Son günlerin en önemli konusu; Meral Akşener'in birlik ve beraberlik çağrısı. İYİ Parti Genel Başkanı sayın Akşener, Covit-19 afetinin sebep olduğu ekonomik ve sosyal krizden daha az zararla kurtulabilmemiz için bir öneride bulunuyor. Akşener diyor ki; pandemi sonrası ülke ekonomisini zor günler bekliyor. Bu zorlukları aşabilmek için Cumhurbaşkanımız tüm siyasi parti başkanlarını bir masa etrafında toplayarak görüşlerini almalıdır. Akşener bu masaya " MEMLEKET MASASI " diyor. Bu öneri benim için siyaset meydanına atılmış bir işaret fişeğidir. Sayın R.Tayyip Erdoğan'ın davetiyle köşkte bir araya gelecek olan liderler her türlü siyasi polemikten uzak durarak, sadece krizden daha az zararla kurtulmanın çarelerini konuşacakları bu masa aynı zamanda siyasi bir yumuşamanın da zeminini hazırlayacaktır.
Cumhurbaşkanı sayın Erdoğan bu öneriye nasıl karşılık verecek bilmiyorum. Ama bugüne kadar benimsediği siyaset tarzı ve kullandığı siyaset diline bakarsanız bu güzel öneriye de olumlu yaklaşacağına dair bir ümidim yoktur. Çünkü O, gerilim stratejisini tercih ediyor. Bu tavır bir partinin genel başkanı olarak bugüne kadar ona kazandırmış olabilir. Fakat bir Cumhurbaşkanı sadece partililerini değil tüm halkı kucaklamalıdır. Peki yapabiliyor mu, herkesi bağrına basabiliyor mu, icraatlarında tarafsız olabiliyor mu? Bence hayır. Zaten Partili Cumhurbaşkanı sistemini tartışılır hale getiren de budur.
Eğer olsaydı MİLLET İTTİFAKI'nın Belediye Başkanlarıyla polemiklere girer, bu ittifaka oy verenlere zillet ve şer ittifakı nitelemesinde bulunur muydu? Bahçeli'yi konuşmaya bile gerek yok diyorum. CHP'den hangi öneri gelirse gelsin ret vereceğiz diyen bir anlayış, ülkenin menfaati için bir araya gelmeliyiz diyen İYİ Partiye de yine hakaretler savurmaktadır. Cumhur İttifakının küçük ortağı olarak sayın Bahçeli bir anlamda sayın Erdoğan'ın olumlu bir insiyatif hamlesini de bir manevra ile peşinen kilitlemektedir.
CHP ile Ekmeleddin İttifakı yaparken beka meselesi olmuyor, ama İYİ parti CHP ile Millet İttifakı nda yan yana olunca ağıza alınmayacak bir dizi argo, ülkücü adaba yakışmayacak bir dolu hakaret. Üstelik İYİ Parti'nin yönetim kadrolarının büyük çoğunluğunun 40 yıldır MHP'de siyaset yapan canciğer arkadaşları olduğunu bile bile. Siyasetin yarınlarda nerelere evrileceğini net olarak kim bilebilir? Yarınlarda kader aynı kadroları kardeşlik hukukuyla beraber hareket etmeye zorlarsa buna hangi güç engel olabilir? Semih Yalçın MHP'nin tek başına iktidar zamanı geldiğini söylüyor. Hadi inşallah. Sevinmezsem namerdim, sevinçten ağlamazsam mazim bana haram olsun. Ama nasıl olacak bu iş? Çünkü 50+1 oyu alamayan hiçbir parti tek başına iktidar olamıyor bu sistemde. Yani bu sistemi AKP ve MHP istemişti. Üstelik de milletin yarısına zillet, şer, terör ittifakı diyerek nasıl tek başına iktidar olunuyorsa!Neyse seçimler geldiğinde görürüz herkesin ense traşını. Darbeler dönemi de çok şükür kapandığına göre millet sandıktan kimi çıkarırsa onu alkışlamak bizim demokratik sorumluluğumuzdur.
Tamam da bugün ne yapmalıyız? Döviz aldı başını gidiyor. Kısa vadeli dış borç ödemelerimiz çığ gibi üzerimize geliyor. Merkez Bankası kaynakları suyunu çekti diyorlar. Kamu bankalarına yeni kaynak aktarımı yapılıp sermaye arttırımına gidiliyorsa para nereden bulunuyor? Eğer darphane para basıyorsa bunun karşılığı var mıdır? Ekonomiden pek anlamasam da paramızın alım gücünün her gün biraz daha zayıfladığını görüyorum. Bulgar Levasının bile bizim paramızı dörde katladığını söylüyorlar. Kobiler can suyuna muhtaç. Ücretsiz izine çıkarılan ve işine son verilen işçiler İş Kurumunun kapılarında kuyruktalar. Küçük esnaf siftahsız dükkan kapatırken, çiftçiler girdi maliyetlerinin kıskacında ve geç ödenen desteklerden bitkin. İşsizlik devasa boyutlarda. Milli gelir 8500 dolara gerilemiş. Hükümet vatandaşına bir maskeyi bile zamanında dağıtmaktan aciz.
Dedik ya pandemiden önce başlamıştı zaten ekonomik daralma. Ama pandemi sonrası bizi gerçekten zor günler bekliyor. O nedenle sayın Meral Akşener'in çağrısı hayati önemdedir. Memleket Masası masal değil, memleket meselesidir." Baş başa vermedikçe taş yerinden oynamaz. Bir elin nesi var, iki elin sesi var. Bin bilsen de bir bilene danış." demiş atalarımız. Sayın Cumhurbaşkanımız bu daveti yapmalı ve halkı rahatlatmalıdır. Hiçbir kurum ve kuruluş Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden daha önemli ve daha kutsal değildir. Asıl beka ve tam bağımsızlık ekonomimizin güçlü olmasıyla mümkündür çünkü.