Zorda olduğumuz anlarda şöyle deriz: ?Allah sonumuzu hayreylesin!? Veya bilinmez sonlar için: ?Akıbetimiz hayrola!? Cümlesini kurarız. Aslında biz hem zordayız, hem sonumuz bilinmiyor, o zaman biz hangi haldeyiz?
Hangi halde olduğumuz az çok biliniyor ama bir kez de sınırlarımızda ne var ne yok kısmına bakalım:
Suriye ile Irak malum? 900 Km. lik Suriye sınırının 700 km. sine PKK´ nın PYD kolu hâkim. Bir de ABD ve İsrail gibi müttefiklere sahipler. Suriye´de 3-4 milyon Türkmen var, ama katliama maruz durumdalar ve bizim elimiz kımıldamıyor. Bir o kadar Kürt var Suriye´de ve biz Peşmerge´ ye yol vererek Kobani´ nin kurtarılmasını sağladık. O arada Başbakanımız Kürtçe konuşmayla Kobani´ye selam gönderme jestini ihmal etmiyordu.
Irak´ da Türkmenlerin sahibi olmamasına karşılık Kürtlerin Barzani´ si var, PKK, ABD ve İsrail´i var. Doğu ve güneydoğu da Kürtler için; PKK var, HDP, KCK var. Bir de son derece yanlış politikalarla bölge halkını onların yanına katmayı başardık(!)
İran´a geçelim? Dostumuz mu, düşmanımız mı; var mı bilen, nedir? Burada başta bendeniz olmak üzere net bilgi sahibi olmadığım gibi sizlerin de olduğunu sanmıyorum. Aslında kamuoyu için kullanıyorum bu ifadelerimi. İran Esat´ın yanında kara savaşına çoktan girdi. Suriye´de İran´la ters taraflara düştüğümüz için birbirimize ne kadar dostuz?
Ya Ermenistan? Neredeyse onlarla da kan kardeşi veya ahret kardeşi olmak üzereydik. Kiliselerini trilyonlar harcayarak tamir eyledik. Vakıf mallarını verdik. Hep verdik. Zaten Sayın Erdoğan kime ne vermiyordu ki? Ama Ermenistan dünden daha hırslı vaziyette olup, soykırım meselesinde dünyayı karşımıza dikmiş durumdadır.
Gelelim Yunan komşumuzaa? Bu devletin ne zamandır sesinin niye çıkmadığını düşünüyor musunuz hiç? Evvelden Rum kesmiyle birlikte horoz gibi ötüyorlardı. Birkaç seneden beri sessiz, sükût durumdalar ve sanki küçük dilini yutmuş gibiler? Acaba bir lolipop şekeri verdik de onunla mı oylanıp duruyorlar? Veya çok konu edilen ama ne hikmetse üzerinde hiç durulmayan küçük adaların işgal edilmesi karşılığı mıdır o sessizlik? Ben bu noktada doğrusu tam ikilemdeyim. Namık Kemal Zeybek, Ümit Özdağ, Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım´ ın iddialı açıklamaları ortalarda dolaşmaktadır... Yani Yunan sessiz, Rum kesimi sessiz, iktidarımız sessiz; ne oluyoruz? Orada da bir bit yeniği var gibi geliyor bana! Varsa, bakalım kokusu ne zaman çıkacak?
İçeride Doğu, Güneydoğu hangi durumda? Halk PKK´ nın yanında direnişe geçmiş durumda? Sansür bir taraftan, gece sokağa çıkma yasaklarının konulması bir taraftan, seçim sandıklarının belirli il ve ilçelere konulamama çaresizliği bir taraftan? Demek ki komşulardan sonra Yurdumuzun bir bölgesi veya bölgeleri de kangrene yakalandı.
Hal böyle iken, Başbakan hala Kamu düzeni mutlaka sağlanacak diyor. Doğru, öyle olmalı ancak o düzen bir türlü sağlanamadığı gibi sağlanması da giderek zorlaşıyor. İstanbul mahalleleri tam elimizde mi, kurtarılmış bölgeleri niye kurtaramıyoruz? İşte daha dün Ankara´ nın göbeğinde 100´e yakın vatandaşımız telef edildi. Kamu düzeni nerede?
Buraya kadar bizim değerlendirmemizdi? Peki, buna benzer şeyleri söyleyen hükümet adamları yok mu? Var efendim! Ülkenin akıbeti hakkında endişelerini dile getiren Maliye Bakanı Mehmet Şimşek vahim durumu şöyle ihtar ediyor bizlere: ?Şu anda en kötü şokları yemiş durumdayız. Doğu´da yoğuz, Avrupa´nın ve Rusya´nın durumu belli´ dedi.
Öyleyse imdi soralım: Büyük müyüz, büyüyoruz mu? Küçük müyüz, küçülüyoruz mu? Bizi anlayıp doğru cevabı verecek kimimiz var? Bizden habersiz yaprak kıpırdamıyor bölgede diyecek miyiz hala?