EMİNE İLE MEHMET

EMİNE İLE MEHMET

Abone Ol
Emine, İlkokul beşinci sınıftı. Birinci yarı yılın son gününde karnesini alacağı için yerinde duramıyordu. Öğretmeni onu, sınıfın en arka sıralarında sınıfın en tembel ve yaramaz oğlanı Mehmet´in yanına oturtmuştu. Emine, bunun nedenini sorduğunda öğretmeni: ?Biliyorsun Mehmet, üç yıldır aynı sınıfta okuyor. Haylaz bir arkadaşınız sen de sınıfın en çalışkanlarından birisin ona yardımcı olacağını ve derslerinizi birlikte yapacağınızı düşündüm. Arkadaşına yardımcı olup onun da bu yıl okulu bitirmesine katkı sağlarsın değil mi?? dedi. Emine bu durumu ağır başlılıkla kabul etti. Mehmet´in o günden sonra dersleri iyiden iyiye düzeldi. Teneffüslerde  bile Emine Mehmet´in, konuları anladığından emin olmak için ona sorular sordu, eksik kaldığı yanlarını tamamladı. Küme ve havuz problemlerinde çizdiği küme anlatan dairelere kol bacak taktı. Derslerde geçen durumlarla ilgili, günümüzdeki bazı kişilere gönderme yaparak daha kolay anlaşılır mizansen boyut kazandırdı. Bu durum Mehmet´e eğlenceli geldi. Ve derse ilgisini arttırdı. İlk yarı tatilinden sonra okula geldiği ilk gün, çevresi duvarlarla örülü okulun demir kapısından içeri girdi, hemen solunda, iki kısa kalasın yere gömülmesiyle dışarıdan kalan kırk- elli santim yüksekliğindeki kısmına bir buçuk metrelik bir kalasın oturtulmasından elde edilmiş, beden eğitimi derslerinde kullanılan kültürfizik materyaline baktı. Bir anda aklı bahar günlerine gitti. Güzel havalarda önlüğünün altına pantolon giyer o, kalasın üzerine kollarını dolayarak gövdesiyle, kalası sarar, ayakları havada, başını göğe çevirirdi. Yüzü göğe çevrili bulutları kendi hayal dünyasına dönüştürür, çeşit çeşit bulut kümelerinden kendine özgü resimler çizer o hayalin içinde yarasa gibi sarkar bir halde, uzunca bir süre kalırdı. Kendini, bahara özlem dolu bu duygudan sıyırınca, okulun bahçesinin karşı duvarına yakın olan, kum havuzunun çevresine doluşmuş alkışlar ve tezahüratla gülüşen öğrencileri gördü. Koşar adım yanlarına gitti. Emine ufak, tefek, cılız bedeniyle biraz da eğilerek kalabalığın arasından sıyrılıp havuzun çevresindeki öğrencilerin önüne geçti. Kışın yağan yağmurlar ve daha yerden yeni kalkmış olan karın eriyen sularını da içine hapseden kum havuzu, yakadan yakaya su doluydu. Mehmet o uzun bacaklarıyla havuzun enine olan kısmından önce geri geri gidip hızlanarak bir sıçrayışta atladı. Tam da o sırada daha nelerin olup bittiğini anlama çalışan Emine´nin şaşkın bakışlarını fark etti, dengesini yitirince Emine´nin omzundan destek almak istedi. Ve birden ?culooupp? diye bir sesle havuzun çevresindeki öğrencilerin kaçışması bir oldu. Dönüp arkalarına baktıklarında Emine: ? Allahın cezası Mehmet, utanmadan bir de kaçıyor musun? Ey!..? dedi bağırarak. Kendine şöyle bir baktı siyah önlüğünde neredeyse kuru kalan hiç bir yer yoktu. En çokta yengesinin ona hediye ettiği dantel beyaz yakasıyla takım olan tepesindeki çuçuluna bağladığı fiyonk kurdelesine üzüldü. Çamurlu suyla lekelenmiş kolası da bozulmuştu. Ağlamak istiyor ama utancından ağlamıyordu. Üzerinden süzülen sularla şırk ıslak bir halde soğuk havanın etkisiyle dişleri birbirine çarpa çarpa ilerlerken. O sırada olup biteni öğrenen nöbetçi öğretmen yanına geldi. ? Yavrucuğum sen şimdi evine git, üstünü başını değiştir, istersen bugün evde kal, okula gelme ben öğretmenine haber veririm,? dedi. Emine çenesini zangırdata zangırdata, ellerini yumruk yapmış,  omuzlarını kısmış, başını neredeyse gövdesine gömmüş bir halde evin yolunu tuttu. Adeta bir robot gibi sadece önüne bakarak, bir yandan da gözleriyle etrafı keserek hızlı adımlarla dikkat çekmemek için sarf ettiği çabayla yürüdü. Evde annesinin ona söylenmesine aldırış etmeden üstünü başını değiştirip, tekrar okula döndü. Günlerce diğer öğrencilerin alay konusu oldu bu durum.?Şapşirik çuçullu , Şapşirik çuçullu.? diye alay ettiler. Emine, Mehmet´e kin tutmadı aynı sırayı da ders bilgilerini de onunla paylaşmayı sürdürdü. Okul bitiyordu karne günü geldi. Öğretmen sırayla herkese karnelerini dağıtacaktı. Sınıfa seslendi: ?Çocuklar bugün karnelerinizi alacaksınız ve bu gün en çok da Mehmet sevinecek, üç yıl aynı sınıfta okuduktan sonra, sonunda oda okulu bitiriyor sınıfı geçti. Ve bu başarısına katkı koyduğu için Emine´ye teşekkür etmeli,?dedi. Herkes ayaktaydı ve Mehmet´i alkışlıyordu. Emine ?de olduğu yerde duramıyor, zıplıyordu. Mehmet , Emine´nin boynuna bir şaplak patlattı. Kendince bu hareket Emine ?ye teşekkür anlamı taşıyordu. Sınıftan arı kovanını andıran vızıltılı sesler çıkıyor, herkes şakalaşarak birbirinin boynuna vuruyordu . Öğretmenleri yüksek sesle tekrar sınıfa seslendi: ?Karnelerinizi bugün dağıtmamı istemiyor musunuz? Oturun yerlerinize bu kadar gürültünün içinde kimse adını duyamayacak,? dedi. Ve küüüt diye bir ses. Mehmet ayakta gülmekten kriz geçiriyor. Öğretmeni koşarak yanına gidip baktığında Emine´nin yerde sinir olmuş, mahcup birazda acı içinde boylu boyunca yattığını gördü. Elini uzattı kalkmasına yardım etti. ? Ne oldu öyle sen neden yerdesin?? Dedi. Sonra da Mehmet´in gülmesinden durumu anladı. Mehmet oturdukları sıranın sandalyesini çekmiş, Emine de arkasına bakmadan kendini yere bırakıvermişti. Tüm sınıf uzunca bir süre Şapşirik Emine diyerek güldü durdu. Durumu hafifletmek için öğretmeni ilk onun karnesini verdi. Yine başarı ve takdir aldı. Belgelerini çantasına koymadı. Zil çaldığında, elinde belgelerini sallayarak  eve gitti. Annesine karnesini ve belgelerini gösterdi ama annesi okuma yazma bilmiyordu, bakıp; ?aferin kızıma,? dedi. Emine, karnesini babasına da gösterdikten sonra, evlerindeki yüklüğü devirip, sandığı açtı. Sandığın içinden çıkan, kokuya bayılıyordu. Gözlerini kapadı sandığın içine doğru eğildi, bir- iki  nefes  kokladı. Biraz rutubet, daha çok anı kokuyordu. Ve diğer yıllarda aldığı karne, takdir, teşekkür belgelerinin yanına koydu. Sonrasında sandığın kapağını kapattı. Yükü eski haline getirip yorgan ve yastıkları annesinin gösterdiği özenle yerine koyması boyunun da kısa olmasından dolayı çok da kolay olmadı. Yükün, uçları kanaviçe işli ve ucu dantelli örtüsünü örttü. İçinde taşıdığı gururuyla, kendini yerdeki mitili solmuş şilteye bıraktı.                                                                                                                           18.04.2018                                                                                                                   Nurcan BALIBEY