AL BAŞIMDAN BU SEVDAYI
Aslında kimsenin umurunda değil bu ayrılık. Bu sabah vakti kalbimin acılarını yüklediğim çelik halat önce ellerimi sonra her yerimi kesip kanattı yine. Nefes alabilmek için, boğulmamak için suskunluğuma sığınarak kendimi zar zor attım sahile. Denizden esen rüzgarın serinliği ve dalgaların sesi iyi geldi. Sahilde yürüyorum. Ondan nefret edememeye yazgılı çaresiz kalbimi bir tazı gibi sürüyerek yürüyorum. Asla nefrete dönüşmeyen derin bir çaresizlik çöreklendi yine yüreğime. Bu kasvetten kurtulmak için annemin mezarına gitmek geldi aklıma. Zaman kaybetmeden yola koyulup varıyorum huzuruna. Mezarın üzerinde kurumaya yüz tutmuş otları temizlerken gözyaşlarıma hakim olamıyorum. İçimde kanayan yaramı görmüş gibi acıyarak bakıyor suratıma annem. "Böyle kan revan içinde kim bıraktı seni?" diye sormasından korkuyorum. Bir şey sormuyor. Umursamaz gibi. Ondan bahsetmek istemez gibi.
Annemin göğsünde aniden iri iri güller açıyor. Tüm cesaretimi toplayıp söze başlayacakken acılarımın sızısı susturdu beni. Bir anda annemin göğsündeki dolgun güller bir burgaçla mezarlığın dört bir yanına savruldu. İkimiz birden derin bir sessizliğin çukuruna yuvarlandık. İnsan bazı şeyleri bir ölüye bile neden söyleyemediğini o anda daha iyi anladım. Anladım ki bazı kadınlara bazı kadınlardan ebediyen bahsedilmezmiş. Zaten göğün altına sığdıramadığım şeylerden de bahsedemedim. Hiçbir yere gidemeyen ve kendine dolanan adımlarımdan da bahsedemedim anneme. Aslında annem beni anlıyor ve evladına üzülüyor. Ben susuyorum. Annem zaten lal olmuş. Bekliyoruz öylece. Bir baykuş sesi bozuyor suskunluğumuzu. Toparlıyorum kendimi . O anda, ondan nefret edemeyeceğim gerçeği soğuk bir rüzgar gibi koynuma girip yuvalanıyor .
Yarım kalan şeylerin ölümsüz olduğunu bir kez daha anlıyorum. Yarım kalan konuşmalar, yarım kalan susmalar, yarım kalan bakışmalar ve yarım kalan aşklar... Birazcık nefret edebilsem sanki içime doğru filizlenen burgulu çaresizliğim nihayete erecekmiş gibi geliyor ama olmuyor, yapamıyorum. Pişmanlığım nefret olmadı, öfke olmadı hiç bir zaman. Senden daha acı bir hasretim de olmadı. Bu hayatta hiçbir şeyim az olmadı senin kadar. Nihayet sinirleri alınmış bir kaybediş ile kol kola girerek bir Fatiha okuyup mezarlıktan ayrılıyorum ardımda hiçlikler bırakarak. Yüreğimdeki yalnızlık ve suskunluk dalga dalga genişleyerek sarıyor bedenimi. Ben her zaman olduğu gibi yine suskunluğuma, çaresizliğime tutunarak oradan uzaklaşıyorum. Aşkın en büyük çaresizlik olduğunu sayıklayarak başım önümde sessizce yürüyorum. "Suskun bir ömür." yaftasını boynuma asarak yürüyorum.