Burak Boğaç Baykal
1999´ dan 2019´ a (Sosyal hesabından alıntı)
Daha önce Marmara depreminde ve Düzce de arama kurtarma çalışmalarına destek vermiştik. O günlerde çok az profesyonel ekip vardı. Yıkım bölgesi de çok büyüktü. Heryer , benim ?enkaz kokusu? dediğim ve aylarca burnunuzdan gitmeyen beton, plastik, çürük yiyecek, ceset ve kanalizasyon karışımı bir koku ile sarılıydı. Kimse ne yapacağını bilmiyordu. İzmit de buz pateni tesisi morga dönüşmüştü. Çıkardığınız cesetleri gömüleceği zamana kadar oraya bırakıyordunuz.
O günlerde ve devam eden aylarda depremin nasıl bir yıkım olduğunu birebir yaşadık. Deprem her binayı yıkmıyor, sanki yıkım yolları takip ediyordu. Bir caddenin önce bir tarafını sonra diğer tarafını yerle bir ederken diğer yapılara hiç dokunmadan geçiyordu. Hergün çalıştığımız Sakarya üniversitesi kampüsünden yıkılmış hayalet kente indikçe bu dehşeti tekrar yaşıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorduk.
Zaman geçtikçe yavaş yavaş ilahi bir ceza gibi görünen bu yıkımların sebepleri de anlaşılmaya başladı.
Şehir koca bir bataklığın üstüne kurulmuştu. Bir metre derinlikte su çıkan kocaman bir ovaydı Adapazarı. Gölcük, deniz doldurularak yapılmıştı. Yerkabuğu sallanmaya başlayınca zemin çamur oluyor hiçbir taşıyıcılığı kalmıyordu. Binalar eğer sağlamsa devriliyor ya da batıyor, değilse çöküyorlardı.
Deprem, çamur olmuş zeminde dalgalar oluşturuyor, bu dalgalar birbirlerine karışıyor, bazı yerlerde birleşip on şiddetinde hiçbir binanın dayanamayacağı hale geliyor, bazı yerde ise birbirlerini söndürüp ilahi bir dinginlik oluşturuyorlardı.
Yıkılmamış binalardan yaralılar çıkmıştı çoğu böyleydi. Üstlerine birşeyler düşmüş, dolaplar, televizyonlar, aynalar,camlar insanlara zarar vermişlerdi.
Sağlam bina yapmak yetmiyordu. Doğru yere yapmak gerekiyordu. Yönetmeliklerde gösterilen demir donatıları da yetmiyordu. Yeni yönetmelikler yayınlandı. Arama kurtarma birimleri kurulmaya başlandı.
Ancak kentleri taşıyamadık elbette. Kentleri, yolları, köprüleri, altyapıyı yeniden yapmak zordu. Yine de vatandaş ve devlet elinden geleni yaptı.
Yaklaşan ikinci Marmara depreminin bir provasını yaşadık. Devlet bu depremin altından kalkacak gibi görünüyor. Ekipler hızla organize oldular ve birçok kişiyi kurtardılar. Ancak bu bizi aldatmasın, nüfusun çok daha yoğun olduğu Marmara bölgesinde durum çok daha zor olacaktır. Ulaşım sorun olacak, toplanma alanları yetmeyecektir.
Vatandaşıma şunu önemle söylemek istiyorum: Mümkün olduğunca sağlam zeminli evleri tercih edin. Dere yatağındaki evlere yerleşmeyin. Daha büyük değil, daha sağlam evleri tercih edin. Varsın düzayak olmasın. Çarşıdan uzak olsun ama sağlam olsun. Çok eski binalara güvenecekseniz hiç olmazsa bir mühendis arkadaşımızla gezin, fikrini alın. Duvarlara değil kiriş ve kolonlardaki çatlaklara bakın. İşinizi şansa bırakmayın. Çocuklarınızla ve eşinizle deprem anında ne yapacağınızı konuşun. Hergün saatlerce sosyal medyada arkadaşlarınıza like atıyorsunuz, bir saat de deprem anında ne yapmanız gerektiğini okuyun. Denilenleri uygulayın.
Emin olun çok şey değişecek.