Burak Boğaç Baykal - Savunma Sanayii Ve Boğaziçi

Son zamanlarda ASELSAN,FNSS, FMCNUROL, BAYRAKTAR,ROKETSAN gibi firmalarımızın savunma sanayiinde göstermiş oldukları başarıları gururla izliyoruz

Abone Ol
Sevgili okuyucular, Bunların geliştirmiş oldukları sistemlerin hem ülkemiz savunmasına hemde ihracatına katkıları oluyor ve bundan mutlu oluyoruz. İktidar da bu başarıların siyasi rantını kullanmak için elinden geleni yapıyor ki hakkıdır. Ancak sizlere başka bir açıdan bakmayı da öneriyorum. Öncelikle bu gelişmeler teknoloji ağırlıklı gelişmeler ki bunları üretirken kullandığımız teknolojileri büyük çoğunlıkla ya ithal ediyoruz,ya da transfer ediyoruz. Bu da orta vadede teknoloji geliştirme noktasında tıkanma riski taşıyor. PARA MI İNSAN MI. Kendi teknolojisini geliştirmek, ancak yetişmiş insan gücü ile mümkündür. Para sorun değildir. Misal olarak, Mercedes alacak paranız varsa teorik olarak Mercedes yapabilirsiniz. Bunu üstünde karı ile size satıyorlarsa, yarı parasına yapabilirsiniz demektir. Bugün Türkiye Cumhuriyeti her silahı alabilecek maddi güce sahiptir. Öyleyse yapacak parası da vardır. Neden herşeyi yapamıyoruz? Teknolojimiz yetersiz. Motorlarda kullanılan kompozit titanyum alaşımları, uydu kontrol teknolojisi, uydu ağı, mikroçipler, lazer silahları vb. Teknolojilerin üretilmesi noktasında henüz çok gerideyiz. Bunları geliştirecek olan da YETİŞMİŞ MİLLİ İNSAN GÜCÜ dür. İnsan gücü nasıl üretilir? Okullarınızda. Doğru bir Milli Eğitim politikanız yoksa insanınız içindeki parlak beyinleri bulup çıkaramazsınız. Eğitim hayatına başlayan çocukların çok çok küçük bir yüzdesi teknoloji üretecek beyine sahiptir. Biraz daha fazlası üniversite mezunu yöneticiler olarak yetiştirilebilir ve daha fazlası da teknik eleman olarak yetişir. Eğitimde fırsat eşitliği, her gencin bilim adamı olarak yetişebilmesi için bir fırsat sunar. Bugün eğer 10milyon öğrenci arasından seçim yaparsanız keşfedeceğiniz parlak beyin sayısı, 60 milyon genç arasından seçeceklerinize göre çok azdır. Tarihimizde Cumhuriyetin ilk yıllarında gelişmemiş köylerimizden çıkan ve ellerine geçen fırsatla okuyarak dünyaca ünlü bilim adamı, ede iyatçı, hukukçu, politikacı olmuş gençler çoktur. ÇÖPE GİDEN BEYİNLER Bu parlak beyinlerin sayısı artacağına azalıyor. Çünkü artık kaliteli eğitime ulaşmak gitgide imkansızlaşıyor. İnternet her bilgiyi sunuyor ama BİLGİ İŞLEMEYİ VE BİLİMSEL DÜŞÜNCE SİSTEMATİĞİNİ ÖĞRETMİYOR. Bunları okuyan gençler de bazısı doğru, bazısı yanlış bilgilerle deyim yerindeyse "savruluyorlar". Parlak beyinlerini de kullanamadan çöpe atıyorlar. AHLAKLI NESİL Ahlaklı bir nesil yetiştirmek adına dini söylemlere yönelildikçe özgür beyinler kısıtlanıyor. Dini eğitimle ahlak, tabular ve sorgulanamaz söylemlerle bilim insanı yetişmesinin önüne set çekiyor. Oysa İslam dininin çağdaş yorumlarında bilime ve özgür düşünceye karşı hiçbir söylemi yoktur. Allah, insanı yaratırken seçme özgürlüğüne ve özgür iradeye özel bir önem atfetmiştir. İnsanın özgürce karar verebilmesi, okuması, öğrenmesi, araştırması Kuran-ı Kerim de defalarca vurgulanır. "Oku" diye başlayan kitap , özellikle insana verilen özgür irade ile doğru ve gerçek olanı seçebilme özgürlüğü verir. Kainatın sırlarını çözecek olan bilim insanları bu noktada dine de hizmet ederler,çünkü kainatın sırlarını çözmek Allaha yakınlaşmaktır. Bugün gelişmiş ülkelerde uygulanan eğitim sistemleri çocukları esrarkeş, alkolik yada ahlaksız yapmıyor. Eğitim de fırsat eşitliği ni yakalamış Almanya, Japonya gibi ikinci dünya savaşı malubu ülkelerin yetişmiş insanları sayesinde bugün dünyanın en refah toplumları arasına girmeleri tesadüf değildir. Kaldı ki Cumhuriyetin ilk yıllarında biz de bu ivmeyi yakalamıştık. Daha sonra , tamamı batı ülkelerinden destek gören ve sonunda" Ilımlı İslam" adını alarak resmileşen politikalarla insan gücü yetiştirmemizin önüne koca bir set çekildi. Bugün Boğaziçi üniversitesinde yaşanan gerilim maalesef bilim insanlarının ve parlak beyinli gençlerin ülkeye ihaneti olarak görülüyor. Oysa bu çok büyük ve ülke için ölümcül bir hatadır.Bakınız bu süreç 1940 larda KÖY ENSTİTÜLERİ nin kapatılması ile başlayan, darbelerle güçlenip 80 lerde YÖK ün kurulması ve sonunda üniversitelerin siyasi erkin arka bahçeleri haline getirilmesi ile devam eden bilimin pranga altına alınması sürecidir. Ben, birçok sol düşünceli arkadaşım gibi bunun kötü bir niyetle yapıldığı düşüncesinde değilim. Örneğin KÖY enstitüleri konusunda zamanın sol iktidarı da suçludur. Bunlar hep birtakım iyi niyetlerle yapılmış ama tarihin yanlış olduğunu ortaya çıkardığı cahilce ve korkakça atılmış adımlardır. Bugün de , sözde daha iyi bir üniversite eğitimi modeli geliştirmek, adına bu yanlışlara devam ediliyor. BİLİMİN ÖZERKLİĞİ Şunu açıkça ifade etmek gerekir ki, bilim insanı pranga ile çalışamaz. Özgür düşüncenin önüne engel konamaz. Bu sebepledir ki dünyanın bilim alanında ileri gitmiş tüm üniversiteleri özerktir. Üniversiteli bilim insanları , sayıca az insandan oluştukları için kendini demokratik yollarla kendilerini koruyamazlar. Bunların nasıl çalışacaklarına da halk çoğunluğu ve politikacılar karar veremez. Evet , üniversitelerin kendi içlerinde bir politika ve hiyerarşileri vardır, ancak bu tamamen kapalı bir sistemdir. Devlet üniversitelere para verir ve bilim üretmesini ister. Bilimin ölçütü uluslararası normlarda üretilen makale sayısıdır. Eğer bir üniversite başarısız ise onun yerine başarılı bir üniversiteyi desteklersiniz. Onların araştırmalarına kaynak aktarırsınız ama o araştırmayı nasıl yapacağını dikte edemezsiniz. Yönetici atayamazsınız. Bu yolla ancak bir siyasi arka bahçe yaratırsınız ama bilim üretemezsiniz. Engellediğiniz bilim insanları ve beyinler kaçar, binalarınızda yalnız kalırsınız. Bunlar hep denenmiştir. Çıkmaz sokaktır. Vakit kaybıdır. Benim nacizane tavsiyem, daha geç olmadan bu yanlıştan dönülmesidir. Bugün kıtalararası balistik füze yapmamızdan, nükleer teknoloji üretmemizden ve aya gitmemizden veya aşı üretmemizden en çok memnun olacak kişi benim. Sağlıklı günler dilerim. (Sosyal Hesabından Alıntı)