Devlet ve Millî Terbiye?

Prof. Dr. M.Mehdi ERGÜZEL

Abone Ol
            Devletin vazifelerinden biri ve hatta en önemlisi; geleceğine, istikbal ve istiklaline sahip çıkmak, bunu bir ?millî beka? meselesi saymaktır. Devlet dediğimiz, milletin teşkilatlanmış hâlidir ve millî varlıklarının şuurunda olan topluluklar ancak millet olma vasfını kazanmışlardır.             Şuur, kendinin ve kendi dışında olup bitenlerin farkında olma hâlidir. Şuur, bilmektir; mensubiyet kaynaklarını ve köklerini  bilmektir. Kendini bilen, varlığının şuurundadır. İşte oradan itibaren bütün yollar, bilmek ile ilgili her istikamete doğrudur: İlme, araştırmaya, varlığın sırlarını keşfetmek için çalışmaya, anlamaya, yorumlamaya, sebepleri ve neticeleri görmeye, karşılaştırmalar yapmaya, hülasa; bebeplerin sebebini, ?ilk sebebi?, varlıkların var oluş hikmetini idrak etmeye doğru bu şuur hâli, ömürler ve nesiller boyu devam eder ve etmelidir. Bu idrak vasfı, insanoğlunun yaratılışında vardır. Kendini  bilen, varlığının hikmetini sezen insan, zamanla aidiyet ve mensubiyet dediğimiz kimliğini de öğrendikçe hayatını düzenlemeye gayret eder. Anlar ki ?köklerin yolculuğu? dallara, çiçeklere ve meyvelere doğrudur. Hayat ona öğretir ki gayesi olmayanların geleceği de olamaz. Bilir ki ?Dalından kopan yaprağın akıbetini rüzgâr tayin eder.?          Varlığının şuurunda olan insan, gayesi olan insandır. Kendini dalından kopan kuru bir yaprak gibi tesadüflerin rüzgârına ve seline kaptırmaz, köklerinden dallarına doğru hedeflerini tayin eden bir gidişi vardır. Bu gidiş ve ?akışta demetlenmiş kâinat?, keşfedilmeyi bekleyen sırların açılması yolunda ilim aşkı ve  hayat mücadeleleriyle dolu çetin bir âlemdir. O âleme girmeyi göze alanları;  uykusuz geceler, kan ter içinde sıkıntılı çalışmalar, yalnızlıklar, tereddütler, acabalar, nedenler, nasıllar, eyvahlar, keşkeler, boş vermeler, gel gidelimler, nefsin binbir oyunları bekler?Sonunda ya altın şafaklar vardır; huzur ve saadet iklimleri, manevi ferahlıklar,  ?şeytana uymamış olma şuuru? içinde hayırlı bir istikbal kazanma tercihleri vardır yahut felaketler, hayal kırıklıkları, başarısızlıklar? Yollar çatallanmıştır. Âdeta ?sizin yolunuz size, bizimki bize? denmiş gibidir. Yolunu isabetle seçenler, sonunda pişman olmazlar. Bütün dava; yolu bilmek, yola gelmek ve yola girmek davasıdır. Yolunu şaşıranların hâllerinin yaman olduğunu insanlık tarihi anlatır durur. Gafletler, dalaletler ve hıyanetlerle dolu geçmiş asırların sayfaları ve yolları; şuur zaafları, ihmaller, tedbirsizlikler, uyuşuk zihinler, zalimlikler, ihanetler, tembellikler, hileler, hırslar, yalanlar, haksızlıklar, kayırmalar ve binlerce  oyunla dopdoludur.        İşte devlet dediğimiz yüce teşkilat, tarihin öğrettiklerini yeni nesillere bir millî şuur hâlinde kazandırmak zorundadır. Aksi hâlde aynı hatalara yeniden düşülür. Kaldı ki millet hayatında kaybedilenlerin telafisi imkânsızdır. Anadolu´daki bin yıllık tarihimiz, bize Selçuklu ve Osmanlı´dan neler kalabildiğinin ve nelerin nasıl muhafaza edilebildiğinin acı sayfaları ve belgeleriyle doludur. M.Âkif´in dediği gibi ?Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar?sa ibret alınmalı, aynı gaflet ve dalaletlere düşülmemeli, ihanetlere ise asla fırsat verilmemeli, erken uyarı sistemi gibi bütün millet vücudu veya millet vicdanı her an teyakkuz içinde bulunmalıdır.       Bu şuur uyanıklığını sağlayacak olan devlettir. Devlet, yetişmekte olan her nesli ?millî terbiye? dediğimiz kendi boyasına boyamak, millî karakter mayasıyla yarına hazırlamak, ?gülden terazi tutulan, çarşı pazarında gül alınıp gül satılan? bir insan yetiştirme üslubunu kurmak ve uygulamak zorundadır. Aksi hâlde meydan, pusuda bekleyenlere kalır. Siz kendi çocuklarınıza sahip çıkacak tedbirleri almamışsanız ?başkaları? dediğimiz yabancı âlem, her an tetiktedir ve sizi siz olmaktan çıkarıp ?asimile etme? veya ?entegrasyon? dedikleri bir ?gönüllü kölelik? için  merhum A. Kabaklı´nın ?manevî sömürgecilik? dediği ? kültür emperyalizmi? nin kucağına   atmaya çoktan hazırdırlar. Yeter ki siz bu oyuna gelmeyesiniz.         Devlet varlığını burada ortaya  koyar. Devletin insan yetiştirme felsefesi vardır. Temelleri, tarihte atılmıştır. Asırların tecrübeleriyle zenginleşerek, olgunlaşarak günümüze ulaşmıştır. Okullar, ilk basamaklardan sonuna kadar, halkın deyimiyle ?adam olma? macerasının  kutsal mekânlarıdır. Buralarda, insanlara, ailelere ve hatta devlete ?Allah´ın emaneti? olan çocuklarımız ve gençlerimiz teslim edilmiştir. Onlarla ilgili her sorumluluk ve vebal, önce devletin sonra diğerlerinindir. Yoksa  ?Dicle kenarında kurdun kaptığı koyunun hesabını ?adl-i İlahi? niçin ?Ömer´den? sorsun ki ? Devlet hem hesap verir hem de hesap sorar. Devlet, sorumluluğunun idrakinde olmak durumundadır. Millî eğitim işlerini tesadüflere ve rastgele denemelere bırakamaz. Devlet ?maarif işlerinde behemahal muvaffak olmalıdır.?        Millî eğitimin her kademesinde yetişmekte olan çocuklarımıza önce temel bilgiler öğretilecek, insan, aile, vatan, dil ve Allah sevgisi kazandırılacak, ana dilini incelikleriyle öğrenebilmesi için onlar güzel metinlere alıştırılacak, kendilerine  maddenin matematiği, geometrisi, unsurları, ilişkileri, farkları ve benzerlikleri örnek ve uygulamalarla tanıtılacaktır. Her seferinde yeni bilgilerle tanışan, çocukluktan gençliğe doğru giden nesiller, ayaklarını yere sağlam basacaklar, neyin ne olduğunu anlamakta ve anlatmakta zorlanmayacak, sağlam ölçülere sahip olacaklardır. Konuşan, yazan, okuyan, dinleyen anlayan, araştıran, değerlendiren bu genç insanların iç âlemlerinin de sağlıklı olması temenni edilir. Devlet dediğimiz ?yüce ideal? bunun için de devrededir. Kim ne durumdadır, kimin en küçük yaşlardan yetişkinliğe doğru ne gibi hâlleri, dertleri, maddî ve manevî sağlık problemleri vardır ? Bu sorulara devlet veya onun adına görevli ve sorumlu olanlar bilmeyecekse kimler bilecektir? Şairin dediği gibi ?Nerden dolacak bu tas nerden ??. Şiirler güzeldir ama sıkıntıları tamamen çözmeye yetmez, belki teselli eder o kadar?Ağrı ise dindirecek şifayı bulana kadar devam eder.       Biz, Cumhuriyetimizin 100. Yılını idrak edeceğimiz 2023´e doğru, ?Peygamber müjdeli Belde-i tayyibe muhteşem İstanbul?un Türk-İslam diyarı oluşunun 600. Yılına ulaşacağımız 2053´e doğru ve nihayet ?Bizans´ın paslı kilidinin Muhammed-Oğuz oğulları Türkler tarafından kırılıp açılarak? millî mührümüzü yeni vatana ebediyyen nakşedişimizin 1000. yılına ulaşacağımız 2071´e doğru yeni ufuklar kazanmamız gerektiğini düşünmekteyiz. Eğitimde, ilimde, sanatta, sanayide, ticarette, hukukta, demokratik hayatta, sporda,?milletimizi çağlar üzerinden aşırarak geleceğin lider ülkesi, adalet ve huzurun timsali, gözyaşlarının silicisi, mazlumların koruyucusu, kimsesizlerin kimsesi, sığınağı olacağı bir mesut istikbale hazırlanması gerektiğini düşünmekte ve bu hayal ile uyuyup uyanmaktayız.       Bizim irfanımızda ümitsizlik yoktur. Yiğit düştüğü yerden kalkar ve yürümeye devam eder. Hatalar düzeltilir, yaralar sarılır, gözyaşları diner, açlar doyurulur, giyimsizler, fakirler sevindirilir. Bunun için her türlü şeffaf tedbirler alınır. Her uygulama milletin gözü önünde ve onun bilgisi dahilinde yapılırsa hayırlı gelişmeler olacağından kimsenin şüphesi bulunmamalıdır. Adalet tecelli etmelidir. Müesseseler sağlıklı ve seri çalışmalıdır. Güven sarsılmamalıdır. Hatalar, düzeltilmek içindir.       Gençler, güven telkin eden ümit verici sözleri severler. Yarım asra yakın zamandır onlarla sınıflarda beraber oldum. Bizden hep müspet, rahatlatıcı, hayata bağlayan, bardağın dolu tarafını da gösteren sözler beklediler. Aksini yapmamız mümkün değildi. Cennet vatanımızın ve 100 milyona doğru giden Anadolu´daki  aziz milletimizin, 300 milyonluk Türk dünyasının ve 2 milyara doğru yönelen İslam âleminin ışığı sevgili Türkiye´mizdir. 8 milyar olması beklenen dünya nüfusu içinde  biz, önemli bir yerdeyiz. Niçin yarının dünyasında belirleyici gücümüz olmasın? Rüyasını görmek yetmez. Çok disiplinli ve çalışkan olmak zorundayız. Yarınki Türkiye´nin ışıklarının parlaması ?Millî Eğitim?deki başarılarımıza bağlıdır. Bir milyon öğretmenin görev yaptığı, 20 milyona yakın çocuk ve gencimizin öğrenim gördüğü okullarımızda daha büyük başarılara imza atılabilir.        Bence bu büyük potansiyel değerlendirilmelidir, şuralarla, kurultaylarla konu hep canlı tutulmalıdır. Kurulacak bir ?Türkiye Öğretmen Akademisi?nde memleketin ilimde, fikirde, sanatta, hukukta, siyasette yetişmiş âlimleri, ârifleri ve tefekkür erbabı, yarınımız demek olan çocuklarımız ve gençlerimizle ilgili her konuyu kamu oyu önünde ortaya koymalı ve değerlendirmelidir..     Ümitvarız. ?Mevla görelim neyler, neylerse güzel eyler??