ÜRKÜTMEDEN YÖNLENDİRMEK, BÜYÜK BESTEYE HAZIRLAMAK./ 14 Nisan 1994
Orkestra şefi değneğini, sopasını, baretini, her ne ise kaldırdığında salona sesler yayılır. Bu sesler önceden hazırlanmıştır, notalıdır. Kimse farklı notalar çalamaz, ahengi bozamaz. Bozarsa beste olmaz. Kainat bestesini hazırlayan da önceden her şeyi yerli yerine koymuş ve ilk emirle birlikte sonsuz musiki başlamış.. Bu bestenin nerelerinde neler olacağını O biliyor. Nihayetsiz ilmi ile her şeyi kuşatıyor. Aklımızın bozulduğu zamanlar için gönderdiği peygamberlerle ahengin devamına yardımcı oluyor. Akortlar ve düzeltmeler yapılıyor. Bestenin içinde; büyük saadetler, muhteşem medeniyetler; korkunç katliamlar, savaşlar, felaketler var. Bir taraftan yapılan bir taraftan yıkılan bir dünya.Yıkılışlar ve tekrar yapılanmalar içindeyiz. Doğumlar, ölümler; arayışlar, kaybedişler, aydınlıklar, karanlıklar, varlıklar, yokluklar hep birbirini takip ediyor. Bu muhteşem bestenin içinde bir nota da biziz, her halimizle.Besteye uygun yaratılış sırrını bulmalıyız.
SÖZ AĞIZDAN ÇIKMADIKÇA ESİRİNDİR / 16 Nisan 1994
Ağızdan çıktıktan sonra artık başkasınındır ve üstelik sorumlusu sensin. Demek ki bütün mesele sözde. "Bir söz söylemek gerek, melekler de bilmez ola." diyor Koca Yunus Emre. Ya çok güzel, yapıcı, faydalı konuşmalı ya da susmalı. Susmak ayrı bir konuşma tarzıdır. Bazan çehrenize yansır söylemek istedikleriniz, bazan hareketlerinize. Öyle davranmalı ve konuşmalı ki sizi beklenmedik darbeler sarssa bile yıkamamalı. Öfke ifriti sizin sahillerinize yaklaşamamalı. Sizi de ilgilendiren hatalar karşısında sabırlı olabilmek ve fırtınanın dinmesini beklemek, geri adım atmak, eğilmek, gereken hazırlığı yapıp duruma hakim olmak lazım.Kötü sözler sahibinindir. Söylenmemiş olduklarını düşünün, sahibi üzülsün, çare bulmasına yardım edin. "Büyük saadetler, büyük acıların yanıbaşındadır." denilmiş. Küçük acılar yaşayıp küçük mutluluklara razı olanlardan olmalı. Her an bir kışkırtılma ihtimali var. Kızma, konuşma, sakin ve sabırlı ol, bekle! Söz, diken değil gül olursa güzeldir. Allah yardımcımız olsun.
DAKİKALAR DA ÖNEMLİ / 20 Nisan 1994
Ne zaman önemsizdi ki? Gafletlerimiz veya gururumuz yüzünden her zaman önemli olan ömrümüzün dakikaları her an akıp gidiyor içimizde ve dışımızda. Bazan bir arıza bize bu sonsuz akışı hatırlatıyor. Anlıyoruz ki her saniyenin farkına vararak yaşamak lazımmış. 9 hafta veya 9 ay sonra bir sınavınız vardır. Ona hazırlanmanın neresinde olduğunuzu ciddi olarak bilmelisiniz. Günleri ve saatleri mutlaka planlamalı asla vazgeçmemeli, hatta bazı uygulamaları vaktinden, vadesinden önce bitirecek bir hıza ulaşmalısınız. Oyalanır veya ertelerseniz zamanın kum tanecikleri tek tek biter ve zamandan geriye, bir saniye öncesine dönemezsiniz. Zamanından önce ulaşmalı.Kuvvet biriktirmeli, vakit var dememeli, geç kalmamalıyım demeli.Geç kalmamak; her fark edişte daha hızlı ve daha erken davranmaktır. Ulaşmak istediğiniz yere koşanlara karşılık siz yürüyorsanız fark eder etmez koşmaya başlayın.
İNSANLARA DAİR TUHAF SÖYLEYİŞLER. / 21 Nisan 1994
Ha o mu? Huysuz, çekilmez biridir. Bırak canım şunu! Başka adam mı bulamadın konuşacak, görüşecek. Görgüsüzün tekidir, geçende bir laf edecek oldu, ağzını açtığına pişman ettim. Böylesini konuşturmayacaksın. İyidir iyidir de biraz saftır. Bir saatten sonra gıcık eder adamı. Boş versene, başka birini bulalım. Söz verir verir, yapmaz, güvenilmez. Nereye kadar güvenilir bilemem. Menfaatine zarar geldi mi herkesi harcar. Onun ipiyle kuyuya inilmez. Bulaşıcı hastalık gibidir. Fazla yaklaşmaya gelmez. Kene misali yapışır. Ona beş kuruş ver konuştur, on kuruşa susturamazsın. Ne hinoğlu hindir o, Allah şerrinden saklasın. Başa beladır. Çoklarının canını yakmış, analarından emdikleri sütü burunlarından getirmiştir. İşte liste böyle uzayıp gidiyor. Görüyoruz ve anlıyoruz ki biz çiğ süt emmişiz. Sütü aklımız ve sevgimizle kaynatmadıkça adam olamayız. İnsanlar hakkında kötü konuşmamalı.
BU NOKTA DEĞİL ADETA SERSERİ BİR MAYIN ! (1)
"Tamam, buldum, anladım, öğrendim, keşfettim." dedikten tam on gün sonra aysbergin su üstünü görebildiğini anlamışsın efendim. Asıl gövde aşağıda ve hareket halinde yukarısını yüzdürüp duruyor. Hem de dipte cephanelik var. Ne zaman infilak edeceği belli değil. Korun bakalım nasıl olacak bu iş! Eskisinden bin defa daha dikkatli davranman gerekiyor. Hangi imkan varsa kullanacak ve mutlaka buzları eriteceksin. Erimezse? Erimeli! Mutlaka! Allah'ın izniyle. Buz buz iken erirse şifa olacağını anlayamaz. Buzun su gibi yumuşaması ve yeşertici, bereketlendirici olması lazım. Anlaması önemli değil. Ve sen eli boş dönen yalnız adam. Ne olursa olsun öfkelenme. Öfkelenenlerden her birini teker teker yumuşat. Peygamberimiz ne büyük adam: "Onları affet ve ıslah et Allah'ım. Bilmiyorlar, anlamıyorlar." diyor. İnşallah bazı insanlar da yanılışlarını kısa zamanda anlar ve yumuşarlar. Ve sen yalnız adam. Sus, düşün, dua et, çalış.
EVET HEM KIRK KATIR HEM DE KIRK SATIR / 22 Nisan 1994 (2)
İnsanlar boy boy, kafalar tip tip, akıllar, fikirler rengarenk. Dengeler altüst.. Kalabalıklar, yalnızlıklar, ağızlar, ağızlar; çirkin ve perişan ağızlar ve ağızlarda sarhoş, çılgın diller ve beyinler. Düşünmeyen, çiğ ve çiğ, yosun bağlamış ve mantıklar, felç olmuş hareket etmiyor ve gönüller duygusuz, acımasız, kapkara ve gözler; yaşsız, arsız, saygısız, utanmaz ve deriler; kösele, ürpertisiz, kızarmaz, kaskatı ve sapsarı ve vicdanlar; adaletten yoksun, insafsız, korkunç ve asaplar; gergin, paslı, hasta ve insanlar; her türlüsü yalancı, sahtekar, dönek, kalleş, ruhsuz, kinci, kötü niyetli, ahlaksız, namert, tembel, hırsız, aciz, kaba, ısırgan, sevimsiz, somurtkan, selamsız, menfaatçi, bencil, hazırcı, hesapsız, müsrif, minnetsiz, kışkırtıcı ve nerdesiniz ey güzel günlerin güzel insanları? Hoş görülü, gönül alıcı, sevgili, yatıştırıcı, güven verici, dost dilli, güler yüzlü, ölçülü, zarif, tatlı dilli cennet çocukları ! Binde bir huzur bulduğum kendi dünyama benim has alemime kapanayım; yalancı cennetimi orada bulayım, Allah'ım bana cehennem azabı yaşatma.
EĞER DÜŞÜNEBİLSELERDİ./ 22 Nisan 1994 (3)
Sakin olmadıkça düşünülemez ve sağlıklı konuşulamaz. Hazırlıklı olmadıkça yapılması gereken işler yürümez, halledilemez. Tecrübeler kullanılmadıkça hiçbir ilerleme sağlanamaz. Hatalar kabul edilmedikçe, nefis terbiye edilmedikçe vahşilik geçmez. Aşı yapılmadıkça yabani ağaçtan olgun meyve yetişmez. Bir insanı iyi tanımadıkça onun hakkında olumlu-olumsuz sonuç alınamaz. İnat cahilliği, zeka durgunluğu aşılmadıkça geniş ufuklu olunamaz. Bir problem çözülene kadar bin çare ve yol aranarak uğraşılmazsa sıkıntı birikir, felaket olur. Hastalık sadece bedende olmaz; ruhta, gönülde, akılda ve sinir sisteminde de olur.İlk yardım: Sevgi, sabır, sessizlik, dikkat, hoşgörü, sineye çekme, tedbir, yönlendirme, ketumiyet, dinleme, hazırlanma, takip ve inançtır. Tehlike; tahriklere kapılmak ve paniktir.
HER İHTİMALE HAZIR OLMAK, YILMAMAK. 22 Nisan 1994 (4)
Allah'tan başka dost yok. Ona götüren yolda ışıklar; peygamberler, alimler, veliler.Diğer yollar kapkaranlık. Körün gündüzü mü olurmuş? Sen gönül gözünü aydın et, öteki gözler aç ve vahşi. Nimetler arasında; zehirli lokmalar, cadılaşmış eller, düşman gözler, kudurma nöbetleri geçiren, kasılan, daralan, bunalan, patlamaya hazır çıfıt fıçıları var. Sen istediğin kadar iyilik iste, değil mi ki maya ve kök kezzaplanmış, dallardan gül değil zakkum çiçeği fışkırır. Eğer bu günah meyvesine giden dallara gül fidanı aşılar ve tutturabilirsen Allah sana acımış, çektiğin acılar son bulmuştur. Azgın bir nehrin kıyısında dalgaların köpükleriyle ıpıslak, bağrını yakan ayazla uyuşuyor, kalıyorsun.Gönlünde ümitli dualar. Ola ki rahmet göğünden bir damlacık ümit ve bir noktacık ışık.Hem de bütün gariplere.
ALLAH ÖNCE "OL" DEDİ, SONRA "OKU" / 23 Nisan 1994 (1)
Önce yarattı. Güzelliklerinden ne varsa kainata verdi. Sonra insanı yarattı bu güzellikleri anlayacak akılla.Çünkü aklı olmayanın ve aklını kullanamayanın ne dini olur ne anlaması, düşünmesi. Akıl bir cevher. Allah'a onunla varılır. Allah nerede? Her şeyde yaratılanın sırrını anladınızsa Allah'ı anladınız demektir. Çirkinlikler ve kötülükler ne olacak? Güzellikleri anlayabilmek için acı levhalar.Dikenden gül bitiren Allah'ım, gübreyi berekete çeviren Rabbim, vahşi suları ilimle nura çeviren sırların sırrı, elbet bir gün acılarla kıvranan Allah dostlarını da feraha erdirir. Yeter ki ümidinizi kaybetmeyiniz, dua ediniz, sabrediniz. Gaflete düşmeyiniz, olanları unutmayınız, insanoğluna tam güvenmeyiniz ve şaşırmayınız. Sineye çekiniz, susunuz, fırtınanın dinmesini bekleyiniz. İnsanın fırtınası tabiattan da acımasız. Tabiat merhameti öğrenmiş de imanı zayıf insanın kafirden farkı çok az. Kuvvetli iman, kuvvetli mantıkla sonuna kadar Allah'a dayanacaksınız.
VE KELİMELERİN RUHUNU ANLAMAK / 23 Nisan 1994 (2)
Allah, Adem'e harfi ve kelimeyi öğretti. Çünkü kelimelerle düşünülür, kelimelerle konuşulur, anlaşılır. Kelimeler vahşi ise vahşet gelir. Kelimeler; yumuşak, medeni, ölçülü ise medeniyet.Medine'nin medeniyeti. Ağzından çıkanı kulağı duymayan abuk subuk konuşan, çatmak için bahane arayan biri, kelimelerin sırrını anlamamıştır. Kelimeler, pazardaki meyveler, sebzeler gibi. Ekşisi de var, tatlısı da; çürüğü var, sağlamı da.Hatta sağlam görünenin öbür yüzü çürük.Hep burada aldanıyoruz. Sağlam görünenlerde yahut çürük sanıp yüz çevirdiklerimizde. Kelimeler bir düşman ordusu ve kelimeler sevgili birer bakış.Güllerin ve dikenlerin aynı kökten çıktığı bu kelime ağacının sırrını anlamayana hayat "ya kırk katır ya kırk satır" durakları içinde gazap üzümleri yedirir. Buyrun sofraya.Hem diller, hem gözler, hem de kendinden gayrısına hem dost hem düşman olanlar arasına.Allah acısın size.
O ISSIZ ADADA, KİM, NE ZAMAN, NİÇİN, NE YAPIYOR ? / 23 Nisan 1994 (3)
Hayali biri var ki çığlık çığlığa, anlaşılmaz tabiatlı, bilinmezler çarşısı. Onunla konuşulmaz, ona söz verilmez, onunla tartışılmaz, sohbet edilmez, onunla bin düşünülür bir konuşulur. Onuna sır paylaşılmaz, dile düşer. Onunla azap çekilir, aynı ufka bakılmaz. Düşünmenin tadını anlamayanlar ise ufuk bilmez. Biri var ki toprağı verimsizdir. Köklerini sulamak istersiniz, su buharlaşır yahut donar, ulaşamazsınız ve o çalı dikeni gibi kök salar ve yayılır. Çalılarla ileride ne yapılacağını bilemezsiniz. Çünkü çalılar düşünemez. Biri var ki bulutlu havalar gibi ha yağdı ha yağacak. Hem şimşek çakıyor hem yağmur ümidi var. Bu şimşekler yıldırıma dönerse kötü. Yağmuru güneşle ısıtmanın duasına çıkmalı. Biri var ki derviş misali, sessiz ve mahzun. Zaman zaman çiçek açıyor. Zaman zaman çorak yerde akıyor. Bu garip dervişin çalı ve şimşek arasında gül açması bir mucizeyle rahmete bağlı. Issız adada başka biri var ki ne yapacağını çok iyi biliyor yapamıyor. Öğrencisiz bir sınıfta ne yapılabilir? Bildiklerini kendisine anlatabilecekler olsa belki gemi kurtulur.
BİR İNEK MİSALİ./ 23 Nisan 1994 (4)
Çayırlara salmalısın kendini. Süt için başka çaren var mı ? Kitap çayırlarına, cümle otlarına, kelime samanlarına, yaz ve kış. İnekler gibi saf ve bön bakmalı ve susmalısın uzun uzun bu binbir suratlı insanlara. Sakın böğürme, sadece bak ve tekrar dal otlara. Çünkü süt orada. Sonra ahırın yolunu tut sakin adımlarla. Karanlık ve loş, nemli ve kokulu ahırın. Sütünü sağsınlar ses çıkarma, sen bir ineksin. Verimli bir fabrikasın. Yaratan öyle istemiş, direnme. Bir gün kendini mezbahada buluverir ve nerede olduğunu da anlayamazsın. Senin etin gıdadır. "Deri"nden ne sağlam ayakkabılar olur. Yine çimenlere dönersin başkalarının ayaklarında. Sen bir ineksin. Keşke bazı insanlar da; " Ben bir insanım, insan akıllıdır, duyguludur, affedici, sevgili, şefkatli, sakin olur." diyebilseler, yaşlarından ibret alsalardı. İneğin sütü ve eti, üstelik derisi var. Kimin işine yarar akılsız, duygusuz, ruhsuz insan? Ha toprağın üstünde ha altında olmuşsun. Demek böyleleri lazım ki adalet sağlansın. Hikmetinden sual olunmaz.
İYİ OLACAK HASTA BURADA, DOKTOR NEREDE? / 23 Nisan 1994 (5)
Zavallı hasta, doktorun da yok. Bekleyip duruyorsun gelmesini.Nafile! Sana anlatmadı mı geçen günler ki, hekim gelmez, ona gidilir, yüz sürülür, dert dökülür, derman aranır. İnsafsız ve kayıp doktor ! Hasta yoksa sen ne işe yararsın ? Hastayı ara bul, dinle, çare göster.Ümit ver, korkutma.Böylece hasta bekler, doktor bekler. Bir de denilir ki, "iyi olacak hastanın doktor ayağına gidermiş." Doktor da belli değil hasta da. Doktor, iyileri hasta yapmakta, hastalar ise doktora görünmeden iyileşmeyi beklemekte.Hastaların ve iyilerin karman çorman olduğu bir pazarda neyin alışı, neyin verişi olacak ? İlaç isabetsiz, reçete sahte; hasta ise doktor rolünde.. "Sen anlamazsın beni, benden iyi mi bileceksin?" diyor, kimisi. Doktorun ilacı kendine kalıyor. Belki hastalığını kabul eden, iyileşmeye kararlı, samimi hastalar çıkar.Hastalık da sağlık da insanoğlu için.
KÖRE GÜNEŞİ ANLATAMAZSIN / 23 Nisan 1994 (6)
O belki soğuk havalardan sonra yazın kendini ısıtan gücün derisinde bıraktığı tesiri anlar. Ya ışığı? Rüya görür mü körler? Hayal eder mi? Nasıl ? Ya biz ne kadar körüz acaba bilmediklerimiz, anlamadıklarımız karşısında.Bilmemek, anlamamak mümkün. Ya gerçeği kabul etmemek? Problem var çözemiyorsun. Problem yok diyorsun. Problemi çözen, kapıyı açan, altın köşke ulaşan var. Bir de kendi sırça köşkünü tek gerçek sananlar var. Belki her birimizin böyle zindanları mevcut. Herkes kendi zindanlarını köşk sanıyor. Artık diller değil, bakışlarla anlaşıyor bazıları, Gülümseyerek veya surat asarak. Yahut fırsat kollayarak. Anlamadığımız çok şeyler var. Eksik bildiğimiz, ucundan tuttuğumuz.Daha az bilen, çok bilenin kıymetini bilmeli, faydalanmalı.. O güneşi görmektedir. Belki bize de anlatır. Belki de içerdeki gözlerimiz açılır. Karanlığa alışmak bir felakettir. Hele karanlıktan hoşlanmak.Hem de iç karanlığından.