İbrahim BİRELMA - ATATÜRK´Ü ANARKEN

Zübeyde Hanım artık sakinleşmişti. Evladını sevinçli görmek onu mutlu ediyordu. Mustafa öbür avucundaki minik kuşa baktı; birazdan o da özgürlüğüne kavuşacaktı.

Abone Ol
Bir insanın ne olduğu onun içinde var olan cevherin ürünüdür. Bu bakımdan bir büyük insanı tam anlamıyla anlayabilmek için onun çocukluk ve gençlik yaşamını, kişiliğini de bilmemiz gerekir. Aşağıda Atatürk´ün çocukluk yıllarından  iki anısını anımsatarak anmak istiyoruz:     1-Bir gün Zübeyde Hanım bir ahbabını ziyarete giderken Mustafa´yı da birlikte götürdü.  Yol Pazar yerinin yanından geçiyordu. Bir ara Mustafa kayboldu. Zübeyde Hanım Pazar yerinden çıkıyordu ki ağaçların altında Mustafa´yı gördü.  Kafeste kuş satan adamla pazarlık ediyordu. Elinde iki kuruşu vardı ama, iki kuşu bir kuruşa almak istiyordu. Ak sakallı kuşçu ile pazarlık yapıyordu.  Anlaşmaya vardılar, yaşlı adam kafesten iki kuşu alıp Mustafa´nın avuçlarına koydu.  O anda Zübeyde Hanım´da Mustafa´nın yanına gelmişti, heyecanla sordu: - Oğlum, ne yapacaksın bu kuşları? Evde bunları koyacak kafes yok. Mustafa şu cevabı verdi:- Anneciğim, telaşlanma. Ben bu kuşları kafese koymak için almadım, onlara özgürlüklerini vermek için aldım. Kuşlar kafeste kapatılmayı sevmezler.  Kimse sevmez. Kuşlar  ötmek için özgür olmalı. Bak anne, şimdi avucumu açınca nasıl uçacak.  İşte!... Böyle diyerek bir avucunu açtı. Minik kuş önce bir silkelendi, sonra Mustafa´nın avucundan fırlayıp gitti. İlerideki bir ağacın dalına kondu. Mustafa son derece sevinçliydi.  Zübeyde Hanım artık sakinleşmişti. Evladını sevinçli görmek onu mutlu ediyordu. Mustafa öbür avucundaki minik kuşa baktı; birazdan o da özgürlüğüne kavuşacaktı.  Tüylerini hafifçe üfledi, sonra avucunu birden açtı. Kuş elinden uçup gitti. O da oracıkta bir ağaca kondu. Çok geçmeden her iki kuş da ötmeye başladı.  Zübeyde Hanım küçücük oğlunun bu davranışından son derece duygulanmıştı. Mustafa o zaman henüz beş yaşındaydı. Başını çevirip kuşlara son bir kere daha baktı: -? Anne bak, kuşlar özgürlüklerine kavuşunca ne kadar sevindiler. İşitiyor musun anne, dinle bak, cıvıltılarını  işitiyor musun?? O akşam Zübeyde Hanım Ali Rıza Bey´e Mustafa´nın pazar yerinde kuşçu ile nasıl pazarlık edip bir kuruşa iki kuş satın aldığını, sonra da onları nasıl salıverdiğini anlattı. Ali Rıza Bey Mustafa´ya dönerek:     -?İyi etmişsin oğlum.? Dedi. Bir kuruş özgürlük sağlamak için büyük bir para değil.  Kuşların yeri kafes değil, göklerdedir.  Onlar da insanlar gibi özgür olmak isterler. Kafesin zindandan farkı yoktur. İyi ettin de onları serbest bıraktın. Görüyorum,  pazarlık etmesini de öğrenmişsin. Eh artık dükkanda bana yardım edebilirsin, sanırım.  Hem akıllı birine ihtiyacımız olabilir.? Mustafa babasına şöyle cevap verdi : ?Ama baba, ben büyüyünce kereste dükkanında çalışmak istemiyorum ki. Ben ticaretle uğraşmak istemiyorum. Belki de asker olurum. Her gün Sabripaşa caddesinde, konağın önünden geçen güzel üniformalı, kılıçlı askerleri görüyorum. Ben de asker olacağım. Bu söz üzerine Zübeyde Hanım olmaz anlamında başını salladı. Ama Ali Rıza Bey güldü ve şöyle dedi: ? Oğlum, bir askerin güzel üniformayı giyip  kılıç sallamaktan çok da önemli görevleri vardır. Göreceğiz bakalım. Ama sen o zamana kadar bir okula gidip okuyup yazmayı öğrenmelisin. Bir gün umarım, kendine en uygun mesleği seçersin.?      2-Mustafa ilkokula giderken, babası Ali Rıza Bey´in işleri iyi gitmiyordu. Kereste ticaretinden pek bir şey kazanmıyordu.  Tuz işine para yatırdıysa da ondan da kaybetti.  İşlerinin yolunda gitmeyişi Ali Rıza Bey´in sağlığını da etkilemişti. Ailesini geçindirecek kadar para kazanamamasının üzüntüsü içindeydi. Bu üzüntüler Ali Rıza Bey´i yatağa düşürdü. Rahatsızlığı aylarca sürdü gitti.  Ali Rıza Bey artık Mustafa´yı okula götüremez olmuştu. Onu sabahları hizmetçi okula götürüyor, akşamları da alıp eve getiriyordu.        -Mustafa  okuldan  her gün koşarak eve geliyor, doğru babasının odasına çıkıyor, okulda olup bitenleri anlatıyordu.        -Mustafa bir gün okuldan geldiğinde Hüseyin dayıyı  oturma odasında buldu. Dayı üzgün görünüyordu.  Yüzü ciddi ve bembeyazdı.  Mustafa büyük bir felaketin gelip çattığını anlamıştı. Hemen babasının odasına çıkmak istediyse de merdivende annesi ile karşılaştı.  Annesi ağlıyordu. Mustafa çok üzülmüştü ,ama ağlamadı.  Kendini tutup annesini  avutmaya çalıştı. ? Ağlama anne, ölüme giden bir insanı kim durdurabilir ? Bak, ben varım, anne, oğlun Mustafa.? ( Barbara K.  Walker, Filiz Erol, Mine Erol, çeviri: Filiz Erol,  Özgürlük İçin, M. Kemal Atatürk´ün İlk Yılları, Redhouse Yayınevi, 1981)