Emekli Binbaşı Eczacı Vasif İbrahim Otyam ile Beyşehirli Kolağası Osman kızı Yemen, Sana doğumlu Naciye Hanım´ın oğlu, tam adı Fikret Vesim Otyam 19 Aralık 1926´da Niğde, Aksaray´da doğdu.
İlk ve ortaokulu Aksaray´da bitirdi. Lise´yi Ankara Atatürk Lisesi, Kayseri Lisesi´nde okudu. İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü´nü bitirdi. 1950´de Son Saat gazetesinde adliye- polis muhabirliğine başladı, Dünya gazetesinde röportaj yazarlığı yaptı. 1957´de Ulus gazetesine girdi. Buradan Cumhuriyet gazetesine geçerek 1962 -79 yılları arasında köşe yazarlığı ve röportajlar yaptı. 1979´da emekliye ayrıldı, Gazipaşa´ya( Antalya) yerleşti.
Müdafaa-i Hukuk dergisinin yazı kurulu başkanlığını yaptı (1998-1999). Aydınlık dergisi ve sonra Aydınlık gazetesine yazdı. Resim çalışmalarına ağırlık verdi. 2002´den itibaren Antalya Beydağları Geyilebayırı köyünde kentten uzak, doğayla iç içe bir yaşamla çalışmalarını sürdürdü. 1998´de verilen Devlet Sanatçılığı unvanını reddetti, almadı.
8 Ağustos 2015´te Antalya´da yaşama gözlerini yuman Otyam, Muratpaşa´da Hacı Bektaş Veli Cemevi´nde, ertesi günü Ankara Çankaya´da Çağdaş Sanatlar Merkezi´nde ve aynı gün Nevşehir Hacıbektaş´ta, Hacı Bektaş Dergahı Çilehane´sinde yapılan törenlerden sonra toprağa verildi. ( Hikmet Altınkaynak, Türk Edebiyatında Yazarlar ve Şairler ,Hürriyet Kitap, 1. Baskı, Mart 2018)
Vefatının 4. yıldönümünde Fikret Otyam´ı bazı görüş ve düşüncelerini anımsatarak anmak istiyoruz:
-Umutsuzluk insan yüreğinde yasak olmalı deniyorsa; utanmak, kahrolmak da yasak olmalı, ama elde olan şey mi bunlar?
-Kitap ışıktır, kitap sevgidir, kitap bilimdir, kitap yeniletendir, kitap güzelliktir, kitap ufuk açan, genişletendir, kitap insan olana insanın ne anlamlı armağanıdır, kitap vefanın ta kendisidir, gönderenin alıcısına, alıcının onu can gözüyle okuması da o yine vefanın ta kendisidir; dosttan gelen selamdır?
-Anadolu´nun dili bir kedi yutmuş? Yüzlerce yıl konuşamamış Anadolu aydınlarla, hiç konuşmamış. Aydınlar da hiç konuşturamamışlar Anadolu´yu; yalnız kendileri konuşmuşlar. Hem de gururla, küstahlıkla, papaz edasıyla, üstünlük duygusuyla. ? Çalışmak iyidir, şapka giyin, kadınlarınızı çarşaftan çıkarın, okuma yazma öğrenin, hurafelere saplanmayın, medeniyet öğrenin..? diyerek.
Anadolu köylüsü, ne de olsa bin yılların verdiği durulmuşluk içinde kentli aydına:
?Sen ne söylüyorsun efendi! O senin dediklerini ben nasıl yapacağım?? diye çıkışmamış. Susmuş oturmuş. Giderek bu susma, suskunluk ve sonra kırgınlık olmuş; bu kırgınlığın kızgınlığa yöneldiği yerler ve zamanlar da var.
- Anadolu gerçek bir öğretmendir; eğer aydın onun rahlesi önünde diz çökmeyi bilirse.
-Bizim onun memelerinden emdiğimiz sütü onun helal etmesi için çok çalışmak gerekiyor. ( Fikret Otyam, Silivri 5.Ordu, I.Kitap, Kaynak Yayınları, Mart 2012)
-1953 yılında Akademi´yi yeni bitirdim. Bir rastlantı, beni Bedii Faik´e gönderdi ve arkadaşım, Faik , Falih Rıfkı Bey´le görüştü, ben oraya (Dünya gazetesi) yazı işleri müdür yardımcısı olarak girdim. Falih Bey bana Otyam diyemedi, ? Otyat Bey!? derdi. Falih Bey bana bir gün dedi ki: ? Akademi´yi bitirdin kuzum, çok yoruldunuz. Bilet alalım, sizi Hopa´ya gönderelim. Vapurla gidin gelin.? Ben de kara çocuğuyum. Kendimi kamyonda buldum. Düşe kalka Aksaray, Adana, geldik Fırat´ın kenarına. Sallarla geçtik, arabaya bindik, geldik Urfa´ya? Resimli röportajlar ?Dünya?da yayınlandı, dünya yerinden oynadı. İlk defa Türk halkı ve dünya, Doğu´da olup bitenleri Yaşar´la (Kemal) benim röportajlarımdan anladı. Benim röportaj otuz gün devam etti, tam sayfa ?Dünya?da. Bu röportajdan, sonra bana ?Dünya?nın pazar ilavesinde bir köşe verdiler, çok onurumdur benim. Falih bey ikinci sayfada, büyük yazar, onun yanında da ?Yazan: Fikret Otyam? diye.
-Ben ömür boyunca emekçiden yana oldum. İşverene, ekmek yediğim kapıya saygılı davrandım. Bakın, ?Cumhuriyet? gazetesinde, hakikaten hayatımda, canımın içinde candan usandıran insanlar oldu, olaylar geldi geçti; hiçbir zaman ?Cumhuriyet?i kötülemedim. İçerdeyken büyük savaş verdim, belgeler ortada. Kimileri gibi yaz, yaz, yaz, ondan sonra bizim patron şöyleydi, böyleydi. Ondan sonra Hasan Celal gibi, genel yayın müdürlüğü yaptığı yeri Nadir Bey´in oturağına varıncaya kadar yazmayı pek namuslu bir davranış kabul etmiyorum. Mücadele edeceksen içerdeyken edeceksin. Eğer aklın yatmıyorsa, işvereni yaptıklarını beğenmiyorsan, içerde müdahale mücadele edeceksin, dışarıda babam da yapar mücadeleyi! ? Benim namusum bu.
(Türkiye Sözlü Basın Tarihi, Cilt I, Suat Gezgin- Veli Polat ?H. Esra Arcan, Türkiye İş Bankası, Kültür Yayınları, I. Basım, Mart 2016) 29.7.2019