Müslümanlar için ezan ikidir. Biri dış ezan; camiye çağrıdır. Biri iç ezan namaza çağrıdır; adına "kaamet" deniliyor.
Ezan, ilk kez Peygamber Efendimiz zamanında Bilal-i Habeşi tarafından (622) yılında İslam` ın gelişinden 10 yıl sonra okundu. İki ezan arasında az da olsa fark var: İlkinde camiye gidilir. İkincisinde huşu içinde imamın arkasında saflara durulur; maneviyatımız güçlenir.
Bundan başka ezanın hayatımızda bir başka önemli yeri daha var: Doğan çocuklara isim koymak! Bebek, isim koyucu tarafında kucağa alınır; başı sağ tarafta olur. Sağ kulağına odada olanlar duyacak bir sesle ezan okunur. Bebek sol tarafa alınır, daha sessiz biçimde kaamet okunur. Sonra üç defa adı tekrar edilir. Artık bebek dış ve iç ezanla tanışmıştır.
İsim koymak ana babanın başlıca görevi olup imani bir konudur... Türkler bu gelenekleri sayesinde ailece ve toplum olarak çok güçlü olmayı hak etmiş bir millettir.
Bizler gerek yetişkinler olarak, gerek bebeklik çağında bu şekilde ve günde 5 vakit neden ezanla muhatap olmaktayız sualine gelince...Olmaktayız, çünkü Kalu bela`da iman etmişliğimiz var; orada, Allah`a yemin ettik, söz verdik. Yüce Allah o imanımızdan bir nüshasını arş-ı ala`da depoya aldı. Bir nüshasını Kabe duvarındaki hacer-ül esved taşına, bir nüshasını da kalbimize nakşetti. Ezan sesinin etkileyiciliğinin aslı bundandır. Duyulduğu zaman kalpte şetaretler başlar. Gayri Müslimlerden bazıları ezan sesinden çok etkilendiklerini söylerler, hatta birçoğu da hemen İslam`a geçer.
Bu konuya neden girdim?
Kur`anda ezan yoktur. Rüyalarla belirlenmiştir. O zaman ne diyeceğiz? Kendine ilim adamı süsü veren birçok din sapığını ne yazık ki ekranlardan izliyoruz. Onlar, Kur` an` da o yok, bu yok diyerek milleti dinden imandan soğutmakla meşgul olmaya devam ediyorlar. Din sapıklığının son 5-10 yılda neden bu kadar arttığını da ayrıca anlamış değilim. Kendilerine o denli fırsat, ortam sunuluyor ki onlar da ha bre her gün bir tabu yıkma kahramanı(!) kesiliyorlar başımıza. .
1400 yıllık dinimizin adı bunların dilinde, "Emevi İslam" oldu. Her biri yalancı, sahtekar! Çok basit bir mantık yürütelim: Yüzyıllardan beri bu coğrafya üzerinde şehitlerimiz, evliyalarımız, salih insanlarımız olmadı mı? Oldu. Hala aramızda yaşayanları yok mu? Var. Topraklarımızı sıksan şehit fışkırıyor. Bu din yanlışlıklar, hurafeler, sapkınlıklar üzere idiyse bu gerçekler bu beylere göre yalan mı, sahte mi, uydurma mı?
Yanlıştan doğru, doğrudan yanlış çıkmaz değerli okurlarım.
Ezanla, namazla, camiyle hiç alakası olmayan, olsa da bir maksada matuf olarak piyasaya dökülenleri gördükçe bir gelenekçi İslam müdafisi olarak bu şekilde yazmak gereğini hep duyacağım. İsmimizin başında varsın Prof. Doç. falan olmasın. Evet Ben gelenekçi İslam anlayışına, babadan, dededen gördüğüm ibadet tarzına, Hanefi mezhebi esaslarına inanmış bir Müslüman olarak bu konular kendiliğinden kalemimin ucuna geliyor.
Uzmanlar varken bu yük sana mı kaldı sualini haklı olarak sorabilirsiniz. Maalesef! onların dilleri şu anda serbest değil. Kırklareli Müftü Yardımcısı yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık hakkında vaaz verdiği için hakkında kendi kurumu tarafından soruşturma açılmış.
Olay buysa alem görsün halimizi, taşlar, kuşlar ağlasın.