Geçen yıl oğlum için yaşadığım yorgunluğa benzer bir koşuşturmayı yeniden yaşadığımı söylemeliyim en başta. Evladı olan her anne baba şu günlerde eminim ki aynı telaş içinde yorgun ve bitkindir. Bir üniversiteyi kazanmış her çocuğun karşılaşacağı ilk sorun barınma sorunudur. KYK yurtlarında kapasite yetersiz olduğu için ya özel yurt arayışına giriyor veliler, ya da kiralık bir ev için emlak sitelerindeki ilanların sabırsız takipçileri oluyorlar.
Geçen yıl Avrupa yakasında yaşadığım serencamın benzerini bu yıl Anadolu tarafında yaşıyorum. Kızım Üsküdar Üniversitesi Psikoloji bölümüne kayıt yaptırdı. Oğlum Aydın Üniversitesinde Yazılım Mühendisliği okuyor. Onun okulu Florya'da, evi Şehremini'nde. İkisine ayrı ev tutmaktansa karşı tarafta daha büyükçe bir daire bulalım, hep beraber olalım dedik.
Dedik demesine de, çözüm o kadar basit olmuyor işte. İlave her talep İstanbul'un cadde ve sokaklarını adeta bir labirente çevirip hedefe ulaşmanızı zorlaştırıyor. Konut depreme dayanıklı, site içinde ve güvenlikli, okula ve metroya yakın , 3+1 olsun, bütçeyi aşmasın diye sıraladıkça şansınız ve umudunuz tükenmeye başlıyor. Ülkenin ekonomisi alt üst olmuş, her şeyde olduğu gibi konut fiyatları da, kiralar da uçmuş. 8000'den 25000 liraya kadar rakamları telaffuz etti emlakçılar. Hayır yahu Boğaz manzaralı evler değildi bize gösterilenler. Daha henüz kentsel dönüşüme bile girmemiş ama eskiden beri çok sevdiğim Üsküdar'dan bahsediyorum. Neyse, Bulgurlu mahallesinin merkezinde, üstelik de Metro durağının dibinde fiyat hariç beklentilerimize uygun bir daire bulunca şimdilik rahatladık. Şimdilik diyorum, çünkü içinin donatılmasını 15 gün sonra kiracılar boşaltınca düşüneceğiz.
Emlakçılar bu sacayağının bir parçası. Onlar olmasa işimiz daha da zorlaşır. Ama gel gelelim bu bozuk düzenin, bu çıldırmış emlak piyasasının tek günah keçisi onlar mıdır? Yüzdesini bilemem ama içlerinde hileli süt ve haram lokmayla beslenen şeytanlar olsa da sağlam karakterli ve dürüst olanlar da az değil. Bilemem belki bana hep iyiler denk geldi. En azından karşı yakadakilerle kıyaslayınca ben böyle düşünüyorum.
Mesela bize daireyi öneren ve ev sahibiyle bizi tanıştırıp anlaşmamızı sağlayan Ağrı'lı Emlakçı Mehmet Bey ile beraber yardımcısı Osmaniyeli Mehmet Beyin ismini anmazsam yazdıklarım havada kalırdı. Emlakçı tabii ki alacağı komisyonun hesabında. Çünkü onun ekmek kapısı bu. Ama paranın da satın alamayacağı değerlerin farkında olanlar sizi sadece yolunacak bir müşteri gibi değil, dostane bir muhabbetin öznesi olarak görüp, her konuda yardımcı olmaya gayret gösteriyorlar.
Sabah telefonu elime aldığımda gördüğüm ilk paylaşım yine konut arayışı ile ilgiliydi. Hizmetleriyle Çerkezköy'de silinmeyecek izler bırakan Burak Canbaz hocam yeni görev yeri olan Zonguldak Ereğli'sinde kiralık bir ev bulamamanın derdi ve sitemini dile getiriyordu. Yorum yapan bir arkadaşının tavsiyesi ilginçti;"Uğraşma kira ile, en iyisi bir ev satın al sen." Onun cevabı da enteresan; " Şile'deki evi satmadan nasıl olacak o iş? Onu da ne arayan var, ne de soran." diyordu.
Memurların tayin, üniversitelerin kayıt sezonu. Demek ki binlerce aile bu sendrom, bu stresle yaşıyor bu günlerde. Talih zebun, ekonomi yorgun. Yani, hemdert çok, çözüm yok. Asgari ücret 5500 lira, 1+1 deniz kumundan yapılmış kibrit kutusu evler bile 7000 lira. Nerede bu devlet yahu?! Kenarda kıyıda birikimi olanlar yine de idare edebilir ama, fakir fukaranın durumu gerçekten vahim. Vahşi kapitalizm ne merhamet ne şefkat, ne insaf ne vicdan bıraktı bizde. Ama unutulmasın ki; mazlumun ahı , indirir şahı. Bu böyle gitmez. Mutlaka çözüm bulunmalı.