mahkeme kararı ile CHP Genel Başkanlığına tekraren atanma ihtimaline olumlu bakması ve bu "kayyum" benzeri durumu içine sindirebilmesi tam bir vakadır...

Trajikomik mi desem, içler acısı bir durum mu desem, bilemedim.

Bir insan, yıllarca liderliğini yaptığı, ömrünü ve emeğini verdiği köklü bir siyasi partiye bu şekilde zarar verecek bir davranışta nasıl bulunabilir? Üstelik, kendi dönemindeki delegelerin hür iradesiyle seçilen ve CHP’yi tam 40 yıl sonra birinci parti konumuna taşıyan yeni Genel Başkan Özgür Özel’e bunu nasıl yapabilir?

Bunun adına ne denir? Ben adını çok iyi biliyorum; ancak yıllarca aynı ilkeler için omuz omuza mücadele ettiğimi sandığım bir yol arkadaşıma o sıfatı yakıştıramadığımdan buraya yazmıyorum.

İnanıyorum ki, CHP’nin delegelerinin hür iradesiyle seçilmiş mevcut Genel Başkanı ve MYK’sı, bu sürece karşı en akılcı, en mücadeleci yol ve yöntemi bulup çözümü gerçekleştirecektir.

Gerçekliğin Tek Yolu
Bu yaşadığımız, gördüğümüz en son acı durumdur. "Allah beterinden saklasın" diyeceğim ama artık daha beterinin olabileceğini sanmıyorum. Mevcut iktidarın, CHP’nin iktidar yolculuğunun önünü böyle bölüp parçalayarak, kutuplara ayrıştırarak kesme taktiği tutmayacaktır. Aksine bu hamleler CHP’yi daha da kenetleyecek, güçlendirecek ve yeni bir hizmet aşkına sevk edecektir.

Eski bir genel başkanın artık köşesine çekilmesi, fikirleri ve projeleriyle yeni genel başkana ve ekibine destek olması; aklın, vefanın ve gerçekliğin tek yoludur. Aksini yapmak, mevcut iktidarın değirmenine su taşımaktan başka bir işe yaramaz.

Ve yazımı hemen şu son cümlelerle bitirmek istiyorum:

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; siz gerçekten kimden yanasınız, kimi tutuyorsunuz ve kime hizmet etmeyi düşünüyorsunuz?

"Bir düşünün" diyeceğim ama... Düşünerek hareket etmek istemediğiniz dışarıdan o kadar net belli oluyor ki. Yine de size yakışanı yapın; benim de bizzat katıldığım, o omuz omuza yürüdüğümüz Ankara’dan İstanbul’a uzanan o yolda ne için yürüdüğünüzü bir daha, hatta yetmez, bin kere daha düşünün derim.
İşte öyle... Birgülce