MEMLEKETİM ADINA KORKUYORUM
Ne Amerika´nın ileri teknolojisinden ne Çin´in 2 milyara yakın nüfusundan ne Yunan´ın kininden korkuyorum. Ne Rusya´nın silahlarından ne en tehlikeli ordulardan ne de sınıra dayanan düşmandan korkuyorum.
Beni korkutan; kendi aramızdaki düşmanlıklar, aramıza sokulan nifak tohumları ve içimizdeki kötü niyetli insanlardır. Beni korkutan; 20 yıl önce, bir masanın etrafında farklı siyasi partilere oy veren insanlar otururken, bugün milletin ´Bizden olanlar ve bizden olmayanlar´ diye ikiye bölünmüş olmasıdır. Beni korkutan; liyakata değil, yakınlık derecesine göre atanan memurlar, bürokratlar, rektörler, akademisyenlerdir. Beni korkutan; ağzından nifak eksik olmayan, daima bölücü konuşan siyasetçilerdir. Beni korkutan; varlığını, Türk varlığına adamış, ömrü cephelerde geçmiş devlet kurucularımıza düşmanlık edebilme ortamı sunan yöneticilerdir. Beni korkutan, milli fabrikalarımızın, kurum ve kuruluşlarımızın yabancıya satılmasıdır. Beni korkutan, sokakların rögar kapaklarından feveran eden pis kokulardan daha pis kokan ağızların topluma telkinler vermesidir.
Maziye bir bakıyorum; bu ülkede temiz yürekli, manevi zenginliklerde boğulan, sevgisi yüreğine sığmayan insanlar vardı. Cebinde üç kuruş olmasına aldırmaksızın yarınlara dair umutları olan insanlar vardı. Gelecek hayalleri, ümitler vardı. Karşıt görüş taşıyan dostlarına samimi ve şefkat dolu kucak açan insanlar vardı.
Mazinin taşı arkadaş, soğuğu ilkbahar, kuralı insanlıktı; Sevgi, zaruretti. Manevi zenginlik gözlerinizin önünü öyle tıka basa dolduruyordu ki maddi buhranları düşünüp kahrolmak aklınıza bile gelmiyordu. Sokakta oynayan çocuğunuzu yemek için çağırırken, arkadaşını da çağırmayı ihmal etmiyordunuz; çünkü çağırdığınız çocuğun ailesinin siyasi fikirleri sizin için bir önem teşkil etmiyordu. Çünkü siyasetçiler henüz memleketin her köşesine nefret fidanlar ekmemişti.
Korkuyorum, fakat kendimizden. Korkuyorum, çünkü kendimizle savaşıyoruz; bir gün bir taraf kazandım sanacak fakat aslında iki taraf da kaybetmiş olacak.