Mezhep ile din çok ayrı kavramlar değildir; duvara din dersek, duvarı oluşturan harç ve tuğlaya da mezhep diyebiliriz.
Mezhebi din sananlar veya dinmiş gibi algılayanlar mezhepsizlik üzerine ortalığı kasıp kavuruyor.
Cemaat arasında ?Selefilik? adında yeni bir hastalık zuhur etti, insanlarımızın iman esasları tehlikede...
Biz Türkler, %90 oranında İslam ile müşerref olduğumuz Karahanlılardan beri Hanefi-Maturidi çizgisinde olmayı kabul ettik ve yaşıyoruz. (%10 kadarı şia)
Karahanlı- Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet dönemleri dini teşkilatımızın yönü hep böyledir. Müftülük şeklinde teşkilatlanan dini yapımız, cumhuriyet kurulunca da geleneksel çizgi olarak aynen devam ediyor.
Şimdi bir takım zübük kafalı aklı evveller; dinde o yok, Kuran´da bu yok, bidattir, sadece Kuran´dan sorumluyuz gibi inciler döktürüyorlar. Maksatları, Peygamber Efendimizden (Hadis ve sünnet) bizleri soyutlamak!
İngilizler, dini kaidelerimizi bozarak bizleri perişan etmek için mezhepsizlik diye bir hastalığı bünyemize soktular.
Yeni gelen Müftümüzden hep beraber istirham edelim: Sohbetlerde akait ve fıkıh konusuna girsinler. Camilerde o güzelim vaaz kürsüleri boşaldı bu sünneti yeniden ihya etmeliyiz.
Böyle sürüp giderse cami içlerinde eşekler gibi yatan, kalkınca da abdestli gibi namaza duran garip manzaralarla karşılaşmamız pek yakındır.