Aslında buna insanlığın dramı da diyebiliriz. ?Dünyada bir yerleşikler vardır, bir göçmenler. Bunlardan farklı olarak bir de mülteciler.? der Edward Said. Mültecilerin durumu daha farklı şüphesiz. Onlar bir anlamda kendi ülkelerindeki siyasi otoriteyle savaşan ve yasal olarak da suçlu konumunda olan insanlar. Yakalandıklarında hapse girecekleri kesin. O nedenle sığınacakları bir ülke arar ve bulduklarında da o ülke vatandaşlığına geçerek paçayı kurtarmış olurlar.
Göçmenler daha çok ekonomik zorunluluklar nedeniyle veya yaşam koşullarına yenik düştükleri için yer değiştiren insanlardır. Tarih boyunca milletlerin yaşadığı büyük göçleri hatırlayın. Ergenekon Destanı ;nüfusu çoğalan Türklerin, açlık tehlikesi yaşamamak için daha verimli topraklara sahip Ötüken bölgesine göçünü anlatır. Bazen daha kalabalık ve daha güçlü orduların baskısı da halkların yer değiştirmesine, farklı coğrafyaları yurt edinmesine sebebiyet verebilir.
Hükümetlerin en önemli görevlerinden biri halkın refah seviyesini yükseltmek, iş ve istihdam alanları yaratmaktır. Bunun için üretim ekonomisini hayata geçirmek, yatırımları teşvik etmek, yatırımcıyı desteklemek en akıllıca iştir. Üretmeden tüketmek emperyalizme gönüllü köle olmak demektir. Çünkü ?hazıra dağ dayanmaz ?demiş atalarımız. Sürekli borçlanarak günü kurtarabiliriz ama yarınlarımızı asla. Lale devri çabuk geçer. Hüzünler kuşatır evine ekmek götüremeyen babayı, üşüyen çocuğuna bir mont alamayan anneyi. Kirli bir savaş varsa ülkesinde, kapitalist vampirlerce emiliyorsa ülkenin bütün varlıkları, bir de yönetenler işgalcilere boyun eğmişse saltanatlarının daim olması için, vay ki vay! Ne yapsın fakir fukara, ne yapsın bunca işsiz insan? Ya yasal yollardan geçip gidecek sanayileşmiş zengin ülkelere, ya da ölümleri göze alarak Ege´nin azgın dalgalarında bir lastik bota veya sınırlardaki jiletli tellere bağlayacak umutlarını.
? Bir yangın gibi taşıyıp durduk
kederi ve acıyı göğsümüzde
yer gök duman içindeydi sanki
genzimizi yakıyordu ayrılıklar? diyor şair Ahmet Telli.
Haber saati geldiğinde ürperiyorum. Edirne´de gecenin karanlığında bir sal bulup Yunanistan´a geçmeye çalışan binlerce insanın perişan hallerini görünce insanlığımdan utanıyorum. Yunan polisi ve askerlerinin vahşi ve acımasız müdahalelerini gördüğümde kahroluyorum. Nerde İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi?! Nerede, medeni olabilmek için benzemeye çalıştığımız hümanist Batılılar?! Nerde AB Göç sözleşmeleri?!Nerde merhamet, nerde vicdan, nerdesin ey insanlık?!
Dostlar ben de bir muhacir çocuğuyum. Babam ve diğer aile büyüklerinin anlattığı acı ve ıstırap dolu göç hikayeleri hala tazedir ve canlıdır ruhumun derinliklerinde. Bayram gecelerinde mazi canlanırdı o büyük aile buluşmalarında. Anlatan da tutamazdı göz yaşlarını dinleyenler de. Kadınlar hep birlikte bir türkü tuttururlardı yanık sesleriyle. Türküler hasret doluydu Silistre´ye, Tuturakan´a,Tuna´ya. Atların veya öküzlerin çektiği arabalarıyla Köstence limanında bekleyen vapura bindiklerinde son bir kere daha ciğerlerine dolan Balkan havasıydı unutamadıkları. Bir de oralarda kalan evlad-ı fatihan mezarları. Yıl 1938.Varna´dan kalkan o vapur İstanbul´da limana yaklaşırken ay yıldızlı bayraktır onları karşılayan. Bayrak onları öper, onlar mübarek toprağı. Allah´a şükrederler sonsuz kere, Atatürk´e ömürleri boyunca binlerce teşekkür. Çünkü; O´nun imzaladığı anlaşmayla kavuşmuşlardır hür vatana ve onurlu hayata. Ne diyordu Mustafa Kemal:?Muhacirler, kaybedilmiş toprakların aziz hatıralarıdır.? O nedenle bağlılıkları içtendir ve gönüldendir Ata´ya.
Hiç kimse durup dururken terk etmez doğup büyüdüğü toprakları. Bugün itibarıyla dünyada 65 milyon insan yerinden yurdundan edilmiş durumda. Ülkemizde 5 milyon civarında sığınmacı yaşıyor. Çoğu Suriye´deki iç savaştan kaçıp bize sığınanlar. Yunanistan sınırından Avrupa´ya geçmeye çalışanlar ise daha çok Asya´dan ,özellikle de Afganistan´dan gelen Türkmenler. Onların çoğunun oturma izinleri dolmuş. Yani Suriyeli Araplar kadar şanslı değiller. Ya sınır dışı edilecekler, ya da bir şekilde Meriç nehrini geçecekler. O nedenle her türlü cefayı göze alıp Yunanistan´a geçmeyi deniyorlar. Olan hep çocuklara oluyor. Aç uyuyor, açıkta donuyor , sebepsiz ölüyor çocuklar. Bu vebal hepimizindir dostlar. Allah´tan bir dileği vardı Akif´in, hatırladınız mı?
?Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.?
Allah kimseyi vatanından ayrı düşürmesin. Allah kimseyi aç ve açıkta bırakmasın.---
Ahmet Acaroğlu
...