?Şol gökleri kaldıranın / Donatıp da dolduranın / ?Ol !? deyip de olduranın / Doksan dokuz adı ile??
N.Yıldırım GENÇOSMANOĞLU
Kahramanlık, bu milletin mayasında vardır ve kahraman yetiştiremeyen milletler, tarihin karanlıklarında kaybolup giderler. Kahramanları şartlar yetiştirir. Eğer millî hayat, şahsiyet yetiştirmeye uygun bir muhit hazırlamışsa, her alanda kabiliyetler ortaya çıkabilir : İlimde, sanatta, askerlikte, ticarette, tıpta ve siyasette, her biri kendi mizacına yakışan bir eğitimden geçerek şahsiyet olabilecek bu vatan evlatları, içinde yaşadıkları cemiyetin millî ve manevî renkleriyle de boyanmış olurlar. Yahya Kemal, ?Ezansız Semtler? yazısında ?adam olma?, şahsiyet hâline gelme hazırlığını ne güzel anlatır :
?Bugünkü Türk babaları, havası ve toprağı Müslümanlık rüyası ile dolu semtlerde doğdular, doğduktan sonra kulaklarına ezan okundu, evlerinin odalarında namaza durmuş ihtiyar nineler gördüler. Mübarek günlerin akşamları bir minderin köşesinden okunan Kur´an´ın sesini işittiler, bir raf üzerinde duran Kitabullah´ı indirdiler, küçücük elleriyle açtılar, gülyağı gibi bir ruh olan sarı sahifelerini kokladılar. İlk ders olarak besmeleyi öğrendiler, kandil günlerinin kandilleri yanarken , ramazanların, bayramların topları atılırken sevindiler. Bayram namazlarına babalarının yanında gittiler, camiler içinde şafak sökerken Tekbirleri dinlediler, dinin böyle bir merhalesinden geçtiler, hayata girdiler, Türk oldular??
? Türk olmak?, Yahya Kemal´de, milliyet duygusunun açıklanabilmesi için hareket noktası olmuştur. Aslında ?kahramanlık tavrı? da bir millete veya milliyete mensubiyetle alakalı sayılmalıdır.
Kahraman kimdir? Kahramanlık, kime göredir? Kahramanı hangi şartlar yetiştirir ? Nasıl kahraman olunur? Kahramana ihtiyaç var mıdır? Kahramansız kalmış cemiyetlerin hâli nicedir? ?Üst üste sorular soru içinde?.?
Kendi millî tarihimizden, kültürümüzden ve millî seciyemizden ilham alarak bir kahraman portresi çizseydik, en yakışan tariflerden ve renklerden birini, Rahmetli Orhan Şaik Gökyay´ın ?Bu Vatan Kimin ?? şiirinde bulabilirdik Bu manzume baştan sona bir kahramanın vasıflarını resmetmektedir:
Onlar; ?toprağın kara bağrında sıra dağlar gibi duranlar, kendini tarihe verenler/ adayanlar?Onlar; ?ardına bakmadan yollara düşen, huduttan hududa yol bulup koşan, şimşek gibi çakan, sel gibi coşan, cepheden cepheyi soranlar?Onlar; ? ileri atılıp sellercesine, göğsünden vurulup tam ercesine, bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa girenler??
Sadece ?onlar? değil, onların yaşadığı her yer kahramandır, Gökyay´a göre :
? Nehirler gazidir, dağlar kahraman / Her taşı bir yakut olan bu vatan / Can verme sırrına erenlerindir??
Vatan bize, işte o kahramanların emaneti ve yadigârıdır.
A.Nihat ASYA ; ? Onlardan kaldı bu toprak / Biz gezip tozmayalım mı ? / Yabanlar kıskanır diye / Destan da yazmayalım mı ? ? derken, belki de ?kahramansız kalma? ihtimalinden kaynaklanan endişesini dile getirmiş olabilir. Çünkü kahraman, destanlara yaraşır, ?edebîlik içinde ebediyet? kazanır. Âkif olsanız, kahramanın başına, şehadet sonrası, ?Bu taşındır diyerek Kâbe´yi dikseniz?, yine de onun ruh-ı mücerredi, Arş´ı arayacaktır. Çünkü her kahraman, şehit namzedidir. O yüzdendir ki, tarihin beşiğini sallayan anaların ninnilerinde ?Haydi oğlum haydi git, ya gazi ol ya şehit ..? mırıldanmaları, ?uyusun da büyüsün?? nakaratına eşlik etmektedir. Bizim kahramanlarımızın mayası; Peygamberce dualanmış, gözleri Kudret´ten sürmelenmiş, Hz. Ali şecaatinde ve Tarık bin Ziyad misali ?gemileri yakmayı göze alan? , hep istikbale bakan bir özle karılmıştır. Onların ruh köklerinde, ?milleti için gece uyumayan gündüz oturmayan? kardaşları ve dava arkadaşlarıyla omuz omuza ?ölesiye bitesiye çalışan, az milleti çok, giyimsiz ve yoksul milleti bay ve zengin kılan?? Bilge Kağan azmi ve vazife duygusu vardır. Belki de resmettiğimiz kahraman, çağlar ötesinden ses veren ?göğü çadır, güneşi bayrak bilen? , ulu suları özleyen, altın yaylardan fırlayıp doğudan batıya uçan gümüş okların peşindeki ?Gök-Dağ-Deniz-Gün-Ay-Yıldız ? kardeşlerin atası Oğuz Han´dır yahut Mete´dir ki, 24 Oğuz boyunun gürül gürül zafer ummanlarına aktığı kaynaktır?
Kahraman, Peygamber müjdesine nail olmak için İstanbul önlerinde gördüğü fetih rüyaları hakikat olan Sultan Mehemmed Han´dır. Belki de kahraman, Ömer Seyfeddin´in ?Ferman? hikâyesindeki Padişah hükmü karşısında ?boynu kıldan ince?, kara yağız, bey cevherli, er oğlu erdir.
Kahraman kimdir ?
Sadece; yiğit, alp, cengâver, muharip, gözü kara, serdengeçti, merd oğlu mert midir ? Yoksa, kahraman, bütün bunların yanı başında, Hz. Yezdan´ın vaadine inanmış, ?Kim var ?? denildiğinde, ?sağına ve soluna bakmadan? öne çıkan , el pençe divan duran, ?toprağa diz vuruşu kalbimizi yerinden kımıldatan dağ gibi bir zeybek? , yumruğu göğsünde, kaşları çatık, her an emre âmâde, gaza ehli bir mücahit midir ? Belki de kahraman, ? Sabah namazında Bağdat kapısın Allah Allah deyip de açan, şehitlere serdar olan Genc Osman?dır.
Hülasa; ?onlar şimdi nerdeler ?? sorusuyla aradığımız kahramanlar, mademki tarihte ve ezelde vardılar, istikbalde ve ebedde niye olmasınlar? Dün hakikat olan yarın için niye hayal olsun ? Biz o ebedî olmasını dilediğimiz hayale, ezelden meftunuz. Geleceklerdir. Belki de beşiklerinde hazırlanmaktadırlar. Çünkü onlar tarihte gazalarıyla Peygamberi hoşnud eden erlerdir. ?Fıtrat değişir sanma, bu kan yine o kandır..? ?Deyr-i küfrün üstüne rekz-i hilâl için gelmiş o şehsüvâr-ı cihangir? in torunları, ? nizâm-ı âlemi temine gelen er? lerin evlatları olduklarını unutmayanlar, daima vardır ve çoktur?Çünkü ?onlar? nereden geldiklerini biliyorlar ve çünkü ?kâinatın vicdanı, tarihte yatar..?
İşte bu minval üzre, tarihteki savaşların, vatan, bayrak ve namus için, ?din ü devlet mülk ü millet? için dökülen kanların hatıraları diri tutulurken, o zamanları yaşayan ve bugünü yaşatan kahramanların da aziz emanetleri unutulmamalı, menkıbeleşen hayatları birer ders, hikmet ve ibret nişanesi olarak yetişen her nesle mukaddes bir vazife hâlinde münasip üslûplarla nakledilmelidir. Eğer yetişmekte olan çocuklarımıza, ? görecekleri tahsilin hududu ne olursa olsun..? nasıl bir kaynaktan beslenecekleri, şuurlu bir tarih eğitimi ve kültürü hâlinde verilmezse, âkıbet hayırlı olmaz. Nereden geldiğini bilmeyen, nereye gideceğini de kestiremez.
?Vatan bize kılıcımızın ekmeğidir?Onu nefsimizden ziyade seviyorsak..?gereğini de yapmak zorundayız. İlimde, fende, ticarette, sanayide, hukukta, siyasette, ilahiyatta, sanatta, edebiyatta, musikide, mimaride?ufku açık, demokrat, dindar, hoşgörülü, paraya hakim fakat hikmetlere meraklı, tasavvuf ehli ?varlığa sevinmeyen, yokluğa yerinmeyen? Yunus gönüllü nesiller yetiştirilmelidir. Ancak bu sayede, hangi savaşlardan, göçlerden, zaferlerden ve felaketlerden günümüze gelindiğinin objektif ve millî felsefesini yapan, hayatı tefekkürle idrak edenler arasında yarının kahramanları yetişebilir, çağlar aşacak atılımcılar da onlar arasından çıkabilir.
Yakın tarihimizin kırılma noktaları olan ve asla unutmamamız gereken; Balkan Harbi´nin 108. yılında, Birinci Cihan Harbi´nin 106. yılında, Çanakkale Zaferi´nin 105. yılında Sevr felaketinin 102. yılında, Millî Mücadele´nin 101. ve TBMM´nin açılışının 100. yılında aziz şehitlerimizi rahmetle anarken; her birimizin cevherinde Türk-İslam tarihinden gelen kahramanların izleri ve özleri vardır, diyoruz. Yoktur, diyemezsiniz. Çünkü, Arif Nihad´ın ifadesiyle ?Yoksa bu toprakta Oğuz, yoksa şu yaprakta Yavuz; Biz de yoğuz, biz de yoğuz??
Allah; devletimize, milletimize, ümmetimize zeval vermesin.. Devlet-i ebed-müddet, İ´la-yı Kelimetu´llah´la yaşasın?