Bu beş hadise kendi içinde ehemmiyet arz etmektedir. İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri şiiri etrafında M. Akif'in şahsiyetinden hareket ederek "Kahramanlık Ruhu" ve "Milli Karakter" haline gelmenin ve nihayet "milli tarih şuuru" ile beslenmenin bizim için nasıl bir hayat kaynağı olduğu gerçeği üzerinde duralım.
Mehmet Akif, milli-İslami köklerimize istinaden yetişmiş bir vatan evladıdır. Nesebi sahihtir. Bir taraftan küçük yaşlarda İstanbul'a gelerek Fatih'in Müslüman-Türk geleneklerinde yetişen Balkanlı bir babanın, Temiz Tahir Efendi'nin oğlu; diğer taraftan Tokat'a gelip yerleşen Buharalı bir ailenin kızı olan Emine Şerife Hanım gibi bir annenin çocuğudur.
Süleymaniye'nin, Fatih Camii'nin muhteşem kubbeleri altında kız kardeşiyle aşıkane bir coşkunlukla koştuğu halılar üzerinde iken, kulağında Kur'an'ın deruni ahengi, Yunus ilahilerinin güzel Türkçesi ve Mevlid'in duygulu mısraları vardır.
Bu güzel çocuk büyür, delikanlı çağına gelir. 1890'larda memleket Osmanlı-Rus Harbi'nin tahribatının açtığı yaraları sarmaya uğraşırken kısa yoldan ekmek parası kazanmak için Halkalı Baytar Mektebi'ne girer ve birincilikle mezun olur. Şahsiyeti şekillenmeye başlamış, meslek hayatının yanı sıra ilim, irfan, edebiyat ve ilahiyat vadilerinde okuma ve çalışmaları ile kendini "kemale doğru" hazırlamaya devam etmektedir. Arkadaş muhiti içinde saygı gören, büyüklerce de itimat edilen, ciddiye alınan Akif; adil ve tavizsiz Müslüman-Türk karakterinin maya tuttuğu hayatının istikameti içinde edebi-fikri çalışmalara da girmekte, Sebilürreşad ve Sırat-ı Mustakim dergilerinde de yazmaktadır. Fakat onu en çok öne çıkaran vasfı, "Safahat" şairliği ve İstiklal Marşı ile Çanakkale Şehitlerine şiirleridir.
1915'te kaleme aldığı Çanakkale Destanı ile 1921'de tamamladığı İstiklal destanı da diyebileceğimiz bu iki muhteşem edebi şaheser, Akif'in şahsında Türk'ün kahramanlık ruhunun "kınından sıyrılmış iki çelik kılıcı" mesabesindedir. Bu iki eseri yıllardır okumakta ve dinlemekteyiz. Her seferinde adeta ruhumuz arşa yükselmektedir. "Çanakkale geçilmesin" diye, kafirler vatanın "harim-i ismetine" girmesin diye nice koç yiğitler "bir gül bahçesine girercesine şu kara toprağa düşerek" feda-yı can eylemişlerdir. Onlara ebediyyen minnettarız. Unutulamazlar. Çünkü "Unutmak ihanettir!" Bize bir vatan emanet edenleri nasıl unuturuz? Çanakkale'de kurban olan 250 bin "kınalı koç" bize al bayrağın gölgesinde bugünü ve yarını hediye ettiler. Ruhları şad olsun, Fatihalarımız hep onlarladır. Bu muhteşem Çanakkale Destanı yine bir başka şairin dediği gibi her Türk için "bir vatan kalbinin attığı yerde" milletimizin hürriyet ve istiklal zaferinin kelimelerle kurulmuş edebi şahikalardır.
Bu şiirde ne var?
Bugün de değişmemiş, yarın da belki pek değişmeyecek olan Haçlılar dünyasının "yüzlerine tükürülecek medeniyet yalanları"nın teşhir edilmesi vardır. Bu yalanlar karşısında milletimizin evlatlarının "bir biz vardık alemde bir de küffar" sözünü doğrularcasına yaptığı "amansız çetin bir mücadele" nin Türkçeyle son derece duygulu bir üslupla anlatılan, unutulamaz güzellikte ve samimiyette mısraları vardır. "Şu Boğaz harbi nedir?" sorusuyla başlayan ve fırtınalı, boralı, kasırgalı sözlerle devam eden şiir "Bir hilal uğruna batan nice güneşleri, Mehmetleri, Alileri, Hamzaları, Osmanları, Ömerleri, Alpaslanları ve Selçukoğlu Süleymanları, Ertuğrul torunu Osmanlıları ve onların şehadetleriyle "alnından öpülecek" ecdada layık şehadet aşklarını anlatan derin muhtevalar vardır.
Kasırgalar diner Çanakkale geçilemez, "geldikleri gibi giderler, kimi Hindu kimi Yamyam kimi bilmem ne bela" Boğaz'ın derin sularına gömülürler. Ilık saba rüzgarı şehit naaşları üzerinde eserken Akif onlar için eşsiz bir türbe inşa eder, kelimelerin saltanatını konuşturur. Türbenin tavanı "Kendi gök kubbemizdir, yıldızlar avizedir, mehtap ışıl ışıl türbedar olmuştur. Sabahlara kadar vatanın her yerinde okunan Fatihalar, Yasinler rüzgarın kanadıyla buralara ulaşmaktadır. Çünkü Çanakkale Şehitleri büyük bir zaferin çocuklarıdır. "Bedrin aslanları ancak bu kadar şanlıdır..." Çünkü onlar son Haçlıların gücünü kırmışlar, İslam yok edilecekken ayağa kalkmışlar, Türk'ü ve İslam'ı boğmak isteyen demir çemberi parçalamışlardır.
Böyle bir zaferin mükafatını ancak peygamberimiz verebilirdi:
"Ey şehit oğlu şehit, isteme benden makber,
Sana aguşunu açmış, duruyor peygamber"
İstiklal Marşı altı yıl sonra yazıldığında şartlar daha vahimdi. Osmanlı yıkılmış, geri kalan parçaları Anadolu'nun bağrına saplanan birer ıstırap yarası olmuştur. Akif kan ağlamaktadır. Bülbül şiirinde feryat u figan içindedir. 1920'de Ankara'ya yönelir, uğradığı yerlerde milletin şuurunu uyanık tutacak milli vaazlar verir. Burdur mebusu olarak Meclis'tedir. Mart'ın 12'sinde kendisine tevcih olunan "milli destan" yazma vazifesinin meyvesi alınmıştır.
Tacettin Dergahında gecelerini gündüzüne katan mustarip şair, dünyanın en güzel bayrağı için Türkçenin en manidar eserlerinden birini edebiyatımıza hediye eder:
"Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"
mısralarıyla başlayan ve hepimizi çocukluğumuzdan pir-i fani çağlarımıza kadar titreten "milli ihlas" şaheserini ruhlarımıza nakşederken 41 mısra boyunca çelikten bir irade içinde düşündürür, duygulandırır, inancımızı "kavi" hale getirerek sözünü esas gayeye bağlar:
"Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilal
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helal
Ebediyen sana yok ırkıma yok izmihlal
Hakkıdır hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır Hakka tapan milletimin istiklal"
Her iki eşsiz şiir birer edebi, milli, İslami destandır. Her iki destan birer istiklal ve istikbal şaheseridir. Bu iki eserin edebiyatımızın zirvelerinde taşıdığı değer, şairiyle birlikte düşünülmelidir. Hamdullah Suphi'nin dediği gibi "Bu şiirler ancak Akif tarafından yazılabilirdi". Akif gibi adamlar zor yetişir ama mutlaka yetişir. Yahya Kemal'in, Necip Fazıl'ın, Arif Nihat'ın, Nihal Atsız'ın, Sezai Karakoç'un, Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu'nun, Dilaver Cebeci'nin yetiştiği gibi.
Yeter ki vatan toprağı bırakılmasın, rahmet eksilmesin, "ezan susmasın", ağzı duada dedeler, nineler torunlarının gözlerindeki ışıltıyı görsün. Şehitlerimizin ruhları şad, mekanları cennet olsun.