Avrupa neden büyük, biz hala neden AB" nin kapısındayız?

Avrupa neden büyük, biz hala neden AB" nin kapısındayız?

Abone Ol
  Bu iki örneği Ahmet Takan’ın 11 Nisan 2014 günlü, “20 bin lira için de Bakan gider miymiş?” yazısından aldım. Doğruydu yanlıştı, yazarın kendisine ait ama buradan kendimize bir hisse çıkartmak gereğini duydum. Lafı uzatmadan konuya gireyim: İbret-i şahane:1  “İngiltere’nin başkenti Londra’daki lüks evi için aldığı konut kredisi bedelini düşük göstererek yolsuzluk yaptığı iddia edilen Kültür Bakanı Maria Miller, parlamento denetim komitesi tarafından suçlamalardan aklanmış olmasına rağmen, halktan ve milletvekillerinden gelen eleştirilerin devam etmesi sonucu istifa etmek zorunda kaldı. (…) Parlamentoda kendisi savunmak için konuştuğu süre ise 31 saniye.” İbret-i şahane:2 “İspanyol hükümeti, yolsuzlukla mücadelede önemli bir adım daha attı. Adalet Bakanlığı’nın hazırladığı yeni yasa tasarısına göre savcılık tarafından yolsuzlukla ilgili ifadeye çağrılan politikacılar bir sonraki seçim listesinde partilerinden aday gösterilemeyecek…” Gelelim bizim Ülkemize, bizim Bakanlarımıza... Kısaca Kendimize! 90 gün yolsuzluğu, rüşveti konuşmadık mı? İngiltere’de Kültür Bakanı sadece 31 saniye konuşmuş ve iş bitmiş! Kadın Bakan 20 bin liralık evinin değerini düşük göstermiş, mahkeme edilmiş ve de aklanmış… Buna rağmen, “şaibe” söz konusu olduğu için tercih ettiği yol; istifa! Bizdeki uygulama nasıl? Uygulama gariptir: “Benim günahımı ortaya çıkarırsan eğer!” şeklinde tecelli ediyor. Devletin imkânlarını, mebus çokluğunu siyasi güce dönüştürüp yasaları alel-acele çıkarmak... İşte marifetimiz bu! Ad koymak hiçbir zaman zor değil; öncesine “Ergenekon” De... Sonrasına “Paralel yapı” De.. Ne dersen de! İspanya’da da savcıların yetkileri alabildiğince arttırılacakmış, Bizdeki gibi “Benden habersiz hareket edemezsin” Merkezli bir sistemin esamisi olmayacak! Peki kardeşim: Yolsuzluğu sen yaparsan, rüşveti sen yersen, organizeyi sen yaparsan, ne olacak? Olsun, yine benim haberim olacak diyorsun, öyle mi! Avrupa ile Türkiye arasındaki fark böyledir işte; onlarda sadece “Demokrasi” var… Bizde bir adım önde, “İleri demokrasi(!)” var. 12 Eylül 2010 yılında referandum yapmıştık. Neydi maksat? 27 anayasa maddesini değiştirmek! Halk oylaması sonucunda yüzde 58-42 farkla İktidar emeline ulaştı ve HSYK yeni bir çehreye büründürüldü; ancak, 17 Aralık 2013 olayları patlak verince ani hamlelerle Yargı yapısı tekrar değişti. Böylece dünyada eşi benzeri olmayan adımları atarak günahlarımıza yasal kılıflı örtüler çekme hakkını elde ettik. 17 Aralık Pandora’ nın kutusunun açıldığı tarihtir, milattır. Olmasaydı bunlar da olmayacaktı… O halde insanın aklına gelmiyor değil, 12 Eylül’de ABD, Kendi İkiz Kulelerini yerle bir etmeseydi dünyayı işgale yeltenebilir miydi? ABD, o eylemi öyle kahredici boyutlarda gerçekleştirdi ki Dünyanın gözleri önünde hiç kimsenin gıkı dahi çıkmadan terörist yuvalarına(!) yani Afganistan’a, Irak’a girebilmişti. Kısmen benzeştiği için söylüyorum: 17 Aralık olayı ve gelişmeleri sonucunda İktidar büyük kozları elde etti ve haliyle düşünmeden edemiyoruz:  Ya plan büyüktü ya da spontane gelişen Olaylar büyük bir fırsata dönüştürüldü ancak bir hakikattir, Başbakanın deyimiyle, Türkiye artık eski Türkiye değildir. Değerli okurlarım; alem gidiyorken Mersin’e biz gidiyoruz tersine! İngiltere’de, İspanya’da durumlar böyle iken, biz hırsızın yerine polisin, savcının yakasına yapışıyorsak bu kafayla daha çoook 50 yıllar AB kapısında bekleriz. Bu arada Rusya Kırım’ı İlhak etmiş, Ukrayna’ nın diğer yarısına da göz koymuş, Ermeni Soykırım Tasarısı ABD Dış İlişkiler Komisyonundan geçmiş; bunlar kimin umurunda? Cevap verin: Batı mı Büyük, Biz mi?