Servet Avcı´ yı çok beğenerek okurum; Yeniçağ yazarıdır. Son yazı başlığı şöyle: ?9 milyon seçmen: Ülke kötüye gidiyor ama oyum AKP´ye!? 02 Ekim 2015.
Avcı, Metropol Araştırma Şirketinin Eylül ayı sonuçlarını baz almış, oradan yazısını mükemmel şekilde sunuyor bizlere... Mesela; Metropol halka soruyor: "Türkiye iyiye mi, yoksa kötüye mi gidiyor?"
Seçmenin yüzde %22,3´ ü "İyiye gidiyor" Diyor, yani her dört seçmenden birinin cevabı "iyiye" oluyor, üçü ise "Kötü" diyor ama AK Parti´ nin oyu, %40.
Metropoll bu defa aynı soruyu AKP seçmenine soruyor; "Ülke iyiye gidiyor" diyenlerin oranı bu defa sadece yüzde 50. Yani her iki AKP´ li seçmenin yarısı ülkenin iyiye gittiğine inanırken diğer yarısı da inanmıyor ama AKP oyu yine %40.
Yazar Avcı buradan hareketle şu soruyu soruyor:
?Dünya siyasî literatüründe yer alması gereken bu vak´ ayı, tıbbın, sosyal psikolojinin veya sosyolojinin ilgi alanına girebilecek bir ´kitlesel davranış bozukluğu´ olarak mı, yoksa siyasetin ilgi alanına girebilecek ´muhalefet bozukluğu´ olarak mı değerlendirmek gerekir??
Okuduklarımız Türkçe, ifade tarzı çok yalın ve gayet açık ama biz bir kere de Yazarın ne demek istediğini anlatalım. Şunu diyor Sayın AVCI: Bu seçmen ya davranış bozukluğu içinde, dengesiz kararlar veriyor veyahut da muhalefet bir yetersizlik içindedir.
Demokrasi âşıkları için Avrupa´dan verdiği örnekler de var:
?İşi kısır döngüye bağlayan böyle bir siyasî trajediyi gelişmiş demokrasilerde görebilmek mümkün mü? Belçika´da halkın dörtte üçü ´gelecekten kaygılı´ olacak ama yine de uzun yıllar ülkeyi tek başına yöneten bir partiye bir dört yıl daha yönetme yetkisi verecek!.. Veya Almanya´da, İsviçre´de, hatta Yunanistan´da!.Mümkün mü bu? Değil elbette...?
Ve? Can alıcıyı soruyu indiriyor gözlerimizin önüne:
?Peki bizde neden mümkün olabiliyor bu ´siyasî patolojik´ durum? Mesele iktidar partisinin başarısı mıdır, yoksa muhalefetin başarısızlığı mı? Yoksa büyük seçmen kitlelerinin topyekûn cinnet geçiriyor olması mı? Ya da hepsi birden mi??
Değerli okurlarım, tabi ki soruları ve bu tür cevapları sadece yazarımıza bırakmayacağız? Sizin de bildikleriniz var muhakkak; en azından şu an yan yana olmasak bile öyle imiş gibi davranıp kendimizi sohbete dâhil etmemiz gereklidir çünkü tüm argümanlar, tüm şartlar, tüm konjüktürler muhalefet partilerinin yükselişi lehinde görünmesine ve özellikle de 46 yıllık şanlı bir maziye sahip MHP´ yi öne çıkarmasına rağmen bu parti hala neden, 15-16% bantlarındadır? Bilinmeyen, tanınmayan bir siyasi hareket olsa hak verelim, henüz tanınmadığından dem vurabilelim. Bir gerçek ki halk bu tarafa bir türlü yıkılmıyor, yıktırılamıyor?
Geçmişten bir örnek vermek istiyorum. Belki yararlı olur.
Refah Partisi daha 1996 yıllarında her ay Partiye iltihak seansları yaparak 1 milyon oy sayısına ulaşmıştı. AKP´ nin 2002´ de birden %36 oy alarak 345 vekille iktidar olması, o günkü 1 milyon çekirdek sayıyla tanınmışlık ve güven uyandırma açısından doğrudan ilgilidir diyorum. AKP sonrasında da karşısına çıkan olumsuzlukları sürekli ?Mağduriyet? kılıfı dikerek olayları tekrar lehine çevirmesini bilmiştir. Burada bir başarı varsa -Ki var- buna ilm-i siyaset denilmekte?
Sonuç olarak; AKP fikren, felsefe ve de güttüğü siyaset olarak çok iyi değil, hatta hiç iyi değil ama ortada bir başarıdan söz edecek olursak bu kötüden, iktidar olma anlamında iyi bir sonucun nasıl çıkabildiğini anlamamız lazımdır.
O zaman konuya belki Avcı´ nın dediği yerden, yani muhalefetten başlayarak toplumsal psikolojiyi mutlaka çözmek gerekecektir.